YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2047
KARAR NO : 2007/4495
KARAR TARİHİ : 07.05.2007
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vek. Av. … ile davalı vek. Av. …’ in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacılar vekili, davalı bankada bulunan müvekkillerine açtığı mevduat hesabına 22.02.2001- 14.03.2001 tarihleri arasında uygulanan gecelik faizlerden, bankanın TMSF’ ye devrinden sonra usul ve yasalara aykırı olarak kesinti yapıldığını, alacağın tahsili için başlatılan 2001/5589 Esas sayılı icra takibine itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında, davacıların anılan dönemde bankanın müzayaka halinden faydalanmak suretiyle yüksek oranda faiz geliri elde etme amacı ile hareket ettiklerini ve uygulanan faiz oranlarının B.K.’ nun 19-20. maddeleri uyarınca geçersiz olduğunu beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı bankanın kendisi tarafından ilan edilen faiz oranlarından sözleşme serbestisi kuralları ve ahde vefa gereği dönmesinin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı bankanın ülkemizde yaşanan ekonomik kriz döneminde mevcut hesaplarındaki paranın çekilişini önlemek ve taahhütlerini yerine getirerek bankacılık faaliyetlerini sürdürebilmek için yüksek oranda faiz uygulamak zorunda kaldığı ve olayda müzayaka halinin maddi ve manevi koşullarının oluştuğu dosya içindeki deliller, davalı banka ile başkaca mevduat sahipleri arasında görülen benzer davalarda alınan bilirkişi raporları ve kesinleşen mahkeme kararları ile anlaşılmaktadır.
Olayda edimler arasında açık nispetsizlik bulunduğu ve bu durumun bankanın müzayaka halinden faydalanmak suretiyle oluşturulduğu, taraflar arasındaki fahiş ve ahlaka da uygun görülemeyecek faiz oranlarını öngören ve B.K.’ nun 19. maddesine aykırı olan faiz sözleşmesi çerçevesinde işlem yapılmasını istemenin Yüksek Hukuk Genel Kurulu 07.02.2007 tarih ve 63-52 sayılı kararında da belirtildiği gibi M.K.’ nun 2. maddesine de uygun düşmeyeceği anlaşıldığından mahkemece davanın reddine karar verilmek gerekirken delil takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenle hükmün davalı banka yararına BOZULMASINA, davalı vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunduğundan takdiren 500.00.YTL duruşma vekalet ücretinin, davacılardan alınıp, davalıya ödenmesine, 07.05.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY YAZISI-
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, somut olay bakımından Gabin koşullarının oluşup oluşmadığı ve gecelik faiz uygulanmasına ilişkin sözleşmenin B.K.’ nun 19. ve 20. maddelerine aykırılık oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece, Dairemizin araştırmaya yönelik bozma kararına uyularak bu çerçevede yapılan araştırma ve inceleme sonucunda olayda gabinin objektif ve subjektif koşulları gerçekleşmediği gibi B.K.’ nun 19. ve 20. maddelerine aykırılıktan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gabin BK.nun 21.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre ; bir sözleşmede edimler arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer gabin zarara uğrayan tarafın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden yararlanmak suretiyle meydana getirilmiş ise, zarar gören taraf bir yıl içinde sözleşmeyi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir.
Görüldüğü gibi gabinin biri objektif, diğeri subjektif olmak üzere iki koşulu bulunmaktadır. Olayımızda her iki koşulun da gerçekleşmediği düşünülmektedir.
Zira, ülkemizde Şubat 2001 krizi olarak bilinen dönemde sadece davalı banka değil diğer bankalar da yüksek oranlarda gecelik faiz uygulamışlardır.Faiz oranlarını bankalar kendileri belirleyip ilan etmiş, mevduat sahipleri de kendi menfaatlerine en uygun olanı seçip mevduatlarını değerlendirme yoluna gitmişlerdir. Bu durum, sözleşme serbestisi kuralına da tamamen uygundur. Belirlenen faiz oranları T.C.Merkez Bankasının denetimi altındadır.
Davalı bankanın o tarihte içinde bulunduğu durum kötü yönetilmesinin sonucu olup, mevduat sahiplerinin bilgisi dışındadır. Kısa bir süre sonra bankaya el konulacağını bile bile o bankaya para yatırmak hayatın olağan akışına uygun düşmez.
Davacıların, davalı bankanın müzayaka halinden yararlanma kasıtları bulunmamaktadır. Bu yöndeki iddia, kanıtlanmış değildir. Aynı dönemde davalı dışında yüksek faiz veren ve sonradan TMSF’ye devredilmiş olan başka bankalar da bulunduğu halde davalıdan başka bankaların gabin iddiasına dayalı davalar açtığına rastlanmamıştır.
Bankalar para alım satımı ile uğraşan güven ve itimat kurumlarıdır. TTK.nun 20.maddesi uyarınca işlerinde basiretli davranmaları asıldır. Bu kurala uygun yönetilmemeleri nedeniyle düştükleri durumdan mevduat sahiplerinin sorumlu tutulması doğru değildir.
Bu nedenlerle somut olayda gabinin objektif ve sübjektif koşulları oluşmamıştır. Davacılar, tasarruflarını en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla mevduatın devlet garantisi altında olduğunu da düşünerek daha yüksek faiz veren davalı bankada değerlendirmek istemiş ve mevduat hesabı açtırmıştır. Tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşmenin B.K.’ nun 19. ve 20. maddelerine aykırı olduğunun kabulü dosyadaki mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Taraflar sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenledikleri sözleşme hükümlerine ” ahde vefa ” prensibi gereğince uymakla yükümlüdürler.
Hükmüne uyulan Dairemiz bozma kararında özetle; “… Davacı hesabına tahakkuk ettirilen gecelik faiz oranlarının öncelikle uyuşmazlık konusu dönemlerde diğer banka ve aracı kurumların uyguladığı repo, ters repo ve gecelik faiz oranları araştırılarak aşırı olup olmadığı, diğer bir anlatımla sözleşmedeki ivazlar arasında açık bir dengesizlik bulunup bulunmadığı, şayet bir nispetsizlik varsa bunun bankanın aşırı oranda gecelik faizlerin uygulandığı dönemde içerisinde bulunduğu koşullara göre müzayaka halinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı gözetilerek banka kayıtları üzerinde ekonomist, bankacı ve Borçlar Hukuku konusunda uzman öğretim üyelerinden oluşacak yeni bir bilirkişi kurulu ile inceleme yaptırılarak alınacak rapor doğrultusunda ve varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gereğine ” değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuş ve bozma kararında belirtilen şekilde bilirkişi kurulu oluşturularak bilirkişi kuruluna yine bozma kararında belirtildiği biçimde araştırma ve inceleme yaptırılarak rapor alınmıştır. Hükme esas alınan rapor ayrıntılı, Yargıtay denetimine elverişli ve bozma gereklerine uygun bir rapordur. Bozma kararına uyulmakla yapılacak araştırma ve inceleme yönünden taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşur. Bu durumda gerek yerel mahkeme gerekse Yargıtay, uyulan bozma kararında belirtilen yöntem dışında bir inceleme yapamaz. Rapor uygun görülmemiş ise yeniden bilirkişi incelemesi yapılması yönünde bir bozma kararı oluşturulabilir ise de, önceki bozma kararı bir tarafa bırakılarak ve bilirkişi kurulu yerine geçilerek kesin nitelikte yeni bir bozma kararı tesis etmek usul hukukunun kazanılmış hak kuralına aykırılık oluşturur.
Uzun yıllardan beri Yargıtay uygulamaları ve öğretide benimsenen usuli kazanılmış hak müessesesi, usul hukukunun dayandığı vazgeçilmez ana temellerden biridir.
09.05.1960 gün 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme Kararında da açıkça belirtildiği üzere, bir mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü meydana gelir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayacağımız bu durum, mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir. (Yargıtay …K. 19.04.1995 tarih, 11/256- 401 sayılı kararından, Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, altıncı baskı, cilt V, sh. 4746- 4747, …K. 08.10.1997 tarih 1/443-770 sayılı kararı age. sh. 4750)
Yargıtay’ ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bozma kararı gereğince inceleme yapmak ve hüküm vermek zorunda olduğu gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Dairesi de, sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara (usuli kazanılmış hakka) aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı veremez. Çünkü aksi halde, usul hükümleri ile hedef tutulan istikrar zedelenir ve hatta mahkeme kararlarına karşı genel güven dahi sarsılır. (Prof. Dr. Baki Kuru, age sh. 4753). Bozmaya uyulmakla meydana gelen usule ilişkin kazanılmış bir hakkı, bozma sebebi yanlış olsa bile mahkemeler de Yargıtay da çiğneyemez. (Yargıtay …K. 10.11.1965 tarih , 9/1079-413, …K. 04.10.1968, İİF. 614-726, …K. 13.05.1970, 1/1241- 259 Sayılı kararları Prof. Dr. Baki Kuru age. sh. 4754)
Açıklanan nedenlerle, Dairemiz bozma kararına uyularak bozma çerçevesinde yapılan araştırma ve inceleme sonucu karar verilmiş olmasına, bozma kapsamı dışında kalan yönlerin kesinleşmiş bulunmasına, bozma gereklerine, oluşa ve dosya içeriğine uygun bilirkişi kurulu raporunun hükme esas alınmasında isabetsizlik görülmemesine göre usul ve yasaya uygun hükmün onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma yönünde oluşan görüşüne katılamıyorum.