YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/604
KARAR NO : 2023/1050
KARAR TARİHİ : 09.02.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2165 E., 2022/2311 K.
DAVALILAR :1- … 2- … Toplu Yemek Gıda Kuyumculuk Turizm San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.
FER’Î MÜDAHİL : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 18.11.2015
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 18. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/398 E., 2021/92 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı … ve fer’i müdahil SGK vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer’i müdahil SGK vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı iş yerinde 01.06.1988 – 30.10.1994 tarihleri arasında 403393 sayılı iş yerinde çalıştığını, sigortasının eksik bildirildiğini, daha sonra …’e ait 1106696 sicil sayılı iş yerinde 01.11.1994 – 30.09.1996 tarihleri arasında çalıştığını, sigortasının kuruma eksiksiz bildirildiğini, bu iş yerinden 01.11.2008 – 30.12.2012 tarihleri arasında çalışmasına rağmen kuruma eksik gün bildirildiğini belirterek, eksik bildirilen çalışmaların davalı iş yerlerinde geçtiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiğini, hizmet tespitine ilişkin talebin yasal ve hukuksal tüm incelemeler sonucunda değerlendirilmesi, kurum kayıtlarının aksine eşdeğer nitelikte resmi belgelerle kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “Mahkemece yapılan yargılama, SGK kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; işe giriş bildirgesinin verilmiş olmasının hak düşüm süresini kestiği, davanın yasal süre içerisinde açıldığı, davalı işyerinin talep edilen sürelerde faal ve kanun kapsamında olduğu, duruşmada dinlenen bordro tanıkları … , …, …’ın beyanları ve hizmet cetvellerine göre davacının çalışmasının fiili ve gerçek olduğunu belirttikleri, tanıkların hizmet cetvelleri ile bu hususun doğrulandığı, tanık …’ın komşu iş yeri tanığı, vergi kayıtlarının incelenmesinde, komşu iş yeri olduğu, davacının kurum kayıtları, bordro tanığı ve komşu iş yeri tanığı anlatımları, bilirkişi raporu, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının … ve … şirketindeki çalışmasının fiili ve gerçek olduğunu ispat ettiği, dönem dönem bu işverenlikler tarafından kuruma bildirimde bulunulduğu, davacının çalışmasının blok halinde olduğunu ispat ettiği, işveren tarafından kuruma bildirimde bulunulmadığı görülmüş, kuruma bildirilen süreler ve davacının, dava dışı …,… iş yeri ile ilgili bir talebi bulunmadığından , bu süreler de dışlanarak, davacının tüm dosya kapsamına göre fiili çalışmasını ispat ettiği çalışmalarının gerçek ve fiili olduğu görüldüğünden kuruma bildirilen süreler dışlanarak bordro tanıkları komşu iş yeri tanıklarının beyanlarına itibar edilerek davacının çalışmasının fiili ve gerçek olduğu kanısına varıldığı” gerekçelerine dayalı olarak “Açılan davanın kabulü ile kuruma bildirilen süreler dışlanarak davacının;
01.11.1989 – 31.07.1990 tarihleri arasında 360 gün, günlük 7.500.00 ETL,
01.08.1990 – 31.07.1991 tarihleri arasında 270 gün, günlük 13.800.00 ETL,
01.08.1991 – 31.07.1992 tarihleri arasında 360 gün, günlük 26.700.00 ETL,
01.08.1992 – 31.07.1993 tarihleri arasında 360 gün, günlük 48.300,00 ETL,
01.08.1993 – 31.08.1994 tarihleri arasında 30 gün, günlük 83.250,00 ETL,
01.09.1994 – 01.11.1994 tarihleri arasında 60 gün, günlük 139.125,00 ETL,
ücretle … unvanlı iş yerinde çalıştığının tespitine,
Davacının, … unvanlı iş yerindeki çalışmasının 01.11.1989 – 31.12.2003 olduğundan, bundan önceki dönemin dava dışı 403393 sicil sayılı …,… unvanlı iş yerinde geçmesi nedeni ile, bundan önceki dönemlere ilişkin talebin reddine
Ayrıca kurum kayıtlarına geçen sürelere ilaveten,
1994/12. ayda 30 gün günlük asgari ücretle
1995/1. dönemde 60 gün günlük asgari ücretle …’e ait iş yerinde geçtiğinin tespitine
01.12.1994- 30.12.1994 Tarihleri arasında 30 Günlük sürenin,
01.03.1995 – 30.04.1995 Tarihleri arasında 60 Günlük sürenin,
01.07.1995 – 30.08.1995 Tarihleri arasında 60 Günlük sürenin,
01.09.1995 – 30.09.1996 Tarihleri arasında 390 Günlük sürenin,
01.10.1996 – 30.12.2003 Tarihleri arasında 2610 Günlük sürenin
01.11.2008 – 03.11.2008 tarihleri arasında 2 gün, günlük asgari ücretle, …’e ait iş yerinde geçtiğinin tespitine,
01.12.2008 – 31.12.2008 tarihleri arasında 30 gün, günlük asgari ücretle, … Toplu Yemek Gıda Kuyumculuk Turizm San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. İş yerinde geçtiğinin tespitine,” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … ve fer’i müdahil SGK vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
1.Davalı … istinaf dilekçesinde özetle; Davacının1994-1996 yllları arasında işyerinde çalıştığını, Kuruma da eksiksiz bildirildiğini, Mahkeme tarafından 1996-2003 arasında da çalıştığı görüşü ile hüküm kurulmuş ise de davacının 1995 yılında evlenerek işten ayrıldığını, kendisinin de 2001 yılında işyerini kapattığını, o dönemde en yakın işyeri ile arasında dahi uzak mesafe olduğunu, bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurulmuş ise de, dilekçesinde belirtilen tüm sebeplerle eksik inceleme nedeniyle hükmün bozulmasını talep etmiştir.
2. Fer’i müdahil Kurum vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; “Bilirkişi raporu ile resmi kurum kayıtları göz önüne alınmadan sadece tanık anlatımlarına dayalı olarak davacı lehine tespitte bulunulmuş olup, dosyadaki tanık anlatımları da hüküm kurulmasına yeterli derecede açıklık içermemektedir. İddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece tanık beyanlarına dayanılarak ispatını kabul etmiyoruz. Dosyada dinlenen tanıklar, bu tip davalarda Yargıtay’ın tanıklık edebilmek için aradığı niteliklere sahip değildir. Tanıklar işe giriş ve çıkış tarihlerine ilişkin net bir bilgi vermedikleri gibi, işin sürekli olup olmadığı ve mahiyeti yöntemince araştırılmamıştır.” gerekçeleriyle kararın kaldırılması ve davanın reddini talep etmiştir
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… 18. İş Mahkemesi’nin 14.04.2021 tarihli, 2015/398 Esas- 2021/92 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan feri müdahil Kurum vekilinin ve davalı …’in istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi nin 1 numaralı alt bendi gereğince esastan reddine,” karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer’i müdahil SGK vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Fer’i Müdahil SGK vekili temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu maddesi ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.07.2009 tarihli, 2009/21-286 Esas ve 2009/328 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; Bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantı, karşılığını, dava arkadaşlığı kurumunda bulmaktadır. Dava arkadaşlığı, zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında ve zorunlu dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmekte olup, anılan kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında, mahkemece, bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde, dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın, birden fazla kişi tarafından, birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, bu hak dava konusu edildiği zaman, o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda, zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında, dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.
Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde, kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.
Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında ise, dava arkadaşlığı ihtiyaridir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57. maddesinde; “Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:
a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması.
b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.
c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Şu durumda; maddede açıkça sayılan, dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğmuş olması hallerinde, birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.
Alacaklının müteselsil borçluların tümüne veya bunlardan bazısına karşı alacak davası açtığı hallerde davalı müteselsil borçlular; yine, mirasçılar miras bırakanın borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, birden fazla mirasçıya karşı alacak davası açılması halinde davalı mirasçılar; birden çok kişinin aynı sözleşmeyle borç altına girdiği hallerde bölünebilen bir borç nedeniyle birden çok kişiye karşı birlikte dava açılması halinde, bu kişiler; arasındaki ilişki ihtiyari dava arkadaşlığıdır.
Davanın, birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması haline gelince; aynı sebepten maksat, yalnız hukuki sebep olmayıp, bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır. Örneğin, sebepsiz iktisap hükümlerine göre sorumlu olan kişilere karşı ve haksız fiili birlikte işleyen kişilere karşı birlikte dava açılabilir. Burada da ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166 ıncı maddesinin 4. fıkrasında “Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.”, 2 inci fıkrada da; “Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.”denilmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; iki farlı işverene karşı açılan eldeki dava farklı dönemlere ilişkin hizmet tespiti istemli olup, yasal dayanağını Medeni Kanundan almamakta ve birden fazla işverene karşı farklı dönemlere ilişkin tek hizmet tespiti davası açılması gereğini ortaya koyan herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
O halde, davalı işverenler arasında maddi yada şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığının varlığından söz edilemeyeceği gibi, ihtiyari dava arkadaşlığının varlığını kabule olanak sağlayan unsurlar da mevcut değildir.
Diğer taraftan, kabul edilecek çalışma dönemleri her davalı açısından ayrı bir mükellefiyet doğuracağından talepler arasında da hukuki veya fiili bir irtibat bulunmamaktadır.
Açıklanan durum karşısında, aralarında zorunlu ya da ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmayan davalılara karşı, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunmayan taleplerle tek hizmet tespiti davası açılmasını haklı kılacak açık bir yasal düzenleme ve geçerli hukuksal bir nedenin varlığından söz edilemez. Hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu da gözetildiğinde, mahkemece resen araştırma yapılabileceğinden, yargılamanın sağlıklı olarak yürütülebilmesi ve uyuşmazlığın kolaylıkla çözüme ulaştırılabilmesi için her davalı işveren için açılan davanın ayrılarak karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 167 inci maddesinin “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.” hükmü gözetilerek, iş bu davada hizmet tespiti istemine yönelik davalılar … ile … Toplu Yemek Gıda Kuyumculuk Turizm San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. ‘ne açılan davaların ayrılması her bir dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.02.2023 gününde oybirliğiyle karar verildi.
…