YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/1307
KARAR NO : 2023/1391
KARAR TARİHİ : 20.02.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/963 E., 2022/2311 K.
FER’Î MÜDAHİL : Sosyal Güvenlik Kurumu vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 12.11.2019
KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 16. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/436 E., 2021/480 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin TRT Genel Müdürlüğü … Bölge Müdürlüğüne bağlı olarak prodüksiyon yardımcısı ve prodüksiyon amiri olarak istisna akdi ile çalıştığını, istisna akdinin hizmet akdi olarak değerlendirilmesi gerektiğini, … 2. İş Mahkemesinin 2012/73 Esas, … 9. İş Mahkemesinin 2015/183 Esas sayılı dosyasında yapılan tespitler, SGK Başkanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı müfettişi tarafından düzenlenen 17.12.2007 tarih 56/SR/28 sayılı rapor ile TRT Genel Müdürlüğünde istisna akdi ile çalıştırılan kişilerin çalışma şekli usul esaslarının incelenmesi sonucu ilişkinin hizmet akdi ilişkisi olduğundan sigortalı sayılmaları gerektiğinin tespit edildiğini, bu nedenle müvekkilinin TRT … Bölge Müdürlüğünde hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının ve sigorta başlangıç tarihinin 18.10.1994, bitiş tarihinin 26.09.1997 olarak tespiti ile bu hizmetlerinin diğer hizmetleri ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili Kurum arasında İş Kanunu anlamında sözleşme söz konusu olmamakla birlikte hizmet tespit davalarının hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerektiğinden hak düşürücü sürenin resen dikkate alınmasını, davaya konu çalışma döneminde yapılan tespitlerde davacının çalışmalarına rastlanılmadığını, davacı ile bir hukuki ilişki olsa dahi bu hukuki ilişkinin hizmet akdi değil ancak istisna akdi olarak nitelendirilmesi gerektiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekili, davacının tespitini istediği süre ile ilgili olarak hak düşürücü sürenin re’sen dikkate alınması gerektiğini, davacının 13.12.1993 tarihi itibariyle 4/a sigortalısı, 29.09.1997 tarihi itibariyle 4/c sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığını, davacının 8882.035 sicil nolu işyerinden bildirilmiş herhangi bir hizmetine rastlanılmadığını, davacının çalışma iddiasını resmi ve yazılı belgelerle ispatlaması gerektiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıya ait işyerinin 01.01.1970 tarihi itibari ile 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, müvekkili ve müvekkili ile aynı durumu yaşayan diğer işçilerin, davalı Kurum ile aralarındaki ilişkinin hizmet akdi ilişkisi olduğunu ve bu hususa ilişkin düzenlenen 17.12.2007 tarih ve 56/SR/28 sayılı raporda da bahsedildiği üzere, sigortalı sayılmalarının gerektiğinin tespit edildiğini, müvekkilinin yaptığı işlerde ve çalışma şeklinde hiçbir değişiklik olmaması neticesiyle davalı Kurum bünyesinde istisna akti ile yapmış olduğu çalışmasının, emsal işçilerde sayıldığı gibi aynı şekilde sigortalı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin davalı Kurum nezdinde çalıştığına ilişkin iddialarının tanıkların beyanları ile ispatlandığını, ancak davalı Kurumun bünyesinde çalışan işçilerin akitlerinin çoğunda; Sigorta numaraları, Bağ-Kur numaraları, açık kimlik bilgileri ve nüfus kayıt bilgileri gibi bilgiler yerine, işçilerin sadece isimlerinin yer aldığı belgeleri saklamış olup, 2000 yılı öncesi akitlere ilişkin verilere ulaşılamadığını, davalı Kurumun gerekli belgeleri fer’i müdahil SGK Başkanlığına vermemesi halinde açıkça anlaşıldığı üzere hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceğini, Kurumun eksik belge saklamasından dolayı oluşan kusurundan müvekkilinin sorumlu tutulmaması gerektiğini beyanla, eksik araştırma ve inceleme sonucunda karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
HMK 355 inci maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan incelemede; dava dosyasındaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, vakıa ve hukuki değerlendirme ile özellikle, 17.12.2007 tarih ve 56/SR.28 sayılı müfettiş raporunda ismi bulunmayan davacı yönünden hak düşürücü sürenin kesilmeyeceği, 29.09.1997 tarihinde 5434 sayılı Kanun kapsamında 4/c sigortalı bildiriminin öğretmen olarak başka bir kamu kuruluşundan bildirildiği, iş bu davanın hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan itibaren başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerektiğinden hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği gözetildiğinde; delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davanın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu belirgin olup, ayrıca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıya ait işyerinin 01.01.1970 tarihi itibari ile 506 sayılı Kanun kapsamına alındığı, müvekkili ve müvekkili ile aynı durumu yaşayan diğer işçilerin, davalı Kurum ile aralarındaki ilişkinin hizmet akdi ilişkisi olduğunu ve bu hususa ilişkin düzenlenen 17.12.2007 tarih ve 56/SR/28 sayılı raporda da bahsedildiği üzere, sigortalı sayılmalarının gerektiğinin tespit edildiğini, müvekkilinin yaptığı işlerde ve çalışma şeklinde hiçbir değişiklik olmaması neticesiyle davalı Kurum bünyesinde istisna akti ile yapmış olduğu çalışmasının, emsal işçilerde sayıldığı gibi aynı şekilde sigortalı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin davalı Kurum nezdinde çalıştığına ilişkin iddialarının tanıkların beyanları ile ispatlandığını, ancak davalı Kurumun bünyesinde çalışan işçilerin akitlerinin çoğunda; Sigorta numaraları, Bağ-Kur numaraları, açık kimlik bilgileri ve nüfus kayıt bilgileri gibi bilgiler yerine, işçilerin sadece isimlerinin yer aldığı belgeleri saklamış olup, 2000 yılı öncesi akitlere ilişkin verilere ulaşılamadığını, davalı Kurumun gerekli belgeleri fer’i müdahil SGK Başkanlığına vermemesi halinde açıkça anlaşıldığı üzere hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceğini, Kurumun eksik belge saklamasından dolayı oluşan kusurundan müvekkilinin sorumlu tutulmaması gerektiğini beyanla, eksik araştırma ve inceleme sonucunda karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun’un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olaya gelince, davacının 18.10.1994-26.9.1997 tarihleri arası hizmet tespiti talebi bakımından, işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
20.2.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…