YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2049
KARAR NO : 2023/161
KARAR TARİHİ : 11.01.2023
MAHKEMESİ : …Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret
Taraflar arasındaki tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.01.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin istediği an geri ödeneceği ve yüksek faiz garantilerine inanarak Yimpaş Grubu’na 28.01.2000’de 28.500,00 DM, 01.02.2000’de 10.000,00 DM, 17.03.2000’de 61.500,00 DM, 20.06.2000’de 3.000,00 DM olmak üzere toplamda 103.000,00 DM yatırdığını, kendisine paravan ve davalı şirketlerin ortağı görünen Yimpaş Verwaltungs Gmbh’ye ait makbuz verildiğini, bu şirketin adı ve makbuzu kullanılarak toplanan paraların ve tüm malvarlığının davalı şirketlere aktarıldığını, içinin boşaltıldığını, iflas ettirildiğini, davalı …’ın yönetim kurulu başkanlığını yaptığını, tüzel kişilik perdesinin arkasına saklandığını, davanın bir yanı ile haksız fiile dayandığını, müvekkilinin kandırıldığını ileri sürerek 103.000,00 DM (52.663,06 euro) karşılığı 155.076,91 TL’nin tahsil tarihinden itibaren işletilecek en yüksek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının Almanya’da kurulu Yimpas Verwaltungs Gmbh’ye ortak olduğunu açıkça belirttiğini, müvekkillerinde bir ortaklığının bulunmadığını, davalı şirketlerin kimseye istendiğinde iade veya yüksek faiz taahhüt etmediğini, iradeyi bozan sebeplere dayalı davanın engelin kalktığı andan itibaren derhal ve en geç işlem tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini, davacının yabancı şirkete ortak olduğunu belirttiği tarihler gözetildiğinde davanın 14 yıl sonra açıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü fıkrasında (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 125 inci) maddesinde öngörülen 5 yıllık genel dava süresinin geçtiğini, müvekkili …’a karşı ileri sürülen iddia ve taleplerin bir dayanağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, davalı şirket ve yetkililerinin Yimpaş Verwaltungs GmbH Şirketi üzerinden yüksek kar vaadi ile istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradelerini fesada uğrattığı, haksız fiil hükümleri çerçevesinde davacının zararından davalıların sorumlu olduğu, davaya dayanak belgedeki meblağın doğru hesaplanmadığı, dava tarihindeki kur esas alınarak alacağın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 103.000,00 DM karşılığı 154.250,10 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar:
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri:
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; faizin tahsil tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan savunma ile itirazların değerlendirilmediğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkil şirketlerde herhangi bir ortaklığının bulunmadığını, dava dilekçesinde de Yimpas Verwaltungs GmbH Şirketine ortak olunduğunun açıkça kabul edildiğini, yurt dışında kurulu bulunan şirket ortağının Türkiye’de kurulu olan şirketlerden ortaklık payının iadesini isteyemeyeceğini, davacının yurt dışında kurulu bulunan şirkete ortak olmadığı veya ortaklığının geçersiz olduğu tespit edilmeden bu davanın açılmasında hukuki yararının bulunmadığını, dava ve taraf ehliyeti koşullarının gerçekleşmediğini, kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, müvekkili …’ın uyuşmazlık konusu olayda herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç:
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketlerin anonim pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ancak borsada işlem görmeyen anonim ortaklık niteliğinde olduğunun dosya içerisinde yer alan yazı cevabından anlaşıldığı, bu durumda 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (6362 sayılı Kanun) 16 ncı maddesi hükmünün somut uyuşmazlıkta uygulanamayacağı, davacının yatırdığı parayı yüksek faiz getirisi getireceği ve istediği her an geri ödeneceğine inandırılıp davacı üzerinde güven telkin edildiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu, işbu alacak davasının da yasal süresi içerisinde açıldığı, makbuzlardan ve banka dekontundan davacının dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh’ye para verdiğinin anlaşıldığı, yurt dışında kurulu dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh adlı şirket ile Türkiye’de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Türkiye’deki mukim Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketlerin haksız fiil hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı olan davalı …’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden hisse senedi talep formu, hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemi hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirketler ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulduğu, Mahkemece taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, davacının dava dilekçesinde 103.000,00 DM (52.663,06 euro) karşılığı 155.076,91 TL’nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müteselsilen tahsilini talep ettiği, haksız fiilden kaynaklanan davacı alacağının haksız fiil tarihi olan tahsil/ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte hüküm altına alınması gerektiği, davacının DM cinsinden ödeme yaptığı, alacağı TL cinsinden istediği, yargılama sonunda tespit edilen DM karşılığı euro alacağının davacının TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL’ye çevrildiği, davacı yanın dava tarihine kadar euronun TL karşısında değer kazanmasından faydalanmasından ötürü, artık bu aşamadan sonra geçmiş döneme ait faiz alacağını talep ve dava hakkı bulunmadığı, aksi hâlde, anılan kur esas alındıktan sonra geriye dönülerek ödeme tarihinden faiz işletilmesine karar verilmesinin davacının haksız kazanç sağlamasına (Türk Lirasına uygulanan faiz oranı ile yabancı paraya uygulanan faiz oranı gözetildiğinde) yol açacağı, alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yabancı para borcunun aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki kur karşılığı üzerinden TL olarak ödenmesinin istenebileceğini, müvekkilinin alacaklı olarak yabancı para alacağının TL karşılığını istemek konusunda seçimlik hakkı bulunduğunu, faizin tahsil tarihinden itibaren işletilebileceğini, Mahkemenin faizin talep edildiğini dikkate alarak temerrüt tarihini belirlemesi ve ona göre faizin başlangıç tarihini belirlemesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının “faizin tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi” olarak düzeltilerek onanmasını, düzeltilerek hüküm tesisi yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi hâlinde kararın bu yönü ile kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkemesine geri gönderilmesini istemiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin Kurul kaydına alınmış pay sahipliği itibariyle 6362 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi kapsamında halka açık şirket olduğunu, konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, Mahkeme tarafından zamanaşımının dava tarihi itibari ile başlayacağı şeklinde hüküm tesis edilmesinin yürürlükte olan, olmayan hiçbir hukuk kuralı ile bağdaşmadığını, zamanaşımı kurumunun tamamen işlevsiz hale getirildiğini, zamanaşımı def’inin dürüstlük kuralına aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini, davacının müvekkil şirketlerden Yimpaş Gıda San. ve Tic. A.Ş.’de hissesinin bulunduğunu, müvekkilinin eski ortakları arasında yapılan hisse devirlerine şirketçe onay verildiğini, somut olayda haksız fiil şartlarının oluşmadığını, müvekkilleri hakkında dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık gibi bir suçtan dolayı kesinleşen herhangi bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, müvekkili …’ın uyuşmazlık konusu olayda herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, Yimpas Verwaltungs Gmbh’nin düzenlediği makbuzlar karşılığı ödenen paranın davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.818 sayılı Kanun’un 41, 55 ve 60 ıncı maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 321 ve 336 ncı maddeleri.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (YİBHGK) 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin davalı şirketler hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
3. Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
4. Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).
5. Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)
6. 818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
7. Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
8. 818 sayılı Kanun’un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, Ayşe: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)
9. Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
10. 818 sayılı Kanun’un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
11. Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
12. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
13. Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
14. Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
15. Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/253 E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK’ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/121 E. sayılı dosyasında SPK’dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/188 E., 2011/475 K. sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre’de bulunan Yimpaş Group A.G.’ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 28.03.2012 tarihli ve 2012/721 E. ve 2012/33114 K. sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
16. Bu itibarla, davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, dosyaya ibraz edilen makbuzların 2000 yılını içerdiği, bu tarih ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek Mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalılar vekilinin davalı şirketler hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazının REDDİNE,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.