YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11897
KARAR NO : 2009/8161
KARAR TARİHİ : 14.09.2009
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki araca ait şanzumanın değiştirilmesi yada bedelinin iadesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili şirketin araç kiralama işiyle uğraştığını, davalı … Türkiye Ltd.Şti’nin yetkili bayisi olan … A.Ş’den satın aldıkları,… plakalı aracın şanzımanından sesler gelmeye başladığını, aracın garanti süresi içerisinde yetkili servislere başvurulmasına rağmen, şanzıman problemine bir çözüm bulunmadığını, müvekkilince 06.12.2006 tarihli ihtarname ile aracın şanzımanının değiştirilmesi talebinin davalı yanca reddedildiğini, müvekkilinin davalılardan aldığı üç araçta daha aynı sorunların yaşandığını, o araçlarla ilgili davanın derdest olduğunu belirterek … plakalı araca ait şanzımanın orjinali ile değiştirilmesine, bu mümkün olmadığı takdirde bedeli olan 15.092.67 YTL’nin aracın satın alma tarihinden itibaren avans faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, araçta imalat ayıbı bulunmadığını, şanzımandan gelen seslerin karakteristik olup kullanımı engellemeyecek nitelikte olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı … A.Ş vekili, müvekkilinin araç satışını diğer davalının bayii olarak gerçekleştirdiği, diğer davalının cevaplarına aynen katıldıklarını ve aracın satın alma tarihi göz önüne alınarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere göre,davalı … A.Ş’nin süresinde, diğer davalının ise 17.03.2008 tarihli ıslah dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu, aracın 14.11.2003 tarihinde satıldığı, davanın ise 07.05.2007 tarihinde açıldığı, aracın garanti süresinin ise (2) yıl olduğu, bu itibarla BK.nun 202,207/3 ve TTK.nun 25/4.maddeleri uyarınca davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde bulunduğu gerekçeleriyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmayan davalı … Ltd.Şti’nin daha sonraki aşamada ileri sürdüğü bu def’in davacı tarafın itirazı ile karşılaşmasından sonra davalının bu defa ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde bulunup bulunamayacağı noktasındadır.
Davalılardan … Ltd.Şti vekili, cevap dilekçesinde zamanaşımı def’ini ileri sürmemiş, daha sonra 17.03.2008 havale tarihli dilekçesiyle cevap dilekçesini, ıslah yoluna başvurmuş ve ıslah dilekçesinde zamanaşımı savunmasında bulunmuş, davacı ise 31.01.2008 havale tarihli dilekçesiyle bu usuli işleme karşı çıkmıştır.
HUMK.nun 83. ve devamı maddelerine göre davalının da usule ilişkin olarak yapmış olduğu muameleyi tamamen ıslah edebilme hakkı vardır. Ancak genel usul kurallarına göre ıslah yoluyla da olsa kazanılmış haklar ortadan kaldırılamaz. Esasen davalının yapmış olduğu işlem HUMK.nun 83.maddesine uygun bir ıslah da değildir.Çünkü ıslahla ancak usule ilişkin bir işlemin düzeltilmesi amaçlanabilir.
Somut olayda davalının bu istemi usule ilişkin olmayıp buradaki amacı savunmanın genişletilerek davanın reddini sağlamak ve böylece davacı yararına oluşmuş bulunan kazanılmış hakkı ortadan kaldırmaktadır. Buna usulen olanak yoktur. Bu, doğrudan doğruya savunmanın genişletilmesi olup, kazanılmış hakkı ortadan kaldırmaya yönelik bir davranıştır.
Davacı, genişletilen savunmaya açıkça karşı çıktığına ve HUMK.nun 202.maddesi hükmünce davalı cevap dilekçesini hasmına tebliğ ettirdikten sonra onun izni olmaksızın savunma nedenlerini genişletemeyeceğine göre davalı … Ltd.Şti’nin ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin reddi gerektir.
Bu durumda mahkemece, davalı … Ltd.Şti’nin zamanaşımı def’inin reddi ile davanın esasına girilerek yapılacak yargılama sonunda uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.09.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava,davalı tarafça satılan aracın şanzımanın arızalı çıkması nedeniyle değiştirilmesi ya da bedelinin iadesi istemine dayanmaktadır.
Davacı vekili,dava dilekçesinde,müvekkili şirketin araç kiralama işiyle uğraştığını,davalı Opel Türkiye Ltd.Şti’nin yetkili bayisi olan … A.Ş’den satın aldıkları … plakalı aracın şanzımanından sesler geldiğini,garanti süresinde yetkili servislere başvurulmasına rağmen,bir çözüm bulunamadığını,müvekkilince davalı tarafa 06.12.2006 tarihli ihtarname ile aracın şanzımanının değiştirilmesinn istendiğini,bu talebin davalı tarafça reddedildiğini,davalıdan alınan başka üç araçta da aynı sorunların yaşandığını,o araçlarla ilgili davanın derdest olduğunu,dava konusu araca ait şanzımanın orijinali ile değiştirilmesini,olmadığı takdirde bedeli olan 15.092.67 YTL’nin aracın satın alma tarihinden geçerli avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili,araçta imalat ayıbı bulunmadığını,şanzımandan gelen seslerin karakteristik olup kullanımı engellemeyecek nitelikte bulunduğunu, belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı … A.Ş vekili,müvekkilinin araç satışını,diğer davalının bayii olarak gerçekleştirdiğini,aracın satın alma tahini dikkate alındığında zaman aşımı nedeniyle davanın reddini istemiştir.
Mahkemece,toplanan delillere göre,davalı … A.Ş’nin süresinde,diğer davalının ise süresinden sonra,17.03.2008 tarihli ıslah dilekçesiyle aracın satıldığı tarih ile davanın açıldığı tarih arasında ve garanti süresi de dikkate alınarak zaman aşımının BK’nun 202,207/3 ve TTK’nun 25/4.maddeleri uyarınca davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde bulunduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlı,cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmayan davalı … Ltd.Şti’nin daha sonraki aşamada ileri sürdüğü bu def’in davacı tarafın savunmanın genişletilemeyeceği itirazı ile karşılanmasından sonra davalının bu defa ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Zamanaşımı def’i, HUMK’nun 187. maddesinde tahdidi olarak sayılan ilk itiraz sebeplerinden hiç birisi arasında da yer almamaktadır.
Islah,taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir.(HUMK’nun m.83 )
Medeni Usul Hukukumuzda iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı geçerli olduğundan, iddia ve savunma, karşı tarafın rızası olmadan değiştirilemeyeceğine göre, böyle bir durumda karşı taraf muvafakat etmediği zaman davacı usule ilişkin noksanlığı ancak ıslah yolu ile düzeltebilecektir.
Islah için,ıslahta bulunacak tarafın bu konudaki iradesini beyan etmesi gerekir. Bu beyan iradesi karşı tarafa tebliğ edilecek dilekçe ile olabileceği gibi,celse sırasında sözlü beyanla da olabilir.Kural olarak, ıslah tek taraflı ve açık bir irade bildirimi ile yapılır ve tekemmül eder.Islahın tamamlanması, ne karşı tarafın, ne de mahkemenin kabulüne bağlı değildir.
HUMK’nun 84.maddesi,ıslahın,tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar ve ancak bir defa yapılabileceğini belirtmektedir.
Adil yargılanma hakkı,uluslararası metinlerde değişik şekilde ifade edilmiş olmakla birlikte,bunların içerisinde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde yer alan adil yargılanma hakkı(m.6),özel bir öneme sahiptir.
Türkiye’nin de taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6.maddesi adil yargılanmayı tanımlamaktadır.”Fair Trial” teriminin tam olarak Türkçe’ye çevirisi “hakkaniyetli yargılama” veya “hakkaniyete uygun yargılama”dır.
Anayasanın 36.maddesinde açıklandığı gibi;“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılama hakkına sahiptir” hükmü ile TBMM Anayasa Komisyonu,değişiklik gerekçesinde bu değişiklikle Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dahil edilmiştir..
Anayasanın 90/son fıkrasında;”Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
Hükmünden de,Türkiye Cumhuriyetinin katıldığı ve taraf olduğu milletlerarası antlaşma ve sözleşmelerin kanun hükmünde olduğu kabul edilmiştir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinin “Adil Yargılanma” kavramı hukukun doğru işleyişi için gereken pek çok boyutu içinde barındırır.
Bunlar arasında ise, en önemlisi,iddia ve savunmada tarafların delil sunma ve yargılanma ile ilgili maddi ve usul hukuku hükümleri bakımından eşit statüde bulunmalarıdır.Yani bir davaya taraf olan herkesin diğer taraf karşısında kendisini önemli ölçüde dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda,iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmesidir.Bu açıdan taraflar arasında adil bir denge sağlanmalıdır.
AİHS’nin 6.maddesi,hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşmesi için,yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin,savunma hakkının yeterince ve tam kullanılmasıyla uyumlu olması gereklidir.
Bunun sonucunda,davada tarafların ileri sürmek istedikleri iddia ve savunmalarında belirttikleri hususları ileri sürerken, iddia ve savunma silahlarının eşitliği ilkesi gereğince,hakkaniyet ölçülerini de göz önünde bulundurmaları gereklidir.
Bu ilke,mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar arasında bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında korunması anlamına gelir.
Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları tam olarak yerine getirilirse,medeni usul hukukunun amaçları arasında yer alan, sübjektif hakkın sağlanması mümkün olacak,objektif hukukun uygulanması tam olarak gerçekleşecek, gerçeğe ulaşma ihtimali artacak, bu çerçevede sosyal … ve hukuk barışı da korunmuş olacaktır.
HUMK’nun, 74.maddesince,hakim tarafların iddia ve müdafaa talepleri ile bağlı olup,kural olarak başka bir şeye hüküm veremez .
Taraflarca hazırlanma ilkesi,tasarruf ilkesinden ayrı bir ilke olmakla beraber,onunla da bağlantılı bir ilkedir.Tasarruf ilkesi davanın konusu, başlaması ve sona ermesi ile ilgili iken,taraflarca getirilme ilkesi, davadaki delillerin mahkemeye sunulmasıyla ilgilidir. HUMK’nun 75.maddesi uyarınca,hakim,”…iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya iddia sebeplerini re’sen nazarı dikkate alamaz.”
“4721 sayılı TMK’nun 1. maddesi;…kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa,hâkim örf ve adet hukukuna göre,buda yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verebileceğini,hâkim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanabileceğini,”
Yine,aynı yasanın 2.maddesi;…bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzenin korumayacağını,”
Belirtmiştir.
Cevap dilekçesinde, başka savunma sebeplerini ileri sürmüş olmasına rağmen,zamanaşımı def’ini ileri sürmeyi unutmuş olan davalı tarafın, davacının savunmanın genişletilmesine izin vermemesi nedeniyle, davalının bu itirazını ileri sürmesinden mahrum kalması,adil yargılanma, hakkaniyet ve iyi niyet kurallarına uygun düşmeyecektir.
Bunun sonucu olarak;yargılamayı yürüten hâkimin,TMK’nun 1.ve 2.maddelerini göz önünde bulundurarak, AİHS’nin 6. maddesi ile Anayasanın 36 ve 90’ıncı maddelerini de dikkate alarak,davasını takip eden davalının cevap dilekçesinde ileri sürmeyi unuttuğu zamanaşımı def’ini içeren ıslah dilekçesini, davanın devamı sırasında ve mahkemece hüküm kuruluncaya kadar ki süreç içerisinde mahkemeye sunulması halinde,usulü kazanılmış hak engeliyle karşılaşmadan,mahkemece kabul edilmesi ve buna göre hüküm kurulması adaletin gerçekleşmesi bakımından yerinde olacağı düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan görüşüne katılmadığımdan kararın onanması gerektiği kanaatindeyim.