YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9305
KARAR NO : 2023/419
KARAR TARİHİ : 24.01.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/432 E., 2022/856 K.
DAVA TARİHİ : 09.10.2012 – 10.12.2012
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında karar verilmesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 5. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2012/865 E., 2017/927 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ziynet alacağı ve mal rejiminin tesfiyesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki boşanma davasının kabulüne, davacı- karşı davalı kadının ziynet alacağı ve mal rejiminin tasfiyesi davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararın davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kısmen kaldırılarak bu yönlerden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı-karşı davalı kadın dava dilekçesinde özetle; eşinin şiddet uyguladığını, küfür ve hakaret ettiğini, evliliğin çekilmez hale geldiğini belirterek evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin tarafına verilmesini, aylık 750,00 TL nafakaya karar verilmesini talep ve dava etmiş, maddî ve manevî tazminat talebinin olmadığını beyan etmiştir.
2. Davacı-karşı davalı kadın vekili karşı davaya cevap ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; erkeğin evlilik birliğinin sorumluluklarını yerine getirmediğini, müvekkiline şiddet, tehdit ve hakaretlerde bulunduğunu, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, evden kovduğunu, ortak çocukları göstermediğini belirterek evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, çocuklar ile derhal kişisel ilişki kurulmasına, çocuklar için ayrı ayrı aylık 500,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın lehine aylık 1.200,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 50.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminata, müvekkiline ait eşyaların ve kadına takılan 7 bilezik ve 30 çeyrek altının aynen olmadığı takdirde bedeli olan 9.000,00 TL’nin kadına verilmesine, edinilmiş malların tespiti ile katılma alacağına hükmolunmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının iddialarını kabul etmediklerini, kadının kusurları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, müvekkiline karşı sürekli ağza alınmayacak şekilde küfür ve hakaret ettiğini, mesaiye kaldığında müvekkiline kapıyı açmadığını, müvekkilinin ailesi ile iş icabı olsa dahi görüşmesini sürekli sorun ettiğini, evin kapı ve pencelerini kırdığını, evde soba yanarken küçük çocukları eve kilitleyerek saatlerce eve gelmediğini, son olarak 2009 yılında küçük yaştaki üç çocuğunu terk ederek müşterek haneden ayrıldığını belirterek evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesine, 20.000,00 TL maddî, 40.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin, kadına ilgisiz davrandığı, kişisel alanını kısıtladığı, kadının, erkeğin işi gereği genelde eve geç gelmesinin etkisi ile önceki eşi ile görüştüğü ithamı ile kıskançlık yaptığı, tartışmalar sırasında birbirlerine karşılıklı küfür ve hakaret ettikleri, erkeğin kadına fiziksel şiddet uyguladığı, gördüğü şiddet nedeni ile kadının üç kez evini terk etmek zorunda kaldığı, ancak her seferinde soba yanar bir halde olduğu halde çocukların üzerine kapıyı kilitleyip habersizce evden ayrıldığı, bu terk edişlerde her seferinde aile büyüklerinin araya girmesi üzerine tarafların barışıp bir araya geldikleri, kadının en son yine habersizce evi terk ederek bir yakınının evine sığındığı, kadının sırtında darp izlerinin bulunduğu, bu süreçte İstanbul’a gelerek çocuklarını görmek için erkeğin evine gittiğinde erkek tarafından şiddete yönelik söz ve davranışlarda bulunulduğu, bu süreçte psikolojik tedavi de gördüğü, erkek ile anne-babasının çocukları ilaç ve uyuşturucu ile uyuttuğunu ve kendisine şiddet uygulandığını belirterek şikayetçi olduğu, ancak yapılan soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, önceki olaylardan sonra taraflar barışıp bir araya gelmiş ve böylece önceki olaylar yönünden birbirini affetmiş ise de tarafların en son barışıp biraraya gelmesinden sonra da barışmadan önceki söz ve davranışlarını ısrarla sürdürmelerinin evliliklerinin sonunu getirdiği, boşanmayı gerektiren olaylarda erkeğin, kadına göre daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, karşı davanın 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesine, anne ile ortak çocuklar arasında her ayın 1 inci ve 3 üncü Pazar günü saat 13:30’dan saat 17:00’a kadar aile yakını olan refakatçi eşliğinde ya da sosyal hizmet uzmanı hazır olduğu halde kişisel ilişki kurulmasına, davacı-karşı davalı kadının tedbir nafakasının hüküm kesinleşinceye kadar devamına, davacı-karşı davalı kadın dilekçelerinde nafaka ve tazminat taleplerinden feragat etmiş olduğundan bu yöndeki talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı- karşı davacı erkek ağır kusurlu olduğundan maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, davacı-karşı davalı kadın vekili ön inceleme duruşmasından önce 06.01.2013 tarihli yazılı beyanlarında ziynet eşyasına ve edinilmiş mallara ilişkin katılma alacağı talebinde bulunmuş ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesi kapsamında tarafların karşılıklı dilekçesini verdikleri aşamada herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan ancak uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarının değiştirip genişletebilecekleri mümkün olmakla birlikte davacı-karşı davalının dava dilekçesinde ziynet eşyalarına ve katılma alacağına ilişkin talebinin bulunmaması karşısında bu kapsamda 6100 sayılı Kanun’un 141 inci maddesi kapsamında bulunmayan davacı-karşı davalının ziynet eşyası ve katılma alacağına yönelik taleplerine ilişkin hususlarda ayrıca usulüne uygun olarak açılmış bir dava da bulunmadığı dikkate alınarak bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına, davacı-karşı davalı kadın lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı-karşı davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; erkeğin gayri resmî olarak birlikte yaşadığı Kibar isimli kadından çocuğu olmadığı için, davacı- karşı davalı ile çocuk için evlendiğini, çocukları olduktan sonra da Kibar isimli kadını müşterek eve getirerek davacı-karşı davalıyı evden kovduğunu, erkek boşanmada kadına kusur isnat edemediği halde İlk Derece Mahkemesinin kadını da kusurlu bularak boşanmaya hükmettiğini, kadına altın takıldığı kanıtlanmış olmasına rağmen bu konuda karar verilmediğini, çocuklar ile anne adasında bir AVM de gerçekleştirilen tedbiren kişisel ilişki sırasında çocukların erkeğin yakınları tarafından sürekli uyarıldıklarını, müdahale ettiklerini, tedbir nafakasının altı yıl boyunca hiç artırılmadığını, bu yöndeki taleplerinin kabul edilmediğini, Kibar isimli kadın hakkında ve erkeğin çalıştığı firmalar ve sahipleri konusunda araştırma yapılmadığını, davalının işyeri sahibi olduğunu, kadından mal kaçırdığını, mahkemece mal varlığının araştırılmadığını, erkeğin kadına hakaret ettiğini, erkeğin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi taleplerinin dahi reddedildiğini belirterek; erkeğin boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddi, velâyet, alınan raporlar, ziynet taleplerinin kabul edilmemesi ve lehlerine avukatlık ücretine hükmolunmaması yönünden istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı-karşı davacı erkeğin, kadına fiziksel şiddet uyguladığı, küfür ve hakaret ettiği, tehditte bulunduğu, ilgisiz davrandığı, kişisel alanını kısıtladığı, davacı- karşı davalı kadın ile çocuk için evlendiği yönünde konuştuğu, davacı-davalı kadının ise erkeğin işi nedeniyle eve geç geldiği zamanlarda önceki eşi ile görüştüğü ithamında bulunarak kıskançlık yaptığı, erkeğe küfür ve hakaret ettiği, erkeğin ve ailesinin çocukları uyuşturucu vererek uyuttukları yönünde asılsız şikayette bulunarak haklarında soruşturma yapılmasına sebebiyet verdiği, ortak çocukları soba yanar vaziyette bırakarak zaman zaman evi terk edip gittiği vakılarının sabit olduğu, boşanmayı gerektiren olaylarda kadının az, erkeğin ağır kusurlu olduğu yönündeki kusur tespiti doğru olduğu gerekçesiyle davacı-karşı davalı kadının kusur tespitine yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, tarafların kusur oranları değişmemekle birlikte gerçekleşen kusurlu davranışlar yönünden karar gerekçesinin düzeltilmesine, kadının geliri olduğundan yoksulluk nafakası talebinin reddine, tedbir nafakası miktarı artırılarak kadın lehine aylık 350,00 TL tedbir nafakasına, anne ile ortak çocuklar arasında yeterli ve doyurucu bir kişisel ilişki tesis edilmemesinin annenin ortak çocuklarla görüşmesine ve annelik duygularını tatmine engel olacağı gibi ortak çocuklarda anne tarafından terk edilmişlik, değersizlik, ebeveyne yabancılaşma duygularının ortaya çıkmasına neden olacağından davacı- karşı davalı kadının kişisel ilişkiye yönelik istinaf talebinin kabulüne, anne ile ortak çocuklar arasında sınırlı süre ile de olsa refakatçi gözetimi olmaksızın yatılı kişisel ilişki tesis edilmesine, kadının asıl davası kabul edildiğinden lehine, gerekçede İlk Derece Mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca 5.100,00 TL vekâlet ücreti takdiri gerektiği belirtilmesine rağmen hükümde 1.980,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesine, davacı-karşı davalı kadının diğer istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı-karşı davalı kadın vekili temyiz başvuru başvuru dilekçesinde özetle; davalı-karşı davacı erkeğin akıl sağlığına yönelik rapor alınmadan, gerekli deliller toplanmadan boşanma kararı verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin tazminat taleplerinden feragat etmediğini, çalıştığı ve geliri olduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakasının reddine karar verilmiş ise de müvekkilinin çalışmadığını ve geliri olmadığını, tedbir nafakası miktarının geçen zaman içinde çok düşük kaldığını, velâyetin anneye verilmesi gerektiğini, kişisel ilişki süresinin yetersiz olduğunu, ziynet ve katkı, katılım, değer artış payı alacağının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, vekâlet ücreti konusunda gerekçe ile hüküm arasında miktar yönünden çelişki olduğunu belirterek erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddi, velâyet, kişisel ilişki, vekâlet ücreti, ziynet alacağı ve mal rejiminden kaynaklanan alacak davası yönünden temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; evlilik birliğinin sarsılmasında kadının kusurlu olduğunu, rapor alınmadan refakatçi olmaksızın ve yatılı şekilde kişisel ilişki tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, tedbir nafakasının artırılmasının doğru olmadığını belirterek, kusur belirlemesi, tedbir nafakası, kişisel ilişki, vekâlet ücreti yönünden temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, erkeğin boşanma davasının kabulü, tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, velâyet ve kişisel ilişki yönünden verilen kararın dosya kapsamına uygun olup olmadığı, kadın yararına hükmedilen vekâlet ücreti ile kadının hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilen ziynet ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davası noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 323 üncü ve 326 ncı maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 182 inci, 323 üncü, 330 uncu ve 336 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı erkeğin tüm, davacı-karşı davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Boşanan eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir. Yapılan yargılama sonucunda kadının çalıştığı ve gelirinin bulunduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. Dosya arasında bulunan sosyal ve ekonomik durum araştırma raporunda ise kadının ev hanımı olduğu, gelirinin olmadığı belirtilmiş, dosyaya alınan sosyal inceleme raporunda kadının tekstil işinde çalıştığı aylık 7.000,00 TL gelirinin olduğu belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece sosyal inceleme raporundaki beyanla yetinilmeyip kadının sosyal ve ekonomik durumu yeniden araştırılarak çalışıp çalışmadığı, çalışması karşılığında elde ettiği gelirin düzenli ve sürekli olup olmadığı, kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde bulunup bulunmadığı tespit edilerek gerçekleşecek sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesince, asıl davada kendisini vekil ile temsil eden ve davası kabul edilen kadın yararına Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 5.100,00 TL maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken, yazılı şekilde 1.980,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası ve vekâlet ücreti yönlerinden davacı- karşı davalı kadın yararına BOZULMASINA,
2. Davalı-karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı-karşı davalı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden Yüksel’e yükletilmesine,
Peşin harcın istek halinde yatıran Aygül’e iadesine,
Dosyanın ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.