YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/14541
KARAR NO : 2023/305
KARAR TARİHİ : 12.01.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/58 E., 2022/340 K.
vekili Avukat …
MÜTEVEFFA : …
DAVA TARİHİ : 12.08.2013
KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İkinci kez verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiş olup Dairemizce temyiz istemlerinin kabulü ile ikinci kez bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak verilen üçüncü karar davacı SGK vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı SGK Başkanlığı vekili dava dilekçesinde; kurumda 1214518.016 sicil sayılı dosyada işlem gören …’e ait işyerinde çalıştığı sırada 16.08.2012 tarihinde binanın teras katında iken yıkılan bacanın altında kalarak vefat eden kurum sigortalısı …’ın haksahiplerine bağlanan gelir ve ödenen cenaze giderinden oluşan kurum zararının onay ve ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte kazada kusurlu olan davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı …; söz konusu kazada kusurlu olmadığını, kendisinin işyeri çalışanı olduğunu ancak evi bitişikte olduğu için devamlı bir çalışma olmasa da işyerinde bulunduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.
2.
Davalı …,… vekili; müvekkillerinin herhangi bir kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını, ceza davasının neticesinin bekletici mesele yapılması gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI (1)
İlk Derece Mahkemesinin 22.06.2016 tarihli ve 2013/430 Esas, 2016/418 Karar sayılı kararıyla; “Davanın kabulü ile, 50.121,51 TL peşin sermaye değerinin tahsis onay tarihi olan 19.06.2013’den, 326,70 TL cenaze giderinin sarf tarihi olan 01.09.2012 den itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, ” karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı (1)
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 14.03.2017 tarihli 2016/17781 Esas, 2017/2095 Karar sayılı kararında; “Davacı Kurum, 16.08.2012 tarihinde davalı …’e ait özel binanın teras katındaki bacanın yıkımı sırasında, baca enkazı altında kalarak ölen sigortalının hak sahiplerine baplanan gelir ile cenaze giderinden oluşan sosyal sigorta yardımlarını, asıl işveren davalı …, alt işveren davalı … ve asıl işveren vekili davalı …’den 5510 sayılı Yasa’nın 21 ve 23. maddeleri uyarınca rücuan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, 23 üncü madde hükmü de gözetilerek davalılar toplam kusuru %90 alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemenin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı ile, işverenle sigortalı arasındaki ilşkinin niteliği (hizmet sözleşmesi-istisna sözleşmesi) usulünce araştırılıp belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; bu yönünde bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın karar tesisi isabetli görülmemiştir.
Dosya içeriğinden, davalı …’in yurt dışında ikamet ettiği, Türkiye’deki taşınmazların sevk ve idaresinin 15.10.2003 günlü vekaletname kapsamında kızı davalı … … tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı … sigorta müfettişi ifadesinde “Babasına ait binanın giriş katında depo olarak kullanılan dükkanın kiraya verilmesi amacıyla tadilat işlerini yaptırmak üzere fayans ustası olan davalı … ile sözlü olarak anlaştığını, yapılacak işler ve yapılması gerekenlerin anılan davalı tarafından organize edildiğini, kendisinin sadece parayı verdiğini, olay tarihinde davalı … tarafından binanın çatısındaki bacanın sadece kırılması amacıyla getirilen işçinin bacanın altında kalarak vefat ettiğini” beyan etmiştir.
506 sayılı Kanunu’nun 87 inci maddesi hükmüne göre; aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişi olarak tanımlanmış, sigortalıların üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olacağı belirtilmiştir. Maddede “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, tali işveren, taşeron, alt müteahhit, alt ısmarlanan gibi adlarla anılmaktadır. 506 sayılı Kanun yönünden uygulama olanağı bulunmamasına karşın belirtilmelidir ki; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2 inci maddesinde asıl işveren – alt işveren ilişkisi, bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanmış, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun da, asıl işveren, bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi olarak tarif edilmiştir. Aracı kavramı, her şeyden önce, asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve asıl işverene ait iş yerinde veya iş yerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişki taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanabilir ise de, hiç bir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamalıdır. Burada önemli olan yön, asıl işverene ait işin bir bölümünün aracı tarafından görülmesidir. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır. Asıl işveren; 506 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi hükmüne göre, sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olup, asıl – alt işveren ilişkisi için, iş yerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir iş yeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt – asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin, diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise, bulunmamaktadır.
Öte yandan, alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. 506 sayılı Kanun’un 87 inci maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde; varsa ceza dosyası ile sigortalının hak sahiplerince açılmış tazminat dosyaları da celbedilerek, davalı baba … ile kızı … … ve davalı … arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı usulünce araştırılmalı; bu araştırma ve belirlemeden sonra, fayans ustası olduğu söylenen davalı … ile, sadece bacanın yıkımı işi için çalıştırıldığı iddia edilen sigortalı … arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifadeyle hizmet akti-istisna aktinin varlığı (istisna akti olması halinde kurumun rücu hakkı bulunmadığı da gözetilerek) usulünce araştırılmalı ve varılacak sonucuna göre karar verilmelidir.” hususlarına işaret edilerek bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar (2)
İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli 2017/641 Esas, 2019/185 Karar sayılı kararı ile; Mahkememizce davalılar arasındaki ilişkinin iş akdine dayalı olduğu, davalıların işverenlik sıfatı ile meydana gelen kaza sebebiyle vefat eden sigortalının haksahiplerine bağlanan gelirlerden işveren konumları itibariyle sorumlu olduklarından bahisle kabule yönelik hüküm kurulmuş ise de eldeki davada taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi ve belirlenen durumun yasadaki karşılığı itibariyle kurumun davalılara rücu edip edemiyeceği uyuşmazlık konusu olup, bozma sonrasındaki bilgi ve belgelere göre; somut olayda kazalı …’ın davalılar ile bir iş ilişkisi içinde olduğu ve davalıya ait binada çalışırken meydana gelen kaza sonucunda vefat ettiği uyuşmazlık dışıdır. Davalı … …’in, …’nın dava dışı …’in kurum müfettişine verdiği ifadeleri, dosya kapsamı irdelendiği … veya kızı … …’in söz konusu iş dışında bir işyeri bulunmadığı gibi iştiagal alanlarının inşaat tadilat işi olmadığı açıktır diğer taraftan işçi istihdam etmediğinden işveren niteliği bulunmadığı gibi iştigal konusu olmayan bu işte yine kendisi sigortalı çalıştırmadan bölerek ihale suretiyle farklı ikişilere verdiği, eser sahibi, ihale makamı olduğu anlaşılmakla bu yönüyle işverenlik sıfatı bulunmadığı kanaatine varıldığından ortada asıl işveren konumu mevcut olmadığından üst işveren de olmayacaktır. diğer davalı … ise kendi nam ve hesabına çalışan bir kişi olup bu bağlamda … ile ölen … arasındaki ilişki irdelendiğinde kazalı işçinin sadece baca işi için kendi belirlediği iş planı içinde kendi belirlediği yöntem ile çalışması süreden ziyade işin sonucunun önemli olması gözetildiğinde aralarındaki ilişkinin istisna akdina dayandığı” gerekçesine dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir.
C. Bozma Kararı (2)
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalılardan … … ve … vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 17.12.2019 tarihli 2019/5623 Esas 2019/9964 Karar sayılı ilamı ile; Mahkemece verilen ilk hükmün Dairemizin 14.3.2017 tarih ve 2016/17781 E – 2017/2095 K sayılı ilamıyla bozulması üzerine, bu kez davalılar … ve kızı … … in söz konusu iş dışında bir işyeri bulunmadığı gbi iştiagal alanlarının inşaat tadilat işi olmadığından işverenlik sıfatlarının bulunmadığı,diğer davalı …’nın ise kendi nam ve hesabına çalışan bir kişi olduğu ve … ile ölen … arasındaki ilişkinin ilişkinin istisna akdina dayandığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalılar … ve … … tarafından mülkiyeti …’e ait özel bina inşaatında yapılan tadilat nedeniyle işveren sıfatını haiz olmadıkları dolayışıyla davalılar … ve … … ile diğer davalı … arasında istisna akdi bulunduğu açıktır. Fakat Mahkemece davalı … ile müteveffa sigortalı arasındaki ilişkinin istisna akdine dayalı olduğuna dair kabulü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Bu nedenle davalı … ile, müteveffa sigortalı … arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifadeyle hizmet akti-istisna aktinin varlığı usulünce araştırılmalı ve varılacak sonucuna göre karar verilmelidir. Kabule göre de davalı … ve … … hakkındaki davanın reddi nedeniyle bu davalılar lehine yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmaması hatalıdır.” hususlarına işaret edilerek bozulmuştur.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar (3)
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “Kurumun rücu alacağına ilişkin davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesi kapsamında 16.08.2012 tarihinde meydana gelen ve …’ın vefatıyla sonuçlanan iş kazasına bağlı kurum zararından işveren sıfatıyla …’nın ilk bozma kararından sonra talimat yoluyla alınan raporda bilirkişilerin kusur oran ve aidiyeti hususunda “ işveren sıfatına haiz olması halinde …’nın %80 , kazazede işçinin %20 oranda kusurlu olduğu” yöndeki tespitleri dikkate alınarak eldeki davaya konu kurum alacakları yönünden …’nın %80 kusuru itibariyle sonuca gidilmesi gerektiği ” gerekçelerine dayalı olarak, “Davanın kabulü ile;
50.121,51 TL peşin sermaye değerinin 19.06.2013 tahsis onay tarihinden ve 326,70 TL cenaze giderinin sarf tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı …’dan alınarak davacı kuruma ödenmesine,” karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ve davalı … tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; Yerel Mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş olmakla, açılan davada red edilen bir talep bulunmadığı göz önüne alındığında davalı tarafın yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılması gerekirken Hüküm kısmında “4-Davalı tarafça sarfedilen 91,00.TL yargılama giderinin davacı kurumdan alınarak davalı …’ ya ödenmesi ” ne şeklinde karar verilmesinin hatalı olduğu, yine davalı işverenin davaya konu iş kazasının meydana gelmesinde %100 kusurlu olup, Mahkemece %80 oranında kusurlu kabul edilerek karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilerek, yerel mahkeme kararının bu yönleri ile bozulması talep edilmiştir.
Davalı … katılma yolu ile temyiz dilekçesinde; müteveffa … ile arasında işçi işveren ilişkisinin olmadığını, aynı evin fayanslarını yapmak üzere orada bulunduğunu, işinin fayans işi olup, su tesisatı işinden anlamadığını, fayans işlerinin yapılması için ev sahibi ile kendisini malzeme satan …’nın tanıştırdığını, konu ile ilgili ceza yargılamasında hakkında beraat kararı verildiğini, işveren konumunda … …’in yer aldığını beyanla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 16.08.2012 tarihli iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ile ödenen cenaze giderinden oluşan kurum zararının 5510 sayılı Kanun’un 21 inci ve 23 üncü maddeleri uyarınca davalılardan rücuan tazmin edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 21 inci ile 23 üncü maddeleri hükümleridir.
5510 sayılı Kanun’un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile işveren davalının, Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür.
Kusurun belirlenmesinde ise; zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, tazminat davasında verilen kararın güçlü delil oluşturduğu hususu ile ceza davasında belirlenen maddi olguların bağlayıcı olacağı hususu da gözetilmek suretiyle sigortalı ile davalının ve varsa dava dışı kişilerin kusur oran ve aidiyetleri konusunda rapor alınması gereklidir.
Aynı Kanun’un 23 üncü maddesinde ise “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, 21 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir.” hükmü yer almaktadır.
3. Değerlendirme
Eldeki davada, davalı işveren …’nın %80, müteveffa işçinin %20 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek, ıslahen talep gibi davalı … yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan değerlendirme ve kusur incelemesi yetersiz bulunmuş olup, hükme esas alınan kusur raporunun oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Dosyanın tetkikinde, …’e ait binanın tadilat işinin, kendisinin yurt dışında olması sebebiyle adına yasal vekaletle hareket eden kızı … … tarafından, davalı …’ya verildiği, …’nın bu işin yapımında çalışmak üzere kazalı … ve diğer işçi …ile anlaştığı, kazalı …’ın bacayı alt kısmından yıkmaya çalıştığı sırada, yıkılan bacanın altında kalarak vefat etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sigortalının kendi eylemiyle olaya sebebiyet vermesi karşısında kusur oranının daha fazla olması gerektiği açıktır. Nitekim konuya ilişkin ceza yargılamasında, maktül …’ın işverenin bilgisi dışında, kendi işi olmayan baca yıkım işine girişmesi sonucu ölümlü kazanın meydana gelmiş olması nedeniyle ölümünden sanıklar … …, …’nın sorumlu olmadığı kabul edilerek, taksirle ölüme neden olma suçundan dolayı ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece konuya ilişkin ceza dosyasında belirlenen kusur oranları ile eldeki davada hükme esas alınan kusur raporu arasındaki çelişkinin giderildiği, kusurun ayrıntılı bir şekilde tartışılıp değerlendirilecek şekilde olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan ayrın bilirkişi heyetinden yeniden oluşa uygun bir kusur heyet raporu alınarak varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
12.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…