Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2008/10526 E. 2009/4067 K. 06.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/10526
KARAR NO : 2009/4067
KARAR TARİHİ : 06.05.2009

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı … ve vek.Av. … ile davalı vek.Av. …’nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ve avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı vekili, davalı banka elemanlarının müvekkilinin bilgisi ve talimatı olmaksızın müvekkili adına krediler açtıklarını ve bu işlemler sonucunda müvekkilinin davalıya 75.464,78 TL. borçlu gösterildiğini, ayrıca 1.233,36 TL. faiz borcundan da sorumlu tutulduğunu; borçların ödenmesi için kendilerine ihtarname gönderildiğini; banka müfettişlerince yapılan incelemelerde açılan kredi sözleşmelerinin bir kısmında müvekkilinin imzasının hiç bulunmadığını, diğerlerindeki imzaların ise müvekkiline ait olmadığını, buna rağmen müvekkilinin adının TC. … Bankası’nda tutulan listeye bildirildiğini ve müvekkilinin mağdur edildiğini, sahtecilik işlemi yapan banka personelinin tutuklandığını ileri sürerek banka kayıtlarındaki borçluluk kaydının silinmesini, takibe girişilmemesi için tedbir kararı ile toplam 76.693,74 TL. borçlu bulunmadıklarının tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili kredi işlemlerini yapan … isimli personel hakkında kamu davası açıldığını, ancak bu dava sonucunda oluşacak kanaate göre işlem yapılabileceğini; nitekim müvekkili banka müfettişleri tarafından yapılan incelemeye göre de davacının 76.693,74 TL. borçlu olduğunun tesbit edildiğini, bununla birlikte kredilerin müşterinin talimatı ile adı geçen tarafından kullanılmış olabileceği, dolayısıyla davacının borçtan sorumlu tutulup tutulamayacağının kesin tesbiti için adı geçen personelin ifadesine başvurulmasının gerektiğinin ve müşterinin itirazı ile ilgili olarak mahkeme kararı doğrultusunda işlem yapılabileceği kanaatinin ortaya çıktığını; diğer yandan kredilerin takip hesabına aktarılmaması nedeniyle davacının hukuki yararının bulunmadığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece hukuki yararın dava şartı olduğu, davacının aleyhine açılacak bir davada bu iddiaları savunma vasıtası olarak ileri sürebileceği ve yapılacak bir takibin davacının itirazı ile duracağı, bu itibarla davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İcra takibinden önce borçlunun menfi tesbit davası açabilmesi için, öncelikle korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması şarttır. Alacaklı tarafından borçluya borcun ödenmesi istemini içeren ihtarname gönderilerek, takip yapılacağının bildirilmesi durumunda hukuki yararın bulunduğu kabul edilmelidir. Bu durumda mahkemece esasa girilerek müfettiş raporları ve dava dışı banka görevlisi hakkında açılan kamu davası nedeniyle saptanan maddi vakıalar da dikkate alınarak bir karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde hüküm oluşturulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 625.00.-TL duruşma vekalet ücretinin, davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.05.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.