YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5961
KARAR NO : 2008/11103
KARAR TARİHİ : 17.11.2008
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarih : 02.03.2006
Nosu : 31-53
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Dava, kumar tutkunu olan davacı ile 1998 tarihinde ölen annesi Behice …’nun bu durumunu bilen kişilerce alınan bonolardan 14.04.1997 tanzim tarihli 70.000.-USD. bedelli bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile takibin iptali istemine ilişkindir.
Davalı … Ünal vekili, davacı annesi Behice hakkında verilmiş kısıtlama kararı olmadığını, oğlu davacı …’e ait bulunduğunu, müvekkilinin iyiniyetli 3. kişi olduğunu, senedin 55.000.-USD.lik kısmının senet lehdarından 1998 yılında temlik yolu ile alındığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı … vekili, müvekkilinin senet lehdarından bono bedelinin bir kısmını temlikname yolu ile aldığını, asıl borç ilişkisi dışında olduğunu, senedin zorla ya da tehditle imzalatılmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, 18.11.2005 tarihli Adli Tıp Raporuna göre, Behice …’nun bononun düzenlenmesi, tasarrufun yapılması tarihinde hukuki ehliyete sahip olduğu ve borcun kumar borcundan doğduğu kanıtlanamadığından ve davalılar 3. kişi durumunda olup, bu hususu bildikleri ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ehliyetsizlik iddiasına dayanılarak açılmış menfi tespit davasıdır. Davacı …’nun dava konusu senedin keşidecisi olan Behice …’nun tek mirasçısı olduğu ve vesayet altında bulunduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacı … ile murisi Behice … hakkında İzmir (Ahkamı Şahsiye) 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1997/711 Esas sayısında kayıtlı davanın yargılaması sonucunda mahkemece anılan kişilerin haciz altına alınmaları talebinin reddine ve kendilerine müşavir tayin edilmesine karar verilmiş, ancak davacının temyizi üzerine bu karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.04.1999 tarih, 1997/4249-4247 E.K. sayılı kararı ile “Mahkemenin de kabul ettiği gibi vesayet altına alınması istenen kişilerin M.K.nun 356. maddesindeki suihal ve suiidarede bulunduklarının saptandığı, halen yönetilecek mallarının bulunmamasının vesayet kararı verilmesine engel teşkil etmeyeceği, o halde haciz kararı verilmesi gerekirken, müşavir tayini yolunda hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu”gerekçeleri ile bozulmuştur.
../..
-2-
Yerel mahkemece belirtilen bozma kararına uyulmuş, ancak yargılama sırasında Behice … ölmüş olduğundan, sadece …’nun hacir altına alınması yolunda hüküm tesis edilmiş ve bu hüküm Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Görüldüğü gibi, Behice … ölmemiş olsaydı, bozma kararına uyularak hüküm kurulduğuna göre, onun hakkında da vesayet kararı verileceği kuşkusuzdur. Zira, bozma kararına uyulmakla bir taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşmaktadır. Yukarıda sözü edilen vesayet davası 11.04.1997 tarihinde açılmış, dava konusu senet 14.04.1997 tarihinde tanzim edilmiştir.
Bu durumda mahkemece sözü edilen vesayet davasının bu dava yönünden güçlü delil niteliği üzerinde durulup tartışılarak, uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, bu yönler üzerinde durulmadan Behice …’nun ölümünden sonra, önceki raporlar incelenerek alınan Adli Tıp Raporu’nun hükme dayanak yapılması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.