YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/1461
KARAR NO : 2020/7881
KARAR TARİHİ : 29.12.2020
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
Dava, eksik ödendiği iddiası ile yaşlılık aylığı miktarının yeniden tespiti ile fark aylıkların yasal faizleri ile birlikte davalı Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince davalının istinaf başvurusundan esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili dilekçesiyle; davacının 14.12.1984 tarihinde Bağ-Kur sigortalılığının başladığını, 31.03.1995 tarihinde sigortalılığını sona erdirdiğini, 01.06.1995 tarihinden itibaren SSK sigortalısı olarak çalışmaya başladığını, emeklilik işlemlerinin yapılması sırasında, 05.05.1995-03.06.1999 tarihleri arasında otobüs işletmeciliği nedeniyle Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin ve bu tarihler arasında ödenen SSK primlerinin yanlışlıkla ödendiğinin Kurum yetkilileri tarafından söylenmiş olması üzerine, davacının 05.05.1995-03.06.1999 tarihleri arasında ki SSK sigortalılığına ilişkin primlerin iptalini istediğini ve iptal işlemi yapılarak Bağ-Kur primlerine aktarıldığını, 13.02.2011 tarihli 6111 sayılı Yasa’yla değiştirilen 5510 sayılı Yasa’nın 53/1. maddesindeki düzenleme gereğince, davacının 01.03.2011 tarihinden önce 05.05.1995-03.06.1999 tarihleri arasında 5510 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin hem a hem de b fıkrası kapsamında sigortalı olacak şekilde çalışması bulunduğundan a fıkrası kapsamında sigortalı sayılması gerektiğini, emeklilik işlemlerinin de buna göre hesaplanması gerektiğini, ancak Kurumun, davacının 05.05.1995-30.06.1999 tarihleri arasındaki 4 a maddesi kapsamındaki primlerini iptal ederek, 4 b maddesi kapsamındaki sigortalılığa aktarmak suretiyle emekli aylığını eksik bağladığını belirterek, davacının emekli aylığının tespiti ile eksik yatırılmış olan aylıkların en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
II-CEVAP:
… vekili, aleyhe hususları kabul etmeyerek davacı hakkında yapılan Kurum işlemlerinde herhangi bir hatanın olmadığını belirterek yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Davacının sigortalının aynı zamanda davaya konu olan 05/05/1995 – 03/06/1999 tarihlerini de kapsayan 01/06/1995 – 25/10/1995 tarihleri arasında 145 gün, 06/11/1995 – 31/12/1995 tarihleri arasında 69 gün, 1996 yılında 304 gün, 1997 yılında 360 gün, 1998 yılında 360 gün, 1998 yılında 360 gün ve 1999 yılında 360 gün 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı çalışmalarının bulunduğu anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, yapılan yargılama sonunda tüm dosya kapsamından ve bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere, davacının 01/6/1995 – 25/10/1995 ve 06/11/1995 – 03/06/1999 tarihleri arasında 1479 sayılı kanun kapsamındaki sigortalılık tescilinin iptali ile bu dönemlerde 506 sayılı kanun kapsamında ödenen primlerin geçerli sayılarak tahsis talep tarihini takip eden ödeme dönemi olan 19/07/2013 tarihindeki yaşlılık aylığı miktarının 2.441,51 TL olması gerektiğinin tespitine ve dava tarihine kadar eksik ödenen 5.747,64 TL yaşlılık aylığı farklarının 5510 sayılı yasanın 42. maddesindeki 3 aylık sürede dikkate alınarak ilk üç aylık fark miktar bakımından 13/10/2013 tarihinden itibaren, diğer fark aylıkları ise ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekip aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
İlk derece mahkemesi hükmüne karşı davalı Kurum avukatı tarafından; kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, davalı Kurum işlemlerinde herhangi bir hatanın bulunmadığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi, Gerek 1479 sayılı Yasa, gerekse 506 sayılı Yasa’nın yürürlükte olduğu dönemlerde, ilkesel olarak sigortalılığın tekliği benimsenmiş ise de, kişinin aynı anda her iki yasa kapsamına giren faaliyette bulunması halinde hangi yasaya tabi tutulacağı konusunda yasal düzenleme bulunmadığından uygulamada, önce başlayan sigortalılığın geçerli sayılması ve baskın olan çalışmaya üstünlük tanınması gerektiği kabul edilmiş; 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra bu durum 53.madde ile düzenlenmiş, 53.maddenin ilk şeklinde, önce başlayan sigortalılığın geçerli olması ilkesi korunmuş, ancak bu maddede, 6111 sayılı Yasa’nın 33. maddesi ile yapılan değişiklik sonrasında 01.03.2011 tarihinden itibaren önceden başlayan sigortalılığın geçerli olacağı yönündeki ilkeden vazgeçilerek sigortalılığın üstünlüğü ilkesi benimsenmiş; her iki dönemde de Yargıtay kararlarında baskın çalışma ölçütü esas alınmış, sigortalının emeğini ve zamanını ağırlıklı olarak özgülediği ve ekonomik yönden geçimini sağladığı çalışmaya üstünlük tanınmıştır.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının, 04.03.1980 – 04.11.1981 tarihleri arasında 600 günlük askerlik borçlanmasının bulunduğu, 14.12.1984 – 31.03.1995 tarihine kadar 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğu, 01.06.1995 – 25.10.1995 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmasının bulunduğu, 26.10.1995 – 05.11.1995 tarihleri arasında tekrar 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğu, 06.11.1995 – 14.10.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında 15.10.2008 – 12.07.2013 tarihleri arasında 5510 sayılı Yasa’nın 4/1-a maddesi kapsamında sigortalılığının bulunduğu; davacının 01.11.2011 tarihli dilekçesi ile 1995-1999 tarihleri arasındaki dönemde Bağ-Kur sigortalılığı ile SSK sigortalılığının çakıştığının, SSK sigortalısı olarak yatırılan primlerinin Bağ-Kur borcundan düşürülmesini istediğini belirttiği, Kurum tarafından davacının, 01.06.1995 – 25.10.1995 ve 06.11.1995 – 03.06.1999 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının o dönemde vergi kaydı bulunması nedeniyle 1479 sayılı Yasa kapsamında değerlendirmesi yoluna gidilerek yaşlılık aylığının 1479 sayılı Yasa kapsamında ödenen basamak primleri esas alınarak hesaplandığı, davacının 01.06.1995-12.07.2013 tarihleri arasında ayda 30 gün olacak şekilde İETT Genel Müdürlüğü … garajı isimli işyerinde fiilen çalıştığı, kamu işyeri olan bu işyerinde kamu işçiliğine dayalı sigortalı çalışmanın baskın çalışma olduğunun dosyadaki kanıtlarda sabit olduğu görülmüş; davacının 01.11.2011 tarihinde vermiş olduğu dilekçenin sosyal güvenlik hakkını azaltan nitelikte olması nedeniyle Kurum yetkililerinin 5510 sayılı Yasa’nın 53 ve 92. maddelerindeki düzenlemelerin yanı sıra sosyal güvenlik hakkının Anayasal vazgeçilmez haklardan olması durumunu ve baskın çalışma olgusunu dikkate alarak davacının sigortalılık işlemlerini 53. madde kapsamında değerlendirip, 506 sayılı Yasa kapsamında ödenen primleri geçerli kabul ederek aylık bağlanması işlemlerini yapmaları gerekirken, davacının sosyal güvenlik hakkını azaltan nitelikte işlem yapmalarının Yasaya ve hukuka aykırı olduğu anlaşılmış bu nedenle İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın hukuksal düzenlemelere uygun olduğu, davalının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b maddesinin 1. alt bendi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili, davacı hakkında yapılan Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu başka türlü bir işlem yapılması imkanının bulunmadığını belirterek ve resen belirlenecek diğer nedenlerle, kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz. Çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan “emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar” ibareleri, “başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar” şeklinde anlaşılmalı, “sosyal güvenlik kuruluşları ibarelerinin de aynı zamanda “sosyal güvenlik kanunları” terimlerini içerdiği kabul edilmelidir.
01.10.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren, 5510 sayılı Kanunun 53’üncü maddesi uyarınca; sigortalının aynı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerinden birden fazlasına aynı anda tabi olunmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında sigortalılık yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacaktır.
5510 sayılı Kanunun anılan 53’üncü maddesi, 6111 sayılı Kanunun 33’üncü maddesiyle değiştirilmiş; sigortalının 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statülerine aynı anda tabi olunmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (a) ile (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde çalışması halinde ise (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı düzenlemesi getirilmiş; ancak, değişikliğe ilişkin anılan 33’üncü madde de ayrıca söz konusu değişikliğin maddenin yürürlük tarihinden öncesi için uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. 6111 sayılı Kanunun yürürlüğe dair 215/b maddesiyle; “…33… maddesi yayımı takip eden ayın birinci günü yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. 6111 sayılı Kanun 25.02.2011 tarihinde yayımlanmış olup; bu durumda anılan değişiklikler 01.03.2011 tarihinden itibaren uygulanabilecektir. Başka bir deyişle 5510 Sayıllı Kanunun 53. maddesi ve bu maddede yapılan değişikliklerin ancak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren uygulanabilecekleri dikkate alınmalıdır.
5510 sayılı Kanunun yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin olarak bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için ise, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konulmalıdır. Şu durumda 506 sayılı (hizmet akdine dayalı olarak işveren/işverenler tarafından çalıştırılma) ve 1479 sayılı (hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma) Kanunlar kapsamında veya 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri çerçevesinde birleşen (çakışan) zorunlu sigortalılık olgusuna ilişkin olarak; 5510 sayılı Kanunun yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden baskın sigortalılığa üstünlük tanınmalı, 01.10.2008 – 01.03.2011 dönemi yönünden 5510 sayılı Kanunun 53. maddesi gereğince ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınmalı, 01.03.2011 tarihinden itibaren ise anılan maddede 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gözetilerek hizmet akdine dayalı çalışmaya değer verilmelidir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında, eldeki dava irdelendiğinde mahkemece davacının 05.05.1999-03.06.1999 tarihleri arasında kalan dönem bakımından baskın çalışmasının yeterince araştırılmadığı anlaşılmakta olup, davacının bu dönemdeki çalışmaları dikkate alınmalı, gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı hususunda, vergi ve maliye kayıtları getirtilmek, belirtilen dönemde beyan edilen gelirler saptanmak suretiyle bu çerçevede davacının; emek ve mesaisini ağırlıklı olarak hangi sigortalı çalışmaya tahsis ediyorsa, ekonomik yönden geçimini hangi çalışmadan sağlıyorsa o çalışmaya üstünlük tanınması gereğinin yerine getirilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedeni olduğu gibi, alınan raporlar arasındaki bariz çelişki giderilmeksizin ve kurumca esas alınmayan 03.06.1999-31.12.1999 arasında kalan sürenin de hesaba katılma gerekçesi açıklanmaksızın ile yazılı şekilde karar tesisi de isabetsizdir.
Mahkemece, davacının baskın çalışma iddiası belirtilen maddi ve hukuki olgular ışığında ve usulünce irdelenmeli, baskın çalışmasının 1479 sayılı Yasa kapsamında geçtiğinin anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi, 506 sayılı Yasa kapsamında geçtiğinin anlaşılması halinde ise davacıya bağlanması gereken aylık miktarının ne olacağı ve hesap yönteminin davalı Kurumdan sorulması ve itiraz halinde aylık miktarı bakımından çelişkiyi de giderecek şekilde alınacak rapordan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesi ile kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.12.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.