YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9349
KARAR NO : 2022/8553
KARAR TARİHİ : 28.12.2022
MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, ilk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, davacının istinaf isteminin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine dair verilen karar yasal süresi içinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 10/05/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı … vekili Avukat …. ile temyiz edilen davalı … vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen … gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı.
Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulü ile önceki günlü geri çevirme kararı ile getirtilen evraklarla birlikte dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü.
I. DAVA
Davacı, uzun yıllardan beri yurt dışında yaşadığını, 36385 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kayınvalidesi … tarafından Hollanda’da çıkarılan bir yasa sebebiyle 11/12/1997 tarihinde kendisine devredildiğini, kayınpederi olan …’nin ise baskı ve tehditle kendisini satış vekaletnamesi düzenlemeye zorladığını, dava konusu taşınmazın 09/06/2016 tarihinde davalı …’a, onun tarafından da 01/08/2017 tarihinde davalı …’ye devredildiğini, bu devirden yurt dışından Türkiye’ye izne gelen kayınvalidesi … sayesinde haberdar olduğunu, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, hileli işlemler ile taşınmazın devrinin sağlandığını ileri sürerek, satışın iptaline ve taşınmazın adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı …, dava konusu taşınmazı 1975 yılında satın aldığını, Hollanda’da kaldığı için taşınmazın o dönem birlikte yaşadığı …. adına tescil edildiğini, …’nin daha sonra taşınmazı 11/12/1997 tarihinde kötüniyetli olarak davacıya devrettiğini, davacı …’in ise bu olaydan rahatsız olduğunu ve devir için vekaletname düzenlediğini, davacının vekaletnameyi verdiği tarihte henüz gelini olmadığını, oğlu ile evlendikten sonra davacının kendisini ikinci bir vekaletname ile vekil tayin ettiğini, davacı ile oğlunun 2015 yılında ayrıldıklarını ve Hollanda’da boşandıklarını, bu evliliklerinden iki çocukları olduğunu, davacının boşandıktan sonra 10/07/2015 tarihinde devir sözleşmesi yaptığını, hiçbir zaman kendisine baskı, tehdit ve hileli bir davranışının olmadığını, aksine davacının dava dışı …’nin baskı ve tehdidi ile bu davayı açmak zorunda kaldığını belirterek davanın reddini savunmuş; diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, iddianın usulünce kanıtlanamadığı kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddialarının davalı … tarafından baskı, korku ve hileli davranışlar sonucunda elde edilen vekillik görevinin kötüye kullanılmış olması ve davacıya herhangi bir bedel ödenmeksizin dava konusu taşınmazın satışının yapılması olduğunu, ancak Mahkemece vekillik görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususlarının irdelenmediğini, eksik ve hatalı karar verildiğini, taşınmazın, davacının kayınvalidesi … tarafından emekli ikramiyesi ile satın alındığını, daha sonra davacıya devredildiğini, taşınmazın, vekalet görevi kötüye kullanılarak davacının bilgisi ve iradesi dışında devredildiğini, devrin ilk önce davalı …’ya daha sonra davalı …’e yapıldığını ve herhangi bir ödeme yapılmadığını, taşınmazın davacının elinden hileli davranışlarla alındığını, tanıkların iddialarını desteklediğini, davalı …’nın vekalet görevini kötüye kullandığını bilebilecek durumda olduğunu, vekil ile çıkar ve iş birliği içinde hareket ettiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesince; davacı tanıklarının, temlike esas vekaletnamenin baskı, tehdit ve aldatma ile alındığı yönünde herhangi bir beyanlarının bulunmadığı gibi satış ile ilgili net bilgilerinin de olmadığı, davacı tarafından aksi iddia edilmeyen, davalı tanığı … tarafından içeriği doğrulanan, “inanca bağlı taşınmazları muhafaza ve gerekirse devir” başlıklı sözleşmede davacının dava konusu taşınmazın davalı …’e ait olduğunu ve bedelsiz olarak devir edileceğini kabul ettiği, iddianın usulünce kanıtlanamadığı davacının istinaf isteminin HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi, vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.2.2. TMK’nın 6. maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”, HMK’nın 190/1. maddesinde; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” düzenlemeleri yer almaktadır.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın (IV./3.) no.lu bendinde yer verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesine göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 20.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacı vekili için 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin ve aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının davacıdan alınmasına, 28/12/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.