Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2023/493 E. 2023/12593 K. 21.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/493
KARAR NO : 2023/12593
KARAR TARİHİ : 21.02.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İmar kirliliğine neden olma

Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkeme kararı ile sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 184 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 24.11.2022 tarih ve 94660652-105-42-19231-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.01.2023 tarihli ve KYB-2022/149094 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.01.2023 tarihli ve KYB-2022/149094 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
” … Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede,

Dosya kapsamına göre,
1. Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 18/09/2017 tarihli ve 2015/38311 esas, 2017/9107 karar sayılı ilâmında yer alan ‘’…Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/91 sayılı kararı da dikkate alınarak TCK’nın 184/5. maddesindeki etkin pişmanlık hükmü ile CMK’nın 231/5. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun bir arada olamaması nedeniyle imar kirliliğine neden olma suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanamayacağı…’’ şeklindeki açıklama nazara alındığında, somut olayda anılan Mahkemece imar kirliliğine neden olma suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesinde,
2. Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 05/10/2021 tarihli ve 2021/30094 esas, 2021/23370 karar sayılı ilâmında, “…sanık hakkında, yalnızca imar kirliliğine neden olma suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmış olduğu, 2863 sayılı Yasaya aykırılıktan söz edilmemiş bulunduğunun anlaşılması karşısında, 2863 sayılı Kanuna muhalefet eyleminden suç duyurusunda bulunulması, dava açıldığı takdirde her iki davanın birleştirilmesi, izinsiz imalatın, 2863 sayılı Yasaya aykırılık niteliğinde olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve TCK’nın 44. maddesinde tanımlanan fikri içtima kuralları da göz önünde bulundurulup, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik kovuşturmayla hüküm kurulması…” şeklinde belirtildiği üzere, sanık hakkında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanun’a muhalefet suçundan … Cumhuriyet Başsavcılığının 19/12/2019 tarihli ve 2020/5813 soruşturma, 2020/3860 esas, 2020/2636 sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasının … Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/144 esas sayılı dosyasında kayden derdest olduğu anlaşılmakla, dosyaların birleştirilerek fikri içtima hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir. “
şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
A. (1) Numaralı İstem Yönünden
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.02.2014 tarih ve 2013/4-691 Esas, 2014/91 Karar ile 25.11.2014 tarih ve 2014/4-94 Esas, 2014/525 Karar sayılı kararlarında: “İmar kirliliğine neden olma suçunda ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirerek 5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki özel düzenlemeden yararlanma imkânı bulunan fail hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Buna göre, daha lehe hükümleri kapsadığı konusunda tereddüt bulunmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmüne göre özel bir düzenleme olan 5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının gereğini yerine getirmeyen sanık hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinde düzenlenmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekmediğinin kabulü zorunludur.” şeklindeki gerekçeyle imar kirliliğine neden olma suçunda 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin kabul edilmiş olması karşısında, … Asliye Ceza Mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararı yerinde olmayıp, kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekmiştir.
B. (2) Numaralı İstem Yönünden
5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinin;

“(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.
(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.
(6) (Ek: 29.06.2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.”
şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 inci maddesinin ise;
“Tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının bu Kanuna göre tebliğ veya ilan edilmiş olmasına rağmen yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarar görmesine kasten sebebiyet verenler ile (…) izin alınmaksızın inşaî ve fiziki müdahale yapanlar veya yaptıranlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.
Bu Kanuna aykırı olarak yıkma veya imar izni verenler, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.
Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiiller, korunması gerekli kültür ve tabiat varlığını yurt dışına kaçırmak amacıyla işlenmiş ise verilecek cezalar bir kat artırılır.
(Değişik dördüncü fıkra: 20.08.2016-6745/25 md.) Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanları ve sit alanlarında, 3194 sayılı İmar Kanununun 21 inci maddesi kapsamına giren ruhsata tabi olmayan tadilat ve tamiratları, kültür varlıkları yönünden bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş yerlerde yetkili idarelerden, koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmamış yerlerde koruma bölge kurulu müdürlüklerinden; tabiat varlıkları ve doğal sit alanları yönünden ise çevre ve şehircilik il müdürlüklerinden izin almaksızın ya da izne aykırı olarak yapanlar veya yaptıranlar, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.”
şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.06.2015 tarih, 2013/1-713 Esas, 2015/203 Karar sayılı içtihadında; “5237 sayılı Kanun’un hazırlanmasında ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; ‘Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı Raporu). Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı Kanun’un “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.

765 sayılı Kanun’da, aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde halinde ve Kanunun 79 uncu maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanun’da bu iki hal birbirinden ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43 üncü maddenin ikinci fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise 44 üncü maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
5237 sayılı Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartların varlığı halinde bulunması halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hallerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim 5237 sayılı Kanun’un 212 inci maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.
Görüldüğü gibi, kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi halinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereği olup, suçların olası kastla veya doğrudan kastla işlenmiş olması da varılan bu sonucu değiştirmeyecektir.” şeklinde 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi uyarınca fikri içtima hükümlerinin uygulanması ile ilgili değerlendirmede bulunulmuştur.
İnceleme konusu somut olay kapsamında; suça konu kaçak yapının sit alanı içerisinde kaldığına ilişkin 2863 sayılı Kanunu’nun 65 inci maddesi uyarınca sanık hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığının 19.12.2019 tarihli ve 2020/5813 Soruşturma, 2020/3860 Esas, 2020/2636 Karar sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasının … Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/144 esas sayılı dosyasında derdest olduğu anlaşıldığından, dosyaların birleştirilerek fikri içtima hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Yerel Mahkeme kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak üzere, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3. Aynı Kanun maddesinin 4 (a) fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
21.02.2023 tarihinde karar verildi.