Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/617 E. 2023/1848 K. 30.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/617
KARAR NO : 2023/1848
KARAR TARİHİ : 30.03.2023

Taraflar arasındaki inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili, dava dilekçesinde; davaya konu 213 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tarafların babaları olan … tarafından müvekkilleri ile davalıya verilmesinin kararlaştırıldığını ancak, tapu işlemleri sırasında tüm kardeşlere intikalin yapılamayacağı belirtildiğinden müvekkilleri ile davalının da muvafakatiyle adı geçen taşınmazın tapu kaydının davalı adına tescil edildiğini, müvekkillerinin haklarının güvene dayalı olarak sonradan verilmek üzere davalıya verilmesine rağmen davalının devre yanaşmadığını belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adlarına hisseli olarak tescil edilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı, cevap dilekçesinde; taşınmaz maliki babasının yeni bir evlilik yapmadan önce kendisi ve davacılarla anlaşıp bütün mal varlıklarını kendilerine bölüştürdüğünü, herkesin belli bir yer aldığını, kendisinin de davaya konu taşınmazı tercih ettiğini, bu taşınmazı babasından bu şekilde devraldığını, inanç sözleşmesinin yazılı olması gerektiğini ve bu şekilde bir sözleşme yapılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Pazar (Rize) 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.06.2020 tarih ve 2017/332 Esas, 2020/347 Karar sayılı kararıyla; davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 24.05.2021 tarih ve 2021/488 Esas, 2021/483 Karar sayılı kararıyla; “…ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı … inançlı işlemlerin, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemler olup dava konusu taşınmazın maliki olan, tarafların babası …’ın halen sağ olduğu, davacıların, inançlı işlemin tarafı bulunmadığından eldeki davayı açmakta, aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu…” gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1. Davanın amacının inanç olduğunu,

2. Tarafların babalarının güvenerek bu işlemi yaptığını ve taşınmazı davalıya devrettiğini,

3. Müvekkillerinin babalarının öncesinde bu taşınmazı alt soyuna eşit olarak paylaştırmayı amaçlarken tapu işlemlerindeki prosedürden dolayı bu yolu seçtiğini,

4. Babalarının bu durumu tanıklık ifadesinde açıkça belirttiğini,

5. Mahkemece davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,

6. Davalının savunmasında zaten bunu satışa değil taksim olgusuna dayandırdığını, ortada gerçek bir satış işleminin bulunmadığını,
7. Müvekkillerinin davada hukuki yarar ve menfaatlerinin bulunduğunu,

8. Öte yandan tarafların babalarının istinaf aşamasında vefat ettiğini ve dava aşamasında vesayet altında olduğunu ve vasisinin de davalı olduğunu bu hususun dikkate alınması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26 ncı maddesi, “sözleşme özgürlüğü” başlığı altında, “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda sui generis (kendine özgü yapısı olan) sözleşmelerin yaratılması imkân dâhilindedir. “Kanunda düzenlenmemiş herhangi isimli bir sözleşmenin unsurunu içermeyen, tamamen yeni unsurların yeni bir sözleşme yaratmak amacıyla bir bütünlük içinde bir araya getirilmesiyle oluşan sözleşme” (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2020, s.961) olarak tanımlanması mümkün olan bu sözleşmelerden biri de inançlı işlemlerdir (Fahrettin Aral/Hasan Ayrancı: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Ankara, 2021, s.63).

2. Roma Hukukunda aynî teminat oluşturması için yaratılan “fiducia” teriminin günümüzdeki karşılığı olan (Belgin Erdoğmuş: Roma Eşya Hukuku, İstanbul, 2020, s.119) inançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.

3. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak, borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.

4. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.

5. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Husumet, maddi hukuka göre belirlenen ve dava konusu sübjektif hak ile taraflar arasındaki bağa ilişkin olup sübjektif hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı aktif husumet olarak; sübjektif hakkın talep edildiği davalı olma sıfatı ise pasif husumet olarak tanımlanmaktadır. Bir davanın tarafları, davaya konu hakka ilişkin taraf olma sıfatına sahip değillerse, başka bir deyişle, davacı olarak gösterilen kişinin taraf sıfatının olmadığının anlaşılması hâlinde aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilir (Baki Kuru: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2016, s. 173, 174.; HakanPekcanıtez: Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2017, C.1, s. 607). Somut olayda, tarafların babası olan …’ın tanıklık beyanında özetle; dava konusu evi ve araziyi davalıya tapuda satış göstermek suretiyle devrettiğini, bu devir karşılığında herhangi bir para alış verişi gerçekleşmediğini, davalının diğer kardeşleri ile de bir anlaşmaya varıldıktan sonra evin tapuda davalıya devredildiğini, esasen tapu işlemleri esnasında, taşınmazın hisseli olarak devredilmeyeceğinin kendilerine belirtildiğini, devrin bu amaçla yapıldığını belirtmiş olup adı geçen kişinin inanç sözleşmesinin inanan tarafını oluşturduğu ortadadır. Ayrıca tarafların beyanından da bu husus anlaşılabileceğinden davacıların söz konusu işlemin tarafı olmadığından aktif dava ehliyetleri bulunmamaktadır.

3. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

30.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.