Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2008/4756 E. 2008/6197 K. 05.06.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4756
KARAR NO : 2008/6197
KARAR TARİHİ : 05.06.2008

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davalının avans yatırmak suretiyle 7.3.2005 tarihinde yapmış olduğu satış talebi, kıymet takdiri yapılmadan satış talep edilemeyeceği gerekçesiyle 10.3.2005 tarihinde icra müdürü tarafından reddedilmiş olup, bu karara karşı şikâyet yoluna başvurulmamıştır. Satışın reddine ilişkin icra müdürü kararının bu şekilde kesinleşmesi nedeniyle, geçerli bir satış talebinin varlığından söz edilemez. Mahkemece bu husus gözetilerek davalının haczinin düşüp düşmediği konusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 05.06.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi
-KARŞI OY YAZISI-

Sayın çoğunluğun saygın görüşüne göre icra müdürlüğünün kararına karşı şikayet yoluna gidilmediğinden satışın reddi kararı kesinleştiğinden satış talebi geçersiz olduğundan bahisle ve gerekçesiyle yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Aşağıda belirtilen nedenlerle sayın çoğunluğun kararına katılamamaktayım.
1- Haczedilen malların ne kadar süre içinde satışının talep edileceği İİK’ 106 madde hükmünde tespit edilmiş ve aynı Yasanın 110. madde hükmü ile de bu müddet içinde satış talebinin olmaması halinde haczin kendiliğinden kalkacağı anılan maddelerin gerekçelerinde açıkça gösterilmiştir. Bir malın satılması İİK 106.madde hükmünde öngörülen süreler içinde istenmez veya satış talebi geri alınıp bu müddetler içinde yeniden satış istenmez ise o mal üzerinde haciz kalkacaktır. İİK’ nun 110.madde hükmüne göre yalnızca haciz düşer. İcra takibi etkilenmeyecektir.
2-İİK’ nun 106.ve 110.madde hükümlerine göre haczin kaldırılmasına yönelik kararların İİK’ nun 363.maddesi kapsamında temyiz kabiliyetini tartışmak gerekirdi.
3-Davalının kesin haczi 24.03.2003 satış talebi ise 07.03.2005 olup, satış talebi ile birlikte 500 YTL’ nin dosyaya girmesi ile İcra Müdürlüğü tarafından 10.03.2005 tarihinde ise “Kıymet takdiri yapılmadı. Yapılmadan satış istenemez.”gerekçesiyle satış talebinin reddine karar verildi.
4-Trabzon 1.İcra Dairesinin 03/879 Esas sayılı takibinde davalı vekili 11.03.2003 günlü talebi üzerine 17.03.2003 tarihinde İİK’ nun 78.maddesi gereğince borçluya ait taşınmaz payına 1.haciz konulduğu ve yukarıdaki 3 nolu fırkaya göre avansın davalıya iade olunduğu ve ilk haczin konulduğu bu dosya ve takibe göre sıra cetvelinin tanzim olunduğu 3.İcra Dairesinin 03/5366 Esas sayılı takibi ile de 14.01.2005 tarihinde satış istenildiği ve 19.04.2005 tarihinde borçluya ait taşınmazın ihale yolu ile satıldığı için satışın ayrıca talep edilmesinin gerekmediğine ve 1.İcra Dairesinin 03/879 Esas sayılı takibinde haciz ve satış tarihlerinin İİK.106 maddesine göre süresinde olduğundan hükmün bu gerekçelere göre anılan madde hükümlerine uygun olduğu açıktır ( Y. 13 H.D 01.03.2007 gün 11711-1959K.).
5-İki yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise haciz düşmeyecektir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır ( M.Oskay- C.Koçak İİK şerhi 07 Ank. sh. 3046 Y.19 H.D. 04.12.2001 gün 8906 Esas 8078K.).
İİK’ nun 106 maddesinde haczolunan taşınmazın iki yıl içinde satışının istenilmesi aksi takdirde haczin düşeceği öngörülmüş olup, mahcuzun başka bir takipten dolayı satışının yapılması halinde, satış tarihi itibariyle iki yıllık satış isteme süresinin geçmemiş olması kaydı ile haczin düşmesinden söz edilemez.
Satış isteme süresi ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesinden sonra işlemeye başlayacağı açıktır (a.g.e. sh. 3044).
İşte, bağlama kuralının belirtilen kırılma noktalarına göre şu şekilde oluşmakta; ve süresiz şikayete bağlı olan somut olaya göre değerlendirmenin yapılması gerektiğine bakılmadan ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı şikayetin işbu dava ile getirilmiş de bulunduğu açıktır.
Şikayet konusu işlemin bir hakkın yerine getirilmesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı yapılacak şikayetlerin süresiz bulunduğu hususunun somut olayımızda uygulama yeri olmasına göre icra müdürünün işleminin işbu dava ile ayrıca şikayet de edilmesine göre olayın çözümü ve sonuçlandırılmasının gerektiği görülmeli ve uygulama ile ilmi inançlardaki açıklamalar gereğince değerlendirme yapılmalıdır.
Yargıtay uygulamalarına göre en önemli kriter, yasaların, tarafların, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatinin korunması için konulmuş emredici(amir) hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olup bu nitelikteki icra müdürünün işleminin süreye bakılmaksızın incelenmesi gerekecektir, şeklindedir. ( a.g.e. sh. 140, 141) (Y. 12.H.D.5.12.2003 gün 21261/24743 K.)
a)Kıymet takdiri kesinleşmeden satış yapılmamakla birlikte, kıymet takdiri yapılmadan da satış istenebilir. Diğer bir deyişle kıymet takdirin yapılmaması sadece satışın yapılmasını engelleyecek ; oysa satış talebini engeller görüşün mutlak butlanla batıl bir görüş olduğu, icra müdürünün red kararının ayrıca İcra Hakimliğince iptalinin talep ve dava edilmesine gerek dahi olmadan re’ sen nazara alınması anılan madde hükümlerine uygun olacaktır.
b)Trabzon 3.İcra Müdürlüğünün 03/5366 Esas sayılı dosyasından 14.01.2005 tarihinde taşınmaz satışının istenildiği ve satışında 10.04.2005 tarihinde yapılmasına göre haczin düştüğünü belirtmek yanlış olacaktır.
Belirtilen bu nedenlerle ve süresiz şikayet hakkına sahip olan davalının aleyhindeki bu karara karşı İİK.’ nun 16.maddesine göre şikayet yoluna gitmemesi ile icra müdürünün kararının iptal ettirilmemiş olmasının hakkın özü olan İİK’ nun 106 ve 110. maddeleri gereğince satış talebinde bulunmadığı şeklinde, yorumlanamayacağından sayın çoğunluğun saygın görüşüne karşı oyumdur.