YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/617
KARAR NO : 2023/107
KARAR TARİHİ : 18.01.2023
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının tesisat işleri yaptığını ve davalının almış olduğu inşaat alanlarında taşeron sözleşmesi ile asıl işveren konumundaki davalıya iş yaptığını, davalının Kayseri 8. İcra Dairesinin 2018/8875 Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi başlattığını, bahse konu senedin davacıya iş güvencesi olarak verildiğini, taraflar arasında 16/04/2018 ve 27/04/2018 tarihli mutabakatlar olduğun, davacının davalıya senet miktarı olan 300.000,00 TL borcu olmadığını belirterek icra takibinin durdurulmasına, davacının takip alacaklısına borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; senedin teminat amacıyla verildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu, senedin teminat amaçlı olmadığını, davalının borçlu olduğunu ve borcun vadesinde ödenmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacının, dava konusu nakden düzenlenen senedin teminat senedi olduğunu, davalı ise bu senet nedeniyle davacıdan alacaklı olduğunu, senedin teminat senedi olmadığını savunduğunu, davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatıldığını, davacı tarafından davalıya yemin teklif edildiğini, davalının yöntemine uygun yeminli beyanında “Takibe dayanak senedin teminat senedi olmadığı, bu senet karşılığında davalının davacıdan alacağı olduğu” şeklindeki anlatımı karşısında davacının talilde bulunduğu, artık davacı tarafından imzalanan bononun teminat olarak düzenlendiği bedelsizlik iddiasının yazılı delille ispat edilmesi zorunlu olduğundan, dava konusu senet üzerinde teminat kaydının bulunmadığı, davacının senedin ödendiğine ya da bedelsiz kaldığına dair yazılı delil sunmadığı, yemin teklif hakkını kullanması üzerine davalı tarafça usulüne uygun yemin eda edildiğinin anlaşıldığını, dosya kapsamına göre, davacı tarafından imzalanan dava konusu bononun teminat için düzenlenerek davalıya verildiğini ve teminat fonksiyonun kalmadığını usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı anlaşıldığını ve davacının ispatlanamayan menfi tespit davasının reddine karar vermek gerektiğini, İİK’nın 72/3-4. maddesi doğrultusunda davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi için alacaklı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekirken davacının tedbir talebinin reddedildiğini, bu nedenle yasal koşulları bulunmadığından davalının %20’den az olmamak üzere tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkil Türkiye genelinde tesisat işleri yapan bir firma olduğunu, davalı da ihale ile almış olduğu inşaat alanlarında, müvekkil ile alt taşeron sözleşmesi ile anlaşarak tesisat işlerini müvekile veren asıl işveren konumundaki şirket olduğunu, davalı tarafından müvekkil aleyhine Kayseri 8. İcra Müdürlüğünün 2018/8875 Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi başlatıldığını, müvekkilin davalıya karşı söz konusu takip miktarı senet üzerindeki borcu bulunmadığını, davalının icra takibi başlatmış olduğu 24/09/2014 keşide tarihli 25/08/2015 vade tarihli 300.000,00 TL’lik senet müvekkil tarafından davalıya yapacakları işin güvencesi olarak verildiğini, müvekkil firma davalıya karşı Malatya ili Toki 4. bölge 491 konu ve 5. bölge 909 konut inşaatında mekanik tesisat işlerine istinaden verildiğini, müvekkil davalı ile yapmış olduğu bu işlerin karşılığında davalıya güvence olarak senet verdiğini, davalının takibe koymuş olduğu bu senet ise güvence karşılığı verilen senetlerden olduğunu, müvekkil davalıya daha önce de bir çok senet vermiş onların iadesini davalıdan geri aldığını, fakat iş bu takipteki senedi iş yoğunluğu ve tarafların kendi aralarındaki güven ilişkisine dayanarak davalıdan almadığını, davalı bu senedi kötü niyetli olarak takibe koyduğunu, dosya içerisine sunmuş oldukları 27/04/2018 tarihli hesaplaşma mutabakat formlarında tarafların karşılıklı olarak borcu kalmadıkları mutabık kalındığını, söz konusu belge yazılı delil niteliğinde bir belge olmakla birlikte bu delilimiz ile birlikte diğer delilleri ve iddaiları destekler belgelerde dosya içerisine sunulduğunu, bu belgenin neye istinaden dikkate alınmadığı mahkeme kararından anlaşılamadığını, kaldı ki davaya konu senetteki borcum doğum tarihi 25/08/2015 olmakla birlikte hesaplaşma mutabakat formu 27/04/2018 tarihinde imzalandığını, aradan yaklaşık olarak 3 yıl geçtikten sonra imzalanan hesaplaşma mutabakat formu ile müvekkil şirketin davalı tarafa hiç bir borcunun kalmadığını, yazılı delilin mahkemece kabul edilmeme gerekçesinin açıklanması gerektiğini, davalının takip başlatmış olduğu senet 2014 keşide tarihli olduğunu, dökümlerde davalının takip başlatmış olduğu senedin kayıtları deftere işlenmediği ve döküman da yer almadığı görüldüğünü, bu şekilde verilmiş bir borcun ve alınmış senedin normal şartlar altında ticari kayıtları işlenmesinin gerekli ve hatta zorunlu olduğu gözden kaçırılmaması gerektiğini, zaten davalı şirkette bunu ve bu tek yanlı düzenlen fiş v.s belgeler ile alacağını ispatlayamayacağını bildiği için hakkı kötüye kullanarak teminat olarak bırakılan senedi borç senedi gibi ileri sürüp ihtiyati haciz ve kambiyo senetlerine mahsus takip yolunu seçtiğini, davalı tarafın takibe dayanak senedi de bu neviden bir teminat senedi olduğunu, istinaf başvurusunun kabulüne, yerel mahkemenin 2018/556 Esas – 2021/680 Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında toplanan deliller, somut olayın özelliklerine uygun bilirkişi raporu, ilk derece mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davanın niteliğine, dava ve davaya konu icra takibinin dayanağının/konusunun kambiyo senedi vasfında bono olmasına ve bundan dolayı borçlu olmadığını iddia ve talep etmesine göre yazılı ve kesin delillerle ispat yükü kendi üzerinde olan davacının, davaya konu bononun teminat senedi olduğunu ve işbu bonodan ve bonoya dayalı icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığını geçerli ve yeterli kesin delillerle ispat edememesi, sunulan hesap mutabakatı belgesinin içeriğine göre, özellikle dava konusu kambiyo senedi vasfındaki bonoya ve bonoya dayalı başlatılmış dava konusu icra takibine ilişkin borçtan kaynaklanan taraflar arasındaki alacak-borç yönünden davacı lehine kesin bir ibra belgesi vasfında olmaması, davalı şirket yetkilisinin yeminli beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinde, davacı lehine iddialarını ve dolayısıyla dava konusu bono/icra takibinde istenen alacak yönünden davalıya karşı borçsuzluğunu kesin olarak ispata yönelik açık, net ve yeterli yeminli beyan mahiyetinde olmaması nedeniyle ispatlanamayan menfi tespite ilişkin işbu davanın reddine dair mahkemesince verilen nihai kararda yazılı ayrıntılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılık bulunmadığı, bu nedenlerle davacının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Dava konusu bononun 2014 tarihli, dosyaya sunulan mutabakat metinlerinin 2018 tarihli olduğunu, bu mutabakat formlarının bonodan sonra düzenlendiğini,
2.İstinaf incelemesi neticesinde mutabakat metinlerinin kesin bir ibra belgesi vasfında olmadığı değerlendirmesinin hatalı olduğunu,
3.2014-2015 yılı ticari defter kayıtları incelendiğinde senedin bu dönemdeki bir borca ilişkin olmadığının, senet karşılığı davacıya verilmiş 300.000,00 TL nakit bulunmadığının görüleceğini,
4.Söz konusu senedin teminat olarak verildiği TOKİ 4. ve 5. Bölge işleri hakkında 2017 yılı kesin kabulün yapıldığını,
5.Davalının baştan beri savunmasında davacıya borç verdiğini, bu senedi o borçtan kaynaklı aldığını beyan ettiğini, yargılama devam ettikçe savunmasını değiştirerek davacının SGK borçlarının doğduğunu ve işçi işveren arasından doğan borçları ödediğini iddia ettiğini, söz konusu senedin vade ve düzenleme tarihlerinde davacının SGK borç hareketleri veya işçi işveren dosyaları incelendiği taktirde davacının bir borcunun olmadığının açıkça görüleceğini, kaldı ki 2015 tarihinde ödemeleri yapmış olduğu varsayılsa dahi 2018 tarihindeki mahsuplaşmasını izah etmesi gerektiğini,
6.Davalı şirket temsilcisinin yaptığı yeminde çelişkili ifadeler kullandığını, mutabakattan sonra alacak doğduğundan davacıdan alacaklıyız dediğini, 27/04/2018 tarihli mutabakattan sonra doğmuş olan alacağın 24/09/2014 keşide tarihli senede ilişkin olamayacağını,
7.Mutabakattan sonra kendilerine yapılan ödemelerin de bu mutabakatın meşruluğunu desteklediğini, açıklanan nedenlerle kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369, 370 ve 371. maddeleri, 199 ve vd. maddeleri, 225-239 maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470-486 maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 645 vd. maddeleri
3. Değerlendirme
1. Davacı, dava konusu senedin teminat senedi olduğunu, senetten doğan bir borcunun da olmadığını ileri sürmektedir.
2. Davaya konu teminat senedi olduğu iddia olunan senette “nakden” kaydı bulunmakta olup davalı tarafın savunmasını ticari ilişkiye dayandırdığı ve bu ilişki nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürdüğü görülmektedir.
3. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Bononun üzerinde borcun sebebine yönelik bir açıklamanın bulunduğu hâlde alacaklının başka bir düzenleme sebebine dayanması bononun tek taraflı talili neticesini doğurur ve alacaklının ispat soyutluğuna ilişkin avantajı ortadan kalkar. Bu hâlde alacaklı, borçlu ile aralarında bulunan borç ilişkisine dayanak teşkil eden hukuki sebebi ve bunun geçerliliğini ispatlamak durumundadır.
4. Dosyanın incelenmesinde; yemin teklifi üzerine davalı şirket yetkilisi; ” … dava konusu 24/09/2014 keşide tarihli ve 25/08/2015 vade tarihli 300.000,00 TL bedelli senet teminat senedi değildir, aramızdaki ticari ilişki nedeni ile davacı … Ltd. Şti.’den dönem dönem teminat senedi alıp iade ettiğimiz oldu, eksik imalatların yetkilisi olduğum şirket tarafından yapılması, SGK primlerinin ödenmesi, işçi borçlarının ödenmesi gibi dava konusu edilen 300.000,00 TL bedelli senet alacağı dışında davacıdan daha başka alacaklarımız da vardır, ancak davacı şirketin ödeme gücü olmadığından bu alacaklarımızı tahsil etme imkanımız bulunmamaktadır, ben dosyadaki 27/04/2018 tarihli hesap mutabakatını şuan çok net hatırlamıyorum ama davacı şirketle zaman zaman hesap mutabakatı yapıyoruz ancak hesap mutabakatından sonra alacağımız doğmuştur ki bu nedenle davacıdan alacaklıyız” şeklindeki beyanı ile senedin teminat senedi olmadığını ve bahsedilen mutabakat zaptını hatırlayamadığını belirtmiş ise de hesap mutabakatından sonra ticari ilişkiden kaynaklı alacakları doğmuş olduğunu ileri sürmesi karşısında senedin ihdas nedenini talil ederek tek taraflı değiştirmek suretiyle ispat külfetini üzerine almış durumdadır. İspat külfeti hususu dikkate alınarak aralarındaki ticari ilişki ve alacak/borç durumu değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
– MUHALEFET ŞERHİ –
Davalı, davacı aleyhine bonoya dayalı icra takibi yapmıştır. Davacı iş bu menfi tespit davasında söz konusu bononun teminat bonosu olduğunu, davalıya borcunun bulunmadığını iddia etmişse de, mahkeme davanın reddine karar vermiş istinaf mahkemesi de istinaf isteminin reddine karar vermiştir. Davacı- borçlu kararı temyiz etmiştir.
İcra takibinin dayanağı bonoda davacı düzenleyen, davalı ise lehtardır. 24.09.2014 düzenleme 28.08.2015 vade tarihli, üç yüz bin Türk Liralık bononun ihdas nedeni “nakden” dir. Bononun ihdas nedeni nakden olmasına rağmen davacı bononun teminat bonosu olduğunu beyan ettiğine göre bononun tek taraflı talili söz konusudur. Bu durumda senedin teminat senedi olduğunu davacının ispatlaması gerekir. Davacı, bononun düzeleme tarihinden yaklaşık dört yıl sonraki cari hesap mutabakat kayıtlarını ileri sürerek iddiasını ispat etmeye çalışmış, mahkeme ispat çabasını yeterli görmediği için yemin delilini hatırlatması üzerine davalı tarafa yemin tekli edilmiş ve davalı “dava konusu bononun teminat bonosu olmadığını, davacıdan başka alacaklarının da olduğunu ancak ödeme gücü bulunmadığı için alacaklarını tahsil edemediklerini, mutabakat metinlerini hatırlamadığını, zaman zaman hesap mutabakatı yaptıklarını, sunulan hesap mutabakatından sonra alacağımız doğmuş ki davacıdan alacaklıyız.” Şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sayın çoğunluk, davalının “…hesap mutabakatından sonra ticari ilişkiden kaynaklı alacaklarının doğmuş olduğu…” şeklindeki beyanda, senedin ihdas nedeninin bu kez davalı tarafından talil edildiği dolayısıyla davalının alacağını ispatlaması gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmişse de bozma kararına katılmamız mümkün değildir. Şöyle ki;
Öncelikle, senedi davacı taraf talil etmiş, senedin teminat senedi olduğunu ispatlayamadığı gibi, davalıya yemin teklif etmiş, davalı dava konusu bononun teminat senedi olmadığını kesin olarak beyan ettikten sonra, aralarında başka alacakların olduğunu o alacaklarını da tahsil edemediğini, en son hesap mutabakatında da alacaklı olduklarını beyan etmiştir. Davalı tarafın yemin beyanında asla senedin talili söz konusu değildir. Tam tersi, dava konusu senetten sonraki alacaklarından ve bunların tahsil edilemediklerinden söz edilmektedir.
Bu nedenlerle, Yerel Mahkeme Kararının onanması gerekirken bozulmasına karar verilmesine muhalifim.