YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/7573
KARAR NO : 2023/428
KARAR TARİHİ : 13.02.2023
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Olası kastla öldürme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.10.2021 tarihli ve 2021/264 Esas, 2021/381 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 21 inci maddesinin ikinci fıkrası, 266 ncı maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesi, 62 nci maddesi uyarınca 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 31.03.2022 tarihli ve 2022/120 Esas, 2022/411 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin istinaf başvurusunun hüküm bendinde 3, 4 ve 5. paragrafta yer alan ”sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu silahla suçu işlediği anlaşılmakla kamu görevlisi olan sanık hakkında verilen ceza 5237 sayılı Kanun’un 266 ncı maddesi birinci fıkrası gereğince 1/3 oranında arttırılarak sanığın 26 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Müsnet suç maktulden kaynaklanan haksız tahrik altında işlendiği anlaşıldığından sanığın cezasından 5237 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesi birinci fıkrası uyarınca takdiren 1/2 oranında indirim yapılarak 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın geçmişi, yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edilmekle 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi uyarınca cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 11 yıl 4 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına” paragrafları hüküm metninden çıkarılarak aynı yere kaim olmak üzere ”Müsnet suç maktulden kaynaklanan haksız tahrik altında işlendiği anlaşıldığından sanığın cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 29 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdiren 1/2 oranında indirim yapılarak 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanığın geçmişi yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edilmekle 5237 sayılı 62 nci maddesi uyarınca cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına” ilişkin hüküm paragraflarının eklenmesi suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar Vekilinin Kasten Öldürme Suçuna İlişkin Temyiz Sebepleri
1. Suç doğrudan kastla işlendiğinden suç vasfının hatalı belirlendiğine
2. Sanık hakkında kurulan hükümde haksız tahrik indirimi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayin edildiğine,
3. Sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun’un 266 ncı maddesi birinci fıkrasının tatbik edilmesi gerektiğine,
İlişkindir.
B. Sanık Müdafilerinin Temyiz Sebepleri
1. Sanığın öldürme kastıyla hareket etmediğine, dikkate alınmadığından suç vasfının hatalı belirlendiğine ve eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturduğuna,
2. Sanığın eyleminin, kanun hükmünün yerine getirilmesi, meşru savunma veya savunmada sınırın aşılması kapsamında kaldığına,
3. Sanık lehine haksız tahrik indiriminin en üst sınırdan uygulanması gerektiğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Sanığın trafik polisi olup suç tarihinde alınan sokağa çıkma yasağı kapsamında trafik uygulama noktasında denetim gerçekleştirdiği, maktulün arkadaşları olan tanıklar B.S, U.S. ve H.S. İle birlikte gezmek maksatlı özel araçları ile Beykoz ilçesine doğru seyir halinde iken denetim noktasına geldiklerinde alkollü olmaları ve sokağa çıkabilmek için izin belgelerinin de bulunmaması nedeniyle panik olarak kaçtıkları, sanığın ve hakkında soruşturma kapsamında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen tanık T.G.’nin resmi araç ile maktulün kullandığı aracın peşinden yakalamak için harekete geçtikleri, kontrol noktasından kaçan aracın takip esnasında polis aracıyla çarpıştığı, polis aracının çamurluğuna çarpmak suretiyle durabildiği, kovalamaca usulü yakalanmış ise de olay yerinden elde edilen kamera görüntülerinden de anlaşıldığı üzere maktulün sevk ve idaresindeki araç ile halen geri manevra gerçekleştirmeye çabalayıp kaçmaya yeltenmesi üzerine sanığın diğer polis memuru ile kendi araçlarından indikleri, sanığın sağ elinde doldur boşalt yaptığı tabancasının mevcut olup maktule araçtan inmesi hususunda ikaz edildiği, maktulün araçtan inmemesi üzerine sanığın sol eliyle şoför mahallinin kapısını açtığı ve bir el silah sesi duyulduğu, sanığın silahını ateşlemesi neticesinde maktulün vücuduna isabet eden mermi nedeniyle pelvis kemik kırığı ile birlikte büyük damar yaralanmasına bağlı iç kanama neticesinde hayatını kaybettiği belirlenmiştir.
Suç vasfı yönünden; polis memuru olan sanığın bu hususta tecrübeli olmasına karşın silahını doldurarak maktulün bulunduğu aracın şoför mahalline gelerek elini göremediği bir kısma götürdüğünden bahisle silahını ateşleyerek etkili mesafeden ve hayati bölgeden maktulü vurduğu, meydana gelecek neticeyi öngörmesine karşın göze alarak kabullendiği anlaşıldığından sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Haksız tahrik yönünden; sanığın maktülü defaten “araçtan in” ihtarı ile uyardığı, maktülün ısrarlı kaçmaya yönelen davranışları dikkate alındığında sanığın eyleminin haksız tahrik altında işlendiğinin kabulü gerekeceği kanaatine varılarak sanık lehine 5237 sayılı Kanun’un 29 uncu madde hükümleri uyarınca haksız tahrik indirimi uygulanmasına karar verildiği tespit edilmiştir.
2. Sanık üzerine atılı suçlamayı tevil yoluyla ikrar etmiştir.
3. Tanıklar …..,…………,…….,…..,. ve…..,’nin beyanları dava dosyasında mevcuttur.
4. Olay yeri inceleme raporu, basit krokisi ve olay tutanağı ve görüntü analizi içeren CD inceleme tutanağı dava dosyasında bulunmaktadır.
5. Adlî Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi’nin 10.03.2021 tarihli otopsi tutanağında;
a) ”Sol iliak kanat üzerinde sol meme başı hizasında etrafında kontüzyon halkası bulunan 0,6 cm çekirdeği giriş yarası,
b) Sağ gluteal üst ortada 0,6×0,5 cm ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası mevcut olup batın boşluğuna nafiz aralanmasının kalın bağırsaklarda sigmoid kolon ve mezosunda ateşli silah geçiş defektleri oluşturuğu,
Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı pelvis kemik kırığı ile birlikte büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu”
Görüşünü içerir adli tıp raporu dava dosyasına eklenmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kurulan hükümde düzeltme nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş; ancak; sanığın görevi sırasında suç işlemesi nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 266 ncı maddesi birinci fıkrası uyarınca arttırım yapılması hukuka aykırı görülmüş ise de; bu aykırılık 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesi birinci fıkrası (a) bendi ve 303 üncü maddesi birinci fıkrası (c) bendi gereğince yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan hüküm bendinde 3, 4 ve 5. paragraflardan yer alan;
”Sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu silahla suçu işlediği anlaşılmakla, kamu görevlisi olan sanık hakkında verilen ceza TCK’nın 266/1 maddesi gereğince 1/3 oranında artırılarak sanığın 26 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsnet suç maktulden kaynaklanan haksız tahrik altında işlendiği anlaşıldığından sanığın cezasından TCK’nın 29/1 maddesi uyarınca takdiren 1/2 oranında indirim yapılarak 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın geçmişi, yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edilmekle TCK.nın 62 maddesi uyarınca cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, paragraflarının hüküm metninden çıkartılarak, yerlerine aynı yere kaim olmak üzere, ”müsnet suç maktulden kaynaklanan haksız tahrik altında işlendiği anlaşıldığından sanığın cezasından TCK’nın 29/1 maddesi uyarınca takdiren 1/2 oranında indirim yapılarak 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın geçmişi, yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edilmekle TCK’nın 62 maddesi uyarınca cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına”
İlişkin hüküm paragraflarının eklenmesi suretiyle düzeltilen hükme yönelik sanık müdafinin ve katılanlar vekilinin istinaf nedenleri yernide görülmemiş olmakla istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Katılanlar Vekilinin Kasten Öldürme Suçuna İlişkin Temyiz Sebepleri
1. Suç Vasfı
5237 sayılı Yasa’nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasında mevcut düzenlemeye göre ” Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır kast suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.”
Olay ve Olgular kısmında belirtilen deliller ve tüm dosya kapsamına göre; mesleği gereği atış tecrübesine sahip sanığın, yakın mesafeden maktule ateş etmesinde hayati bölgeye isabet edebileceğinin de gözetilerek maktulün ölebileceğinin öngörülebildiği buna karşın “olursa olsun” düşüncesiyle eylem gerçekleştirildiğinden bahisle eylemin olası kastla öldürme suçunu oluşturacağından hüküm tesis edilmiş ise de; kolluk ekiplerinden kaçan maktule hedef gözeterek yakın mesafeden silahla ateş eden sanığın eylemini iradi olarak isteyerek ve sonucunu da bilerek gerçekleştirdiği, batın bölgesinden isabet almasının mutlak olduğu, anlaşıldığından kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile olası kast indirimi yapılarak hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Haksız Tahrik
Sanık savunmaları, tanık anlatımları, olay yeri ve çevresinden elde edilen kamera kayıtlarına göre maktulün, kontrol noktasından kaçarak maddi hasarlı trafik kazasına sebebiyet verdikten sonra kovalamaca sonucu yakalanmış olmasına karşın tekrar manevra yapmak suretiyle ikinci kez kaçmaya çalışması, dur ihtarına ısrarla direnerek araçtan inmemesi dikkate alındığında sanık lehine haksız tahrik koşullarının oluştuğu anlaşılmakla hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. 5237 Sayılı Kanun’un 266 Maddesinin Tatbik Edilmesi Gerektiğine
5237 sayılı Kanun’un cezanın belirlenmesine ilişkin 61 inci madde hükmü dikkate alındığında sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan verilen cezada kamu görevlisi olan sanığın görevi nedeniyle kendisine teslim edilen demir baş silah ile suçu işlemiş olduğu anlaşılmış olup 5237 sayılı Kanun’un 266 ncı maddesi uyarınca arttırım yapılmamış olması isabetli bulunmakla hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Sanık Müdafilerinin Temyiz Sebepleri
1. Suç Vasfı
Sanığın sorumluluğunun belirlenmesi ve eyleminin vasıflandırılması bakımından konuya ilişkin yasal düzenlemeler irdelendiğinde; kural olarak suçlar, ancak kasten işlenebilir. Ancak, yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir.
5237 sayılı Kanun’un 22 inci maddesi ikinci fıkrası maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda gerçekleştirilen haksızlıklarda da fail iradi davranmaktadır. Ancak, fail hukuken önem taşımayan bir neticeyi öngörürken, hukuken önem taşıyan bir netice meydana gelmekte, buna da failin objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışı neden olmaktadır. Buna göre, taksirli suçun haksızlık unsurunu, dikkat ve özen yükümlüğünün ihlali oluşturmaktadır. 5237 sayılı Kanun’un 22 inci maddesinin 3. fıkrasında ise bilinçli taksir düzenlenmiştir. Buna göre; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.”
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle sonucun meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Bu bilgiler ışığında somut olayda polis memuru olan sanığın eylemini kasten gerçekleştirdiği anlaşıldığından sanık hakkında 5237 Sayılı Kanun’un 85 inci maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçundan hüküm tesis edilmemesi dosya içerine göre isabetli görülmekle hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Kanun Emrinin Yerine Getirilmesi, Meşru Savunma veya Meşru Savunmada Sınırın Aşılması
a. Kanunun Hükmünü Yerine Getirme
5237 sayılı Kanun’un “Kanunun hükmü ve amirin emri” başlıklı 24 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında; “Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Ancak somut olayda trafik polisi olarak görev yapan sanığın, sokağa çıkma yasağı nedeniyle uygulama noktasındaki denetimden kaçan maktulün aracının takip neticesinde durdurulmasına karşın hedef gözetip yakın mesafeden ateş etmek suretiyle hayati bölgesinden yaralayarak ölümüne neden olduğu anlaşılmakla 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının uygulama yeri bulunmadığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
b. Meşru Savunma ve Meşru Savunmada Sınırın Aşılması
Sanık müdafilerinin meşru savunmaya yönelen temyiz sebepleri yönünden öncelikle, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer verilen meşru savunma müessesesinin sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir. Meşru savunma, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile
orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Bahse konu hüküm gereği meşru savunma kurumunun uygulanabilirliği için saldırının, korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterlidir.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Olayın meşru savunma içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için saldırıya ilişkin şartların yanında savunmaya ilişkin de şartların oluşması gerekmektedir. Savunmada zorunluluk bulunsa da savunmanın saldırı ile orantılı olması gerekir. Bu orantılılık belirlenirken saldırının yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu savunmada bulunan buna uygun bir tepki verip vermediği değerlendirilmelidir.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “Sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinde;
“(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” şeklinde düzenlenmiştir.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “Sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.
Açıklanan bilgiler ışığında; olay yeri inceleme raporu, özleri değişmeyen istikrarlı tanık beyanları, otopsi raporu, olay yerinden elde edilen kamera görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde; olay anında maktul ve arkadaşlarının silahsız oldukları, olay yerinde ve maktulün kullandığı araçta yapılan aramada da herhangi bir suç aletine ulaşılmadığı, maktulün, kontrol noktasından kaçmak ve araç içinden çıkmamakta direnmekten ibaret eylemi karşısında sanık lehine meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının oluşmadığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Haksız Tahrik Yönünden
Yapılan yargılama neticesinde ortaya konan kabul ve gerekçeler, olay yerinden ele geçen maddi deliller, tanık beyanları, 06.02.2016 tarihli olay tutanağı ile sanık savunmaları birlikte değerlendirildiğinde haksız tahrik nedeniyle yapılan uygulamada isabetsizlik görülmediğinden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde (A-1) bendinde açıklandığı üzere sanık …’in doğrudan kastla gerçekleştirdiği eylem nedeniyle, hakkında TCK’nın 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca indirim yapılarak eksik ceza tayin edildiğinden katılanlar vekilinin temyiz istemi yerinde görülerek İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 31.03.2022 Tarihli ve 2022/120 Esas, 2022/411 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, bozma ilamının içeriği de gözetilerek 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi ikinci fıkrası (b) bendi uyarınca dosyanın takdiren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.02.2023 tarihinde karar verildi.