YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/34264
KARAR NO : 2023/212
KARAR TARİHİ : 23.01.2023
T U T U K L U
İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/1538 E., 2021/1547 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.06.2021 tarihli ve 2021/61 Esas, 2021/216 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun(3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5327 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 22.10.2021 tarihli ve 2021/1538 Esas, 2021/1547 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 13.07.2022 tarihli onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; delillerin hukuka uygun elde edilmediğine, ankesörlü aramaların örgütsel niteliği olup olmadığının ortaya konulamadığına, ardışık ve tekil arama kayıtlarının hiçbirinde sanığın sorumlusu olduğu iddia edilen M.G tarafından arandığına, sanığın örgütsel toplantılara birlikte katıldığı iddia edilen M.A, Y.E.B ve T.D ile ardışık arandığına dair tespit olmadığına, sanığın ardışık arandığı iddia edilen şahısların sanığı tanımadığına, sanığın kullanımındaki hatlara ilişkin tüm irtibat ve baz görüşme kayıtları ile karşı baz görüşme kayıtlarının uyumsuz olduğuna, tanıkların indirim alabilmek için gerçek dışı beyanlarda bulunduklarına, mahkemenin sadece sanığın aleyhine olan tanık beyanlarını hükme esas aldığına, tanıkların beyanlarının birbirini doğrulamadığına, sanığın M.G ile sadece kahvaltı için buluştuğuna, örgütsel herhangi bir görüşme yapmadığına, sanığın kahvaltı buluşmalarına katıldığı dönemde yapının örgüt olmadığına, sanık hakkında bu davranışının hata hükümleri kapsamından değerlendirilmesi gerektiğine, sanığın himmet vermediğine, sanığın tanık M.A ile arasında husumet bulunduğuna ve bu sebeple tanık M.A’nın ifadesinin hükme esas alınmaması gerektiğine, dinlenilmesinden vazgeçilen tanıklar A.B ile S.Y’nin maddi gerçeğe ulaşmak için dinlenilmesi gerektiğine, sanığın kasten silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair delil bulunmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın kullanımında olan 0507 (…) (..) (..) 98 numaralı hattın, … ilinde bulunan farklı sabit/ankesörlü hatlardan 20.05.2012 tarihinde askeri personel M.S ve S.B ile ardışık olarak arandığı; 12.04.2014 tarihinde askeri personel A.K ile ardışık olarak arandığı, ayrıca sanığın 2012-2016 yılları arasında … ve … ilinde bulunan farklı sabit/ankesörlü hatlardan 23 kez tekil olarak arandığı tespit edilmiştir. Tüm bu arama kayıtları incelendiğinde; yukarıda değinilen genel açıklamalar ışığında Yargıtay’ın belirlediği örgütsel arama kriterlerine uyduğu, aramaların çoğunlukla mesai … ve saatleri dışında gerçekleştiği, aranan kişilerin askeri personel olduğu anlaşıldığından; mahkememizce sanığın örgütün askeri mahrem yapılanması içerisinde kullandığı ardışık arama yöntemi ile aranarak örgütsel toplantılara çağrılmış olduğu kanaatine varılmıştır. Sanık aşamalardaki savunmalarında, 2015-2016 yıllarında … ve … ile birlikte İstanbul’da bir evde kaldıklarını; ancak bu evin örgüt evi olmadığını, okul hayatı boyunca 3-4 kez FETÖ evlerine gittiğini, 17-25’ten sonra gittiğini hatırlamadığını, bir kaç kez maddi yardımda bulunduğunu beyan ettiği ancak herhangi bir örgütsel faaliyetinin bulunmadığından bahisle üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiştir.
Sanık ile ardışık aranmış olan M.S, A.K ve S.B’nin alınan tanık beyanlarında, sanığı tanımadıklarını belirttikleri ve ardışık arama kayıtlarını kabul etmedikleri anlaşılmıştır. Her ne kadar sanık ile ardışık aranmış olan tanıklar, sanığı tanımadıklarını beyan ederek, ardışık arama kayıtlarını kabul etmemiş olsalar da; örgüt
üyeliğine ilişkin yapılan yargılamalarda bu durum ile sıklıkla karşılaşıldığı, tanıkların kendi yargılanmış olduğu dosyalarda kendi aleyhlerine delil yaratmamak ve deşifre olmamak adına bu şekilde beyanlarda bulundukları bilindiğinden; tanıkların beyanlarına itibar edilmemiştir.
Tanık T.D’nin aşamalarda istikrarlı bir şekilde örgüt tarafından sanık ile birlikte grup yapıldıklarını, kara harp okulunda okurken M.G isimli öğretmen şahıs tarafından yönlendirilme sonrasında sanık ile birlikte sohbet adı verilen toplantılara katıldıklarını, harp okulu öğrenimleri boyunca bu şekilde toplantılara iştirak ettiklerini, örgüte müzahir belge ve gazetelere abone olduklarını, mezun olup Tuzla ilçesinde 2015-2016 yıllarında kurs görmeye başladıklarında …’te ev kiraladıklarını ve bu evde M.A ve sanık ile birlikte kaldıklarını, örgüt mensuplarının bu eve gelip sohbet verdiklerini, bu toplantılarda 300-400 TL himmet verdiklerini, sanığın kod adının olduğunu ancak hatırlayamadığını ve sanığın 15 temmuz 2016 tarihine kadar örgüt içerisinde olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır. Tanık M.A’nın ise M.G isimli örgüt sözde abilerinin teklini ile İstanbul’da sanık ile birlikte aynı evde kaldığını, himmet verdiklerini beyan ettiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamına göre; sanığın örgütün askeri mahrem yapılanması içerisinde kullandığı ardışık arama yöntemi ile aranarak örgütsel toplantılara katıldığı, örgüt tarafından kendisine bir kod adı verildiği, örgüte maddi yardımda bulunmak amacı ile himmet verdiği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın … içerisinde teğmen rütbesi ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına gizlilik içeren örgütsel faaliyetler yürüttüğü kanaatine varılmıştır. Buna göre, sanığın tüm bu eylemleri ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile organik bağ kurduğu ve söz konusu bağın süreklilik ve çeşitlilik arz ettiği anlaşılmakla; sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği kanaatine varılarak, sanık eylemine uyan TCK’nın 314/2 maddesi uyarınca cezalandırılmıştır.
Sanık aşamalardaki savunmalarında; üzerine atılı suçlamayı reddederek, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağı ve hiç bir örgütsel faaliyetinin bulunmadığını, sabit/ankesörlü hatlardan aranarak örgüt toplantılarına gitmediğini beyan etmiş olduğu anlaşıldığından anlaşıldığından, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamıştır.
Sanığın fiilinin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmediğine, işlediği suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda yanılgıya düştüğüne veya ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düştüğüne dair dosya kapsamında sanığın bir eylemi bulunmadığından ve dolayısıyla sanığın üzerine atılı suça konu eyleminin hata hükümlerinin oluşumuna vücut vermediğinden, sanık hakkında TCK’nun 30. maddesinde ihdas edilen hata hükümleri uygulanmamıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince, incelenen dosya kapsamına ve gerekçeye göre İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında ve
Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b) Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin 06.11.2019 tarih ve 2019/1582 Esas, 2019/6838 sayılı Kararında açıklandığı üzere; bir asker şahsın; örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olduğunun kabulü gerekir.
c) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, ankesörlü/kontörlü telefonlar aracılığı ile aranan askeri personele yönelik başlatılan soruşturma kapsamında, HTS kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan 10.05.2021 tarihli inceleme tutanağı ve … Emniyet Müdürlüğü’nce Ankesör/Büfe/Sabit Hat HTS Veri Havuzundan sorgulama yapılarak düzenlenen Ankesör/Büfe Sorgu Raporlarında, 20.05.2012-01.09.2015 tarihleri arasında birçok kez arandığı tespit edilen, yine kendisi gibi askeri personel olan M.S, S.B ve A.K isimli kişilerle ardışık aranan ve kullanımında bulunan GSM hattının sabit/ankesörlü hatlardan şifreli kaydetme yöntemi ile aranma kaydı belirlenen sanığın örgütün amacını gerçekleştirmesi bakımından stratejik önemi haiz askeri-mahrem yapılanması içerisinde yer alarak mahrem imamlar vasıtasıyla organik bağını sürdürdüğü ve bu suretle müsnet suçun sübut bulduğu yönündeki yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
d) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1.maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; örgütün nihai amacını gerçekleştirmek için stratejik önemi haiz mahrem yapılanması içerisinde yer alarak mahrem imamlar vasıtasıyla organik bağını sürdüren, sohbet adı altındaki örgütsel toplantılarına katılan, himmet veren, kod adı kullanan sanığın, örgütteki konumu, faaliyetlerinin önemi ve irtibatının devam ettiği tarih itibariyle örgütün nihai amacını bilmediği yönündeki savunmasına itibar edilmemesi yerindedir.
e) Diğer delillerin atılı suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi için yeterli olduğu görülmekle, bazı tanıkların CMK’nın 206/2-b maddesi kapsamında dinlenmelerinden vazgeçilmesi sonuca etkili bulunmamıştır.
f) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen esasa müessir savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 22.10.2021 tarihli ve 2021/1538 Esas, 2021/1547 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.01.2023 tarihinde karar verildi.