Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/26248 E. 2022/11163 K. 29.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/26248
KARAR NO : 2022/11163
KARAR TARİHİ : 29.09.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki haksız fiil nedeniyle maddi tazminat davası üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı, dava dışı borçlu hakkında başlattığı icra takip dosyasında, borçlunun taşınmazları üzerine konulan haczin icra memurunun hatalı işleminden dolayı kaldırıldığını, yeniden haciz konulması istemi kabul edildiğinde ise bir kısım taşınmazların satılmış bulunmasından dolayı zarara uğradığını iddia ederek uğradığı zararın davalıya ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, Dairemizin 09/07/2019 gün ve 2018/5425 Esas 2019/3853 karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünün 2014/5273 Esas sayılı icra dosyasında alınan aciz vesikasına karşı açılan davada alınan bilirkişi raporları ile 22/11/2016 tarihi itibariyle davacının gerçek zararının 131.129,22 TL olarak belirlendiği, bozma sonrası alınan bilirkişi raporu ile aciz vesikasında belirlenen bedellerin de aynı olduğu gerekçesi ile davacının gerçek zararının 131.129,22-TL olduğu kabul edilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava, icra memurunun sorumluluğundan kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
Öncelikle belirtilmelidir ki, maddi tazminat, bir kimsenin mamelekinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin; eş söyleyişle, maddi zararın giderilmesi için sorumlu olan şahıs tarafından yerine getirilmesi gereken edadır.
Diğer bir tanımlamaya göre de; tazminat, borçlu tarafından yapılan ve alacaklı mamelekindeki eksilmeyi telafi eden bir edadır.
Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermek durumundadır.
O halde, kişinin malvarlığında veya manevi varlığında ortaya çıkan eksilme olarak tanımlanan “zarar”ın oluşması, ona neden olanın tazminat yükümlülüğünü doğurur.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, “Tazminat Miktarının Tayini” üst başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrası(6098 sayılı TBK’ nun 51. maddesi) ile Hâkimin, olayların özelliklerine ve durumun gereğine göre zararın miktarını tespit edeceği hükme bağlanmıştır. Hal ve mevkiin icabından amaç, somut olayın niteliğidir.
Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir.
Açıktır ki, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder.
Kısaca, tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da o miktarda olmalıdır.
Yerel Mahkemece hükme esas alınan 09.10.2020 havale tarihli bilirkişi raporu; dava konusu edilen zararın ne şekilde oluştuğu ve zarar mevcut ise gerçek zarar miktarının ne olduğu izah edilmeksizin, dava dışı borçlu tarafından açılan Kocaeli 1.İcra Müdürlüğünün 2014/5273 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporundaki tespitler aynen kabul edilmek suretiyle düzenlenmiş olup; soyut nitelikte, denetime elverişli olmayan ve gerçek zararın varlığını ve miktarını tespit edecek nitelikte bulunmamaktadır.
Davacı yanın iddiası borçlunun taşınmazları üzerine konulan haczin icra memurunun hatalı işleminden dolayı kaldırıldığını, yeniden haciz konulması istemi kabul edildiğinde ise bir kısım taşınmazların satılmış bulunmasından dolayı zarara uğradığı iddiasıdır. Bu durumda dava dışı icra memurunun sorumluluğu ikinci kez haciz işlemi tesis edildiği sırada satışı yapılarak elden çıkarıldığı iddia edilen taşınmazların olay tarihindeki değeri kadardır. Daha açık bir anlatımla icra memuru dosya borcunun tamamından sorumluluğu söz konusu olmayacak yalnızca hatalı işlemi tesis etmesinden sonra elden çıkarılarak satışı gerçekleşen veya dava dışı alacaklılar tarafından haciz konulması sebebiyle yapılan satış sonucu elde edilen satış tutarının alacağını tamamen ödemeye yetmemesi durumunda icra müdürlüğünün sorumluluğu söz konusu olacaktır. Ancak icra memuru tarafından hatalı işlemin yapıldığı tarihte icra dosyasındaki alacak miktarı elden çıkarıldığı iddia edilen taşınmazların değerinden daha düşük ise icra memurunun sorumluluğu bu miktar kadar olacaktır.
Belirtilen durumların yanı sıra davacı alacaklının haczinin kaçıncı sırada olduğu da önem arz eden bir diğer durumdur. İlk haciz şerhinin işlendiği tarihte davacı alacaklının kaçıncı sırada olduğu tespit edilerek, icra memurunun hatalı işleminden sonra haciz işlemin kaçıncı sırada olduğu alacağın tahsil imkanının bulunup bulunmadığı da gerçek zararı kapsamını belirlemede önem arz eden bir diğer durumdur.
Bu anlatımlar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gereklerinin yerine getirildiğinden ve zararın oluşup oluşmadığı ve zarar oluşmuş ise kapsamına ilişkin inceleme ve araştırma yapıldığından söz edilemez. Şu durumda Dairemizin; 29/11/2012 gün 2012/8110 Esas 2012/18200 Karar sayılı ve 09/07/2019 gün 2018/5425 Esas 2019/3853 Karar sayılı bozma ilamlarında belirtildiği ve yukarıda açıklandığı üzere davacının gerçek zararının tam ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi için yeni bir bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar vermek gerekirken, zarar kapsamının belirlenmesinde gerçek zarar ilkesine uygun olmayan hesaba dayalı bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 29/09/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.