Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2008/6549 E. 2009/2005 K. 19.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/6549
KARAR NO : 2009/2005
KARAR TARİHİ : 19.03.2009

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih :

Taraflar arasındaki istirdat- tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkilinin oğlu ile davalı banka arasında genel kredi sözleşmeleri imzalayan, davacının taşınmazlarını … veren ve onu müteselsil kefil olarak borçlandıran … … …’ın ipotekler ve sözleşmeleri düzenleme tarihinde akıl hastalığının anlaşılıp, hukuk ehliyeti haiz olmadığından mahkemece … …’ın bankaya müteselsil borçlu ve müteselsil kefil olmadığına karar verildiğini, ancak bu arada davacının Denizli ve İstanbul Pendik’te … olan taşınmazlarının davalı yanca icra yoluyla satılıp bunlardan bir kısmının parasının bankaya aktarıldığı gibi bir kısım taşınmazların bankaya iade edildiğini, ayrıca banka ile varılan mutabakat çerçevesinde bankaya parada yatırıldığını belirterek, taşınmazların davalı adına tescilinin devamı halinde aynen iadesine, aksi halde davalıya ödenen bedelin (toplam 250.000.00 YTL) ödeme tarihlerinden reeskont faizi ile iadesine, cebri icra yolu ile ödenmek zorunda kalınan miktarın maddi semerelerinden yararlanmamasından kaynaklanan şimdilik 25.000.00 YTL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığını, kredilerin teminatı olarak verilen taşınmazların bulunduğu yerde dava açılması gerektiği gibi, davacının oğlu ve şirket ortak ve yöneticisi olan … … … ile banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerine istinaden nakit para kredisi kullandırıldığını, kredilere teminat olarak da davacıya ait olan taşınmazların bankaca … alındığını, vadesinde borçların ödenmemesi üzerine icra takibine başlandığını, bir kısım … taşınmazların satışının gerçekleştirildiğini, kalan borcun davacının temsile yetkili kıldığı dava dışı … … tarafından bankaya ödenmesi ile satılmayan kredi teminatı olan taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin de kaldırıldığını, paranoid şizofreni olduğu iddia edilen şahsın kredi kullanım tarihlerinde hastalığı olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, mahkemenin 2004/722 E-697 K sayılı “… iptali bakımından dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, davacı …’ın banka ile … Tic.Ltd.Şti. arasında düzenlenen kredi sözleşmeleri nedeniyle davacının oğlu … … …’ın vekaleten sözleşmeleri imzaladığı tarihlerde ve halen hukuki ehliyeti haiz olmadığından bu sözleşmelerden dolayı davacının davalı bankaya müşterek borçlu, müteselsil kefil olarak borçlu bulunmadığının tespitine” ilişkin kesinleşen kararı, tapu kayıtları, banka yazıları, kredi sözleşmeleri, toplanan delillere göre, istemin taşınmazların davalı adına tapuda kayıtlı olduklarının belirlenmesi halinde aynen iade, olmadığı takdirde ödenen bedelin istirdadı ile elde edilmeyen semerelerin tahsili istemine ilişkin olduğu, tapu kayıtlarından dava tarihi itibariyle banka adına kayıtlı taşınmaz bulunmadığı, bu nedenle aynen iade isteminin mümkün olmadığı, taşınmazların aynı ile ilgili davanın dava tarihindeki tapu kayıtlarına göre konusu bulunmadığından davalı vekilinin yetki itirazının kabul edilmediği, sözleşme tarihlerinde ve halen akitleri imzalayan davacının oğlu … … …’ın hukuki ehliyeti haiz olmadığının belirlendiği, TMK.nun 15.maddesine göre kural olarak tam ehliyetsizlerin hukuki işlemlerinin hükümsüz olduğu, ancak bunun istisnalarından birinin TMK.nun 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması ilkesi olduğu, tam ehliyetsiz kişinin yaptığı hukuki işlemin tam ehliyetli, normal zekalı insan gibi hareket ederek yapılmış hukuki işlem niteliğinde ise tam ehliyetsizlik ileri sürülerek hukuki işlemin geçersizliğinin kabul edilemeyeceği, somut olayda davacının oğlu … … …’ın … A.Ş’nin kurucu ortağı ve idarecisi olarak hareket edip davalı bankadan değişik tarihlerde şirket adına krediler alıp, kullanılmasını sağladığı, kredilerin geri ödenmemesi üzerine davacının … taşınmazları yönünden icra takiplerine başlandığı, davacının davalıya yaptığı ödemelerin hukuki ehliyeti olmayan oğlunun geçersiz işlemleri sonucunda olduğunu belirtip, yaptığı ödemelerin iadesini istediği, davacının hukuki ehliyeti bulunmayan … … …’ın annesi olup, oğlunun akıl hastası, dolayısıyla tam ehliyetsiz olup olmadığı en iyi bilebilecek konumda olduğu halde oğluna noterden vekaletname vererek … oluşturmasını sağladığı, kredilerin alınıp kullanılmasından sonra geri ödeme aşamasında … …’nin tam ehliyetsiz olduğunu belirtip, hukuki işlemin geçersizliğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olup, bu durumu yasanın koruyamayacağı, Pendik’teki taşınmazların … akdini bizzat davacının … veren olarak imzaladığı, davacının kendi isteğiyle imzaladığı resmi akit tablosunun oğlunun tam ehliyetsiz olduğunu ileri sürüp, geçersizliğini ileri süremeyeceği, bankaya 150.000 YTL’nin davacının vekili tarafından ödenip iadesi de istenildiği halde banka dekontlarından ödemenin şirketler adına yapıldığının anlaşıldığı bu suretle davacının ödemeleri bizzat davacının yaptığının kanıtlanamadığı yatırılan paraların faizi ve maddi semerelerden yoksun kalınması nedeniyle 25.000.00 YTL tazminat isteminin ise haksız işgal ya da haksız tahsilat olmadığından yerinde olmadığı gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-İİK.nun 72/6.maddesine göre borçlu menfi tespit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa davaya istirdat davası olarak devam edilir. Başka bir anlatımla borcun ödenmesi üzerine menfi tespit davası kendiliğinden (kanundan ötürü) istirdat davasına dönüşür. Ancak, mahkemece belirtilen yasa kuralı gözetilmeden menfi tespite karar verilip istirdat yönünde bir hüküm kurulmaması ve menfi tespit davasının da davacı lehine sonuçlanıp, kesinleşmesi halinde ayrı bir istirdat davası açılması mümkün olup, daha önce verilip kesinleşen menfi tespit ilamı, istirdat davasında kesin delil (HUMK.nun 295/1 md.) teşkil eder.Bu durumda istirdat davası, borcunda tamamen ödenmesinden itibaren bir yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra açılmış olsa bile (İİK.md.72/7’ye göre) süre aşımından dolayı reddedilmez; çünkü, bu istirdat davası ayrı görülse bile daha önce sonuçlanmış olan ve İİK.nun 72/6.maddesine göre kendiliğinden (kanundan ötürü) istirdat davasına dönüşmüş bulunan menfi tespit (daha doğrusu istirdat) davasının devamı niteliğindedir. Bu nedenlerle somut olay bakımından davalı vekilinin süreye ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. (Prof.Dr…., Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, sayfa 191 vd.)
2-Davacının temyizine gelince; dava konusu borçlarla ilgili olarak açılan ve birleştirilerek görülen menfi tespit davaları sonucunda, menfi tespit kararında belirtilen sözleşmelerden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş ve bu karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi daha önce verilen ve kesinleşen menfi tespit kararı istirdat davasında kesin delil (HUMK. 295/1md) teşkil eder. Buna göre istirdada hükmedilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde ret kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin süreye ilişkin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.