YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6202
KARAR NO : 2023/674
KARAR TARİHİ : 06.02.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : …Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki adi istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.04.1976 tarihinde vefat eden tarafların mirasbırakanı …’ın imar ve ihya ettiği 845 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması ile dava dışı Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini, Maliye Hazinesinin taşınmazı daha sonra dava dışı üçüncü kişilere devrettiğini, davalının taşınmazı kendisinin imar ve ihya ettiği iddiası ile dava dışı Maliye Hazinesine karşı açtığı …. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas sayılı davasının sonucunda 2013/69 sayılı kararı ile, dava dışı Hazine’nin davalıya 2.243.000,00 TL tazminat ödemesine karar verildiğini, kararın infazı için…İcra Müdürlüğünün 2012/8056 sayılı dosyasında 5.181.789,33 TL bedelli takip başlatıldığını, taşınmazın mirasbırakan …’tan intikal ettiğini ve davalının Maliye Hazinesinden tahsil ettiği tazminat bedelinde müvekkilinin mirasçı olması nedeniyle 3/20 oranında miras payı bulunduğunu ileri sürerek 777.268,00 TL bedelin faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin geçtiğini, taşınmazın imar ve ihya ile edinildiğini, taşınmazı mirasçıların kendisine bıraktığını, kesin delil niteliğindeki …. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı kararıyla taşınmaz bedelinin tarafına ait olduğuna karar verildiğini, davacının talep ettiği miktarın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli duruşmadaki ara kararı ile davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığına karar verilmiş; yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının bedelini tahsil ettiği taşınmazın mirasbırakan tarafından imar ve ihya edilmiş olması gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf başvurusunda, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, davacının taşınmazın bedelinde hakkı olmadığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, taşınmazın zilyedinin müvekkili olduğunu, tanık beyanlarının da savunmalarını doğruladığını, bedelin ve faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile …Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı davasına konu olan taşınmazın imar ve ihyasının mirasbırakan tarafından başlatılarak tamamlandığı ve taşınmazın mirasbırakandan kaldığı dolayısıyla davalı tarafından tahsil edilen taşınmaz bedelinde davacının miras payı oranında hakkı bulunduğu hususları sabit görülmüş; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 29.02.2016 günlü bilirkişi ek raporunda davalının icra dosyasında yaptığı tahsilattan davacının miras payına denk gelen 714.027,44 TL bedele hak kazandığına ilişkin tespiti ve davanın açılmasından sonra tahsil edilen miktara tahsil tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yerinde bulunarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz başvurusunda, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, davacı lehine hükmedilen tazminat bedelinin asıl alacağa işletilen faiz miktarını, müvekkilinin tahsil etmediği vergileri, müvekkili tarafından sarf edilen vekalet ücretlerini ve masrafları içerdiğini, hesaplanan tazminatın hatalı ve fahiş miktarda olduğunu, tazminata hükmedilecek olması halinde dahi ana para alacağı olan 2.243.600 TL’den müvekkili tarafından yapılan masrafların indirilerek bulunacak miktarın hüküm altına alınması gerekeceğini, mahkemece hükmedilen tazminatın müvekkilinin icra takibinde tahsil ettiği meblağdan davacının miras payına denk gelen miktardan bile daha yüksek olduğunu, müvekkilinin kendi vekiline ödediği 885.000,00 TL vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilen tazminattan indirilmediğini, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, 18.03.2016 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinin dikkate alınmadığını, davacı tarafından ilgili tazminat dosyasının hiçbir külfetine katlanılmadan bütün nimetlerinden yararlanıldığını, müvekkilinin yıllarca davayı takip ederek tazminatı elde ettiğini, davanın Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci ve 3 üncü maddelerine aykırı olduğunu, mirasbırakanın ölümünün üzerinden 37 yıl geçtiğini, davacının kendisinden beklenen özeni göstermediğini, tanıkların da taşınmaz zilyetliğinin kendisinde olduğunu belirttiklerini, mirasçılar arasında taksim yapıldığını, müvekkilinin taşınmazdaki zilyetliğini kendi adına sürdürdüğünü, ilgili tazminat dosyasında 29.05.2005 tarihli keşifte dinlenen tanıklar … ve …’ın da taksim olgusunu doğruladıklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, mirasçılar arasında adi istihkak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü maddesi ile 994 ve 995 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü maddesine göre; malik, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabilir. İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir. İstihkak davası, ayni bir hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz.
3. Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanununun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 994 ve 995 inci maddelerinin uygulanması mümkündür.
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 994 ve 995 maddelerinde, iyiniyetli zilyedin geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
5. Türk Medeni Kanunu’nun 676 ıncı maddesi gereğince, miras taksim sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu kuralın istisnası ise, Kadastro Kanunu’nun 15 inci maddesinde düzenlenmiştir. Kadastro Kanunu’nun 15 inci maddesi uyarınca, tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.
6. Taksim sözleşmesinin mirasın taksimi ve paylaşımının bitirilmesi amacını taşıması da gerekir. Taksim sözleşmesi kesin, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde taksim amaç ve iradesini içermelidir. (Ali İhsan Özuğur, Türk Medeni Kanununundan Önce ve Sonra Miras Hukuku, Seçkin Yayınevi, Cilt II, 4. Baskı, sayfa 2515)
7. Miras taksiminde ana ile çocuk arasında menfaat zıddiyeti olduğundan, çocuk reşit olup, bu işleme icazet vermedikçe taksim sözleşmesi hukuki sonuç doğurmaz. (Özuğur, s. 2524; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.03.1998 gün E.2663- K.3884)
8. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2015/14078 Esas, 2016/6413 Karar ve 30.05.2016 tarihli kararı, “Davacı vekili, davalının murisin hesabından farklı tarihlerde haksız olarak tahsil edilen bedellerin miras payına mahsuben davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, TMK’nın 639 uncu maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
TMK’nın 639 uncu maddesi gereğince “Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır.” Bu hükümde davacı mirasçının soybağı uyuşmazlığı yahut mirasçılık sıfatına dair bir çekişmenin giderilmesi söz konusudur. Bu durumda uygulanacak zamanaşımı açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak dosyamızın incelenmesinde tarafların mirasçılık sıfatına dair herhangi bir çekişme mevcut olmayıp istem, murise ait hesaptan davalı tarafından çekilen bedelin tahsili istemine ilişkin olup adi istihkak niteliğindedir. Adi istihkak davasında ise zamanaşımı süresi söz konusu değildir.
Bu itibarla mahkemece davanın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.”
9. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/615 Esas, 2018/5557 Karar ve 12.09.2018 tarihli kararı, “Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hakim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. (TMK m.637/1)
Terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı dava açan yasal veya atanmış mirasçının mirasçılıkta üstün hak iddiası bulunmuyorsa, açılan dava adi istihkak davasıdır. TMK 639 maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin adi istihkak davasında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mal mevcut olduğu sürece zamanaşımı yoktur.
Davacılar mirasbırakanın ilk eşinden olan altsoyu, davalılar ise murisin ikinci eşinden altsoyudur. Davalılar davada davacı tarafın mirasçılık sıfatına itiraz etmemiştir. Tarafların mirasçılık sıfatları üzerinden uyuşmazlık bulunmadığından miras sebebiyle istihkak davasından söz edilemez. Bu durumda davacıların 1186 parsel sayılı taşınmazdaki kamulaştırma bedelinden kaynaklanan talepleri bakımından; mirasçılar arasındaki adi istihkakta zamanaşımı söz konusu olmayacağından mahkemece davanın esası hakkında inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile zamanaşımdan dolayı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
10. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2020/ 4422 Esas, 2021/2624 Karar ve 08.04.2021 tarihli kararı, “Dava, istihkak nedeni ile aynen iade isteğine ilişkindir… İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir.
İstihkak davası bir ayni hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz.
743 sayılı Medeni Kanun’un 618 inci maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 994 ve 995 inci maddelerinin (743 sayılı Medeni Kanun’un 907 ve 908 inci maddelerinin) uygulanması mümkündür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 994 ve 995 maddelerinde (743 sayılı Medeni Kanunun 907 ve 908. maddelerinde de benzer şekilde), iyiniyetli zilyedin, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir.”
11. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2021/1172 Esas, 2022/6225 Karar ve 25.10.2022 tarihli kararı, ” Zilyetliğinin haksız olduğunu bilen veya gerekli özeni sarf etmiş olsa bunu öğrenebilecek olan zilyet iyi niyetli zilyet olmayıp, kötü niyetli zilyettir. “
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olayda, davanın mirasçılar arasında adi istihkak davası olması karşısında davanın zamanaşımına uğraması söz konusu değildir. Kaldı ki ilk derece mahkemesince 07.11.2013 tarihli duruşmadaki ara karar ile davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığına karar verilmiş olduğundan davalı vekilinin zamanaşımı süresinin geçtiğine ve zamanaşımı definin değerlendirilmediğine ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
3. Öte yandan, davalı …. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı davasındaki dava dilekçesinde, taşınmazın imar ve ihya olgusunun mirasbırakan …’ın sağlığında tamamlandığını, mirasbırakanın ölümü ile zilyetliğin kendisi tarafından malik sıfatı ile sürdürüldüğünü öne sürmüş ancak mirasçılar arasında taksim yapıldığından bahsetmemiştir. …. Asliye Hukuk Mahkemesince keşifte dinlenen tanıkların, taşınmazdaki imar ve ihya ile zilyetliğin 1955 ila mirasbırakanın öldüğü (04.04.1976) tarihe kadar mirasbırakan tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmiş olmaları karşısında mirasbırakanın öldüğü tarih itibari ile imar ve ihya olgusunun tamamlandığı ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının da gerçekleştiği, dolayısıyla taşınmazın mirasbırakandan kaldığı anlaşılmıştır.
4. Her ne kadar davalı vekili, temyiz dilekçesinde mirasçılar arasında taksim yapıldığı savunmasında bulunmuş ise de, cevap dilekçesinde mirasçılar arasında taksim yapıldığı savunmasında bulunmamış, sadece mirasçıların taşınmazı kendisine verdiklerini belirtmiştir. Yukarıda ilgili hukuk bölümünün 6 ncı maddesinde de açıklandığı üzere, taksim sözleşmesinin mirasın taksimi ve paylaşımının bitirilmesi amacını taşıması gerekir ve taksim sözleşmesi kesin, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde taksim amaç ve iradesini içermelidir. Oysa ki mirasbırakanın ölümü tarihinde davalının 15, davacının 19, dava dışı mirasçılardan …’nin 40, …’nin 13, …’nin…’in 5 yaşında oldukları ve mirasçılardan …’in tanık olarak verdikleri ifadelerinde miras taksim olgusundan ve iradesinden bahsetmedikleri dikkate alındığında davacı aleyhine mirasçılar arasında geçerli bir taksimin varlığı kabul edilemez. …. Asliye Hukuk Mahkemesince icra edilen 29.05.2005 tarihli keşifte dinlenen tanıklar … ve …’ın soyut ve genel beyanları da aksini kabule yeterli değildir.
5. Ayrıca davalının, … Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada taşınmazın imar ve ihyasının mirasbırakanın sağlığında tamamlandığını açıkça beyan ettiği, mirasçılar arasında taksim yapıldığı iddiasında bulunmadığı, mirasbırakanın imar ve ihyasına ve eklemeli zilyetliğine dayanarak taşınmazın bedelini elde ettiği, mirasbırakanın ölümü tarihinde bir kısım mirasçıların yaşları, temyiz incelemesine konu dosyadaki tanık beyanları, miras taksiminin davalı tarafça ispatlanamaması, davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin mirasçılar adına sürdürülmüş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının iyiniyetli olmayan zilyet konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun 995 inci maddesi uyarınca, davalı, elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olup; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilecektir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince hükmolunan tazminata ilişkin hesaplama yerindedir. Davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazları da haklı görülmemiştir.
6. Sonuç olarak, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.