Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2008/12716 E. 2008/17564 K. 16.12.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12716
KARAR NO : 2008/17564
KARAR TARİHİ : 16.12.2008

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında … Köyü 1477 ve 1485 parsel sayılı sırasıyla 2000 m2 ve 11700 m2 yüzölçümündeki taşınmazlardan 1477 parsel 172 tahrir nolu, 1485 parsel 168 tahrir nolu vergi kaydı ile davalı gerçek kişiler adına tespit edilmiş, Orman Yönetimi tarafından kadastro mahkemesinde açılan tespite itiraz davası Orman Yönetiminin feragatı nedeniyle 1978/246-404 sayılı kararla ret edilerek hükmen davalılar adına tescil edilmiştir. Daha sonra Orman Yönetimi tarafından “dava konusu parsellerin kesinleşen orman sınırları içinde kalmaları nedeniyle tapu kayıtlarının iptali” isteği ile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/71 sayılı dosyasında açtığı davada “davalının dava tarihinden önce öldüğü, bu nedenle dava koşullarının bulunmadığı” gerekçesiyle ret edilerek kesinleşmiştir. Bu karardan sonra Hazine tarafından temyize konu dava açılmıştır.
Mahkemece, dava konusu parsellere ilişkin olarak Orman Yönetimince, Kadastro Mahkemesinde açılan davadan Orman Yönetiminin vazgeçmesi nedeniyle (1978/246-404) reddine karar verilip kesinleştiği, daha sonra Orman Yönetimi tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada “davalının dava tarihinden önce … olduğu ve dava koşulunun bulunmadığı” gerekçesiyle 1998/71-228 sayılı kararla ret edilip kesinleştiği yine yönetimin mirasçılara karşı aynı mahkemede açtığı davanın 2001/264-71 sayılı kararla “daha önce bu konuda Kadastro Mahkemesinin 1978/246-404 sayılı dosyasında verilen kesin hüküm nedeniyle reddine dair verilen kararın onanarak kesinleştiği, Orman Yönetimi ile Hazinenin yararlarının aynı olduğu ve kadastro mahkemesi kararının Hazine açısından da kesin hüküm oluşturacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yer olması nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacak taşınmaz hakkında yolsuz olarak oluşturulan tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Yörede orman kadastrosu ve 2. Madde uygulaması 1978-1979 yıllarında 1744 Sayılı Yasaya göre yapılmış ve kesinleşmiştir.
Mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, maddi anlamda kesin hükmü düzenleyen H.Y.U.Y nın 237. maddesi “kesin hüküm ancak konusunu oluşturan husus hakkında geçerlidir. Kesin hüküm vardır denilebilmesi için iki tarafın ve dava konusunun ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir” şeklindedir. Madde metninden de anlaşılacağı gibi kesin hükmün varlığından söz edebilmek için davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir.
-2-

200812716-17564

Bu koşullardan birincisi davanın konusu, dava ile elde edilmek istenen sonuçtur. Taşınmaza ilişkin davalarda dava konusu, taşınmazın kendisidir. Ancak, aynı taşınmaza ilişkin değişik hakların dava konusu edilmesi halinde taşınmaz aynı olmasına rağmen dava konusunun aynı olduğundan söz edilemez. Örneğin: Davanın tarafları ve taşınmaz aynı olmasına rağmen, mülkiyete ilişkin dava reddedildikten sonra aynı taşınmaz hakkında irtifak … dava edilebilir.
Kesin hüküm koşullarından ikincisi dava sebebidir ki; bilimsel görüşler ile yerleşik yargısal kararlar da, dava sebebi davanın dayandırıldığı vakıalar olduğu kabul edilmektedir. Dava sebebi, hukuki sebepten ayrıdır. Mahkeme yargılama sırasında dava sebebi ile bağlı olup, başka sebepleri inceleme konusu yapamaz. Örneğin: Gerçek kişi adına tapulu taşınmazın mera olduğu iddiasıyla tapusunun iptali ile mera olarak sınırlandırılması istemiyle Hazinenin açtığı davada, taşınmaz hakkında orman araştırması yapılmayıp, sadece mera niteliği araştırılarak sonuçta taşınmazın mera olmaması nedeniyle dava reddedilirse, bundan sonra aynı taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı ya da orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla açılacak davada, dava sebebi aynı olmadığı için kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Kesin hükmün koşullarından üçüncüsü, davanın taraflarının aynı olmasıdır. Tarafların aynı olmasından kasıt, her iki davada da sıfatlarının aynı olması, başka deyişle her iki davada davacı ya da davalı sıfatıyla hareket etmeleri değildir. Kesin hükümle ilgili kararda, davalı sıfatında olan kişi, ikinci davada davacı sıfatıyla yer alması halinde taraflar aynıdır. Kesin hüküm, taraflarının külli haleflerini de aynı şekilde bağlar.
Kesin hüküm, kural olarak davanın tarafı olmayan üçüncü kişileri etkilemez. Örneğin: Bir davada taraflar hakkında verilen hüküm, davada taraflardan biri yararına davaya katılmış olan fer’i müdahil hakkında kesin hüküm oluşturmaz. Buna karşılık kesin hüküm davaya asli müdahil olarak katılan tarafı bağlar. Yine birden fazla kişi aynı davayı açma yetkisine sahipse, bunlardan birinin açtığı davada verilen karar, diğeri için kesin hüküm oluşturmamakla birlikte güçlü taktiri delil oluşturabilir.
Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma hakkının hukuk usulünde büründüğü biçim taraf ehliyetidir. Medeni haklardan istifade yetkisine sahip her gerçek ve tüzel kişi, taraf ehliyetini de haizdir. Dava ehliyeti ise taraf ehliyetine sahip kişinin kendisinin, veya yetkili kılacağı bir temsilci ya da vekili aracılığıyla, davacı … davalı sıfatıyla davayı takip etme ehliyetidir. Hukuki işlem ehliyetine sahip kişiler bu haklarını kullanabilirler. Kamu otoritesini kullanma yetkisine sahip Devlet bir kamu tüzel kişisi olarak taraf ehliyetine sahiptir. Devletin organları olan genel bütçeye tabi Bakanlıklar ile, bu Bakanlıklara hiyerarşik yönden bağlı olmakla birlikte yasa ile kurulan katma bütçeli genel müdürlüklerin ayrı tüzel kişiler olup, taraf ehliyetli ve ilgili organları aracılığıyla kullanacakları dava ehliyetine sahiptirler.
Husumet ise, yukarıda anlatılan kavramlardan farklı olup, taraf ehliyeti ve dava ehliyetinin subjektif hak ile ilişkilendirilmesidir. Taraf ehliyeti ve dava ehliyetine sahip bir kişiliğin husumet ehliyetinden söz edilebilmesi için, dava ile ulaşılmak istenen subjektif hak ile ilgili olması gereklidir. Örneğin: Bir taşınmazın aynına ilişkin davada, o gayrimenkulda ayni hak sahibi olan, taraf ehliyeti ve dava ehliyetine sahip kişilikler aktif (davacı) ve pasif (davalı) sıfatıyla husumet ehliyetine sahiptir.
Orman Genel Müdürlüğü 04 Haziran 1937 tarih ve 3204 sayılı yine24 Temmuz 1940 tarih ve 394 sayılı ek yasa ile kurulan bir kamu tüzel kişiliğidir. Ormanların işletilmesi, korunması, denetimi yasa ile bu genel müdürlüğe verilmiştir.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 07.01.1948 gün ve 16/19-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Yangın ve sair sebep ve suretle ağaçları tamamen veya kısmen yok olan orman zeminleri de dahil olduğu halde, ormana müteallik tecavüz ve mülkiyet ve emsali adli kazaya tabi davalarda, Hazineyi temsilen Hazine avukatının huzuruna lüzum olmadan, Devlet namına işletme ve istismar hak ve salahiyetine sahip bulunan Orman Genel Müdürlüğüne mensup Avukatlar bu kabil davaları münhasıran takip ve müdafaa ederler ve ayrıca Hazineye husumet tevcihine lüzum ve zaruret yoktur. Taraf ehliyeti ve dava ehliyetini
-3-

2008/12716-17564

haizdir” şeklindedir. Devlet ormanları, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, … mülkiyeti Hazineye, işletilmesi, korunması ve denetimi ise kuruluş yasası ile Orman Genel
Müdürlüğünün tek başına aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olduğu vurgulanmış, sözü edilen İçtihadı Birleştirme kararında, Devlet ormanlarının mülkiyetine sahip Hazinenin, Devlet ormanlarına ilişkin mülkiyet hakkından kaynaklanan dava açamayacağı kabul edilmemiştir. İçtihadı Birleştirme Kararının lafzına değer verilirse, bu takdirde bu tür tescil davalarında Hazine veya Orman Genel Müdürlüğünden her hangi birine husumet yönelterek dava açılması yeterli olacaktır ki bunun kabulü mümkün değildir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları tüm yargı organlarını bağlar ise de içtihadı birleştirme kararı hukukun genel ilkelerine ve yasa hükümlerine aykırı olarak yorumlanıp uygulanamaz. O halde, İçtihadı birleştirme kararı, Hazinenin dava hakkını kısıtlamak amacından ziyade, Orman Yönetiminin ormanlara ilişkin olarak tek başına dava açma hakkının bulunduğunu açıklamaya yöneliktir.
Yeri gelmişken, orman ve devlet ormanı kavramı üzerinde de durmakta yarar vardır. Hukukun tanımadığı ve kabul ettiği orman kavramı ile, eylemli orman alanı yada başka deyişle eylemli orman ağaçları ile kaplı alanlar bir birinden farklı olgulardır. Kural olarak; 4785 Sayılı Yasa gözönünde bulundurularak yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunun bulunduğu yerlerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve hukuki durumu kesinleşmiş orman kadastrosu harita ve tutanaklarının uygulanması suretiyle belirlenir. Ancak, 6831 Sayılı Yasanın 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesinde yazılı “evvelce sınırlaması yapılmış olup da her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanlar” ile 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26/2. maddesine sayılan yerler bunun ayrcalığını oluşturmaktadır. Başka bir anlatımla yasada ve yönetmelikte sayılan yerler orman rejimine girmiş sahalar olmaları nedeniyle, her hangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olması bu yerlerin orman olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapılan yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785, 5658 ve 6831 Sayılı Yasa ve Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. Maddesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan ayrıcalıklar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuş ve iade koşulları yasada gösterilmiştir. Kamu mallarına ilişkin ayrıntılı yasal düzenleme, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16. Maddesidir. Devlet ormanları devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu mallarından sadece birisidir. Üzerinde eylemli orman ağaçları bulunan ve halen eylemli olarak orman olan taşınmazlar, her nasılsa kesinleşmiş orman sınırları dışında bırakılmış olsa veya 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan araştırma sonucu hukuken orman sayılma da bu tür yerler 3402 Sayılı Yasanın 16/C, 18. ve M.Y. 715 maddeleri gereğince devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmaları nedeniyle, özel mülkiyete konu olamazlar. Medeni Yasa mülkiyet hakkının doğumunu nedene (illete) bağlı bir hukuksal işlem olarak kabul etmiştir. Yasalarımıza göre tapuya yapılan tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tescil işlemi yolsuz tescil niteliğini taşır ve her zaman iptali istenebilir (H.G.K. 30.05.2001 gün ve 2001/1-464-470 ve 03.12.2008 gün 2008/7-717-722 s.k.)
Yolsuz tescil sonucu ayni hak kazanılamaz (Prof.Dr.M…. Oğuzman, Prof.Dr…. Selici Eşya Hukuku 5. Bası 1998 s.141)
Kamu malları özel hukukun alanı dışındadır. M.Y.nın 715 ve 999 maddeleri kamu mallarını esya hukuku dışında bırakılmıştır. Aslında özel mülkiyete konu olamayacak taşınmazlar hakkında kişiler adına sicil oluşturulması o taşınmazın özde kamu malı olma niteliğini değiştirmez (1.H.D. 11.09.1989 gün ve 1989/8162-9365 ve H.G.K. 03.12.2008 gün ve 2008/7-717-722 sayılı ve bu kararda sözü edilen diğer kararlar). Davacılar adına oluşturulan tapu kaydı yolsuz tescil niteliğindedir. Bu nedenlerle, davacılara hiç bir zaman mülkiyet …
-4-

2008/12716-17564

kazandırmayacağı gibi, yolsuz biçimde oluşturulan ve oluşturulduğu günden itibaren geçersiz olan tapu kaydı Hazine tarafından 3402 Sayıl Yasanın 12/3. Maddesinde 10 yıllık hak düşürücü süreye bağlı kalmaksızın her zaman açılacak dava ile iptal edilebilir. Bu ilkeler, H.G.K. 23.11.1988 gün 1988/1-125-964, 21.02.1990 gün 1989/1-700-101 ve 06.05.1992 gün 1992/1-187-295 ve 05.05.1999 gün 1999/1-302-258 ve aynı gün 1989/1-304-206 ve 30.06.1999 gün 1999/1-554-561 ve 30.05.2001 gün 2001/1-464-470 ve 27.02.2002 gün 2002/1-19-97 ve 19.02.2003 gün 2003/20-102-90 ve 11.06.2003 gün 2003/13-414-410 ve 09.06.2004 gün 2004/1-335-554 ve 03.12.2008 gün 2008/7-717-722 sayılı kararlarında da açıklanmış ve kabul edilmiştir. Başlangıçtan beri geçersiz olan kaydın iptaline ilişkin hüküm yenilik doğuran (inşai) bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayarak hukuksallaştırılan, açıklayıcı (izhari) bir hüküm olacaktır.
Somut olaya gelince; Çekişmeli … Köyü 1477 ve 1485 parseller genel arazi kadastrosunda, vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı gerçek kişiler adına tesbit edilmiş, askı süresi içinde, Orman Yönetimi taşınmazların kesinleşen orman sınırları içinde kalan yerlerden olduğundan kadastro tesbitinin iptali istemiyle Kadastro Mahkemesinde açtığı davadan vazgeçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilerek taşınmazlar davalıların mirasbırakanı adına tescil edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, Orman Yönetimi tarafından mirasçılar aleyhine açılan ve kesin hüküm nedeniyle ret edilen ve Orman Yönetiminin temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 03.05.2005 gün ve 2005/1305-5768 sayılı kararı ile onanıp kesinleşen karar, Hazine yönünden kesin hüküm olmaz. H.G.K.’nın 04.03.1992 gün 1992/14-610-15, 23.02.2005 gün 2005/21-66-93 ve 17.11.2008 gün 2008/11-743-737 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Hazine tarafından bu konular açıklanarak, çekişmeli taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman sayılan yerlerden olması nedeni ile davalı gerçek kişiler adına olan tapu kaydının iptali iddiasıyla temyize konu davayı açmıştır. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve eklenen belgeler dikkate alındığında, davada dayanılan maddi olayın; çekişmeli taşınmazların eylemli orman ağaçları ile kaplı devletin hüküm ve tasarrufu altında, kazandırıcı zamanaşımı zimlyetliği yoluyla edinilemeyecek kamu malı niteliğinde yerlerden olduğu, özünde kamu malı olan taşınmazın bu niteliği göz önünde bulundurulmadan her nasılsa özel mülk olarak davalı kişiler adına yolsuz oluşturulan tapu kaydının (tescilin) taşınmazın özde kamu malı olma hukuki durumunu ve bu niteliğini değiştirmeyeceğinden, hukuki dayanaktan yoksun ve yolsuz tescil durumunda olan tapu kaydının iptali konusunda açıldığının kabulü zorunludur.
O halde, daha önce Orman Yönetimi ile davalı kişiler ve mirasbırakanları arasında görülen davalar sonucu verilen kararların yukarıda ve davalarda taraf olmayan Hazine yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı göz önünde bulundurularak mahkemece işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 16.12.2008 günü oybirliği ile karar verildi.