Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2007/14037 E. 2007/14583 K. 15.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/14037
KARAR NO : 2007/14583
KARAR TARİHİ : 15.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Beldesi İncirlik mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, fen bilirkişi raporunda (B) ile işaretlenen 6.361 m2 yüzölçümlü taşınmazın … adına tapuya tesciline, (A ve C) ile işaretlenen yere yönelik davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1955- 1956 yıllarında yapılmış ve 26.09.1956 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Davalılar Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazları fen bilirkişi raporunda (B) ile işaretlenen 6.361 m2 yüzölçümlü bölüme ilişkin olup mahkemece bu yer hakkında yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hükme yeterli değildir. Mahkemece hükme dayanak alınan Jeoloji mühendisleri ve Jeomorfoloğ mühendis ve harita mühendisinden oluşturulan bilirkişi kurul raporunda, yasa ve yönetmelik hükümleri ile 16.04.1972 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde açıklanan hususlar dikkate alınarak kıyı kenar çizgisi belirlenmemiş olup soyut ifadelerle belirledikleri kıyı kenar çizgisi ile idarenin belirlediği kıyı kenar çizgisinin yanlış olduğunu ifade etmişlerdir. Diğer taraftan, dava tescil davası olduğu halde taşınmaz üzerindeki zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve zilyetlikle taşınmaz edinme koşulları yöntemince belirlenmemiştir.
Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisini “belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış;anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna; ancak 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir.
Somut olayda; dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede idarece 3621 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca kıyı kenar çizgisi tesbitinin yapıldığı anlaşılmakla birlikte kesinleşip kesinleşmediğine dair dosya içerisinde bir belge bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, öncelikle idare tarafından 3621 sayılı Kanunun 9.maddesi hükmüne göre düzenlenen “kıyı kenar çizgisi” haritasının 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi ilgililerine bizzat tebliğ edilip edilmediğinin veya ilanen bildirime karşın, idari yargıya başvurulup başvurulmadığı idareden sorulmalı, davanın taraflarını bağlayan bir içerik kazandığının belirlenmesi durumunda “kıyı kenar çizgisi” idarenin düzenlendiği haritaya değer verilerek saptanmalıdır.
Harita düzenlenmediğinin yada düzenlenip de 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi bizzat bildirim yapılmadığının veya ilanen bildirime karşın, idari yargıya başvurulmadığının ortaya çıkması halinde ise, uzman ziraat, harita mühendisi, jeolog ve jeomorfologların bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak, dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin, memleket haritası, en eski tarihli askeri haritalar, hava fotoğrafları, Valilik Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce kıyı kenar çizgisi saptanması sırasında kullanılan ve oluşturulan işlemli tüm evrak, belge ve haritalar getirtilip tüm kayıtların uygulanması sağlanmalı, gerektiğinde değişik kodlardan toprak örnekleri alınıp analizler yaptırılmalı, mevsimsel etkiler de göz önünde tutularak yukarıda yapılan kıyı kenar çizgisi tanımına uygun biçimde kıyı kenar çizgisi saptanmalı, kıyı kenar çizgisi içinde kalması halinde dava reddedilmelidir.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılan uygulama ve araştırma sonucu taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kaldığının belirlenmesi halinde bu kez davacı gerçek kişinin bu yeri Hazineye karşı 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddeleri gereğince imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanıldığını kanıtlaması gerekeceğinden, bu kez dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1980 ‘li yıllara ilişkin 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları ile aynı yıllara ilişkin fotogonometri yöntemiyle düzenlenmiş harita, ayrıca çekişmeli taşınmazın ihdasen hazine adına tapuya tescil edilen 1053 parselin imar uygulaması sonucu oluşan rekreasyon alanında kaldığı anlaşıldığından 1053 parselin ihdas ve ifrazına ilişkin tüm haritalar ve belgeler bulundukları yerlerden getirtilmeli, taşınmaz başında yapılan keşifte uygulanmalı, ziraat mühendisi, harita mühendisi ve orman mühendisi ile birlikte hava fotoğrafları; topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, stereoskop aletiyle incelenmeli, fen, ziraat ve orman bilirkişi tarafından taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, temyize konu taşınmazın geldisi olan 1053 nolu parselin ihdasen oluştuğu 05.03.1997 tarihine kadar geçen zilyetlik süresinin iktisap için yeterli olup olmadığı üzerinde durulmalı, zilyetlik olgusunun maddi olaylara dayalı olmasından hareketle, maddi olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağı gözetilmeli (H.G.K. 30/03/1994 gün ve 1993/8-939-1994/176 sayılı kararı), komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; 05.03.1997 tarihine kadar davacı kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca, davacı ile eklemeli zilyetler yönünden de tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden senetsiz belgesiz araştırması yapılıp, sulu ve … olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği 40/100 dönüm sınırlamasının aşılıp aşılmadığı saptanmalı, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran Orman Yönetimine iadesine 15.11.2007 günü oybirliği ile karar verildi.