Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/1685 E. 2023/2743 K. 20.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1685
KARAR NO : 2023/2743
KARAR TARİHİ : 20.03.2023

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I

Esas No : 2022/1685
Karar No : 2023/2743

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 18.11.2021
SAYISI : 2021/834 E., 2021/1939 K.
DAVACI : … vekili Avukat …
DAVALILAR : 1-İç İşleri Bakanlığı vekilleri Avukat …
2-Milli Eğitim Bakanlığı vekili Avukat …
FER’Î MÜDAHİL : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 04.02.2017
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
İLK DERECE MAHKEMESİ : Göynük Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
TARİHİ : 03.12.2019
SAYISI : 2018/62 E., 2019/175 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; davacının 20.09.1997 tarihinden itibaren davalı Bakanlık … Egemenlik İlköğretim Okulunda temizlik elemanı olarak fiilen çalıştığını, aylık ücret ödemelerinin kaymakamlık tarafından yapıldığını beyanla 20.09.1997 tarihinde sigortalı çalışmaya başladığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili dilekçesinde özetle; dava dilekçesine istinaden yapılan incelemede … Tav. Ürt. Ltd. Şti. ünvanlı işyeri tarafından 22.08.2002 tarihinde verilen işe giriş bildirgesine istinaden davacının sigortalı tescilinin yapıldığının anlaşıldığını, davacı sigortalının 1997 yılına ait tescil kaydı bulunmadığını, sigortalı olarak çalıştığına dair herhangi bir belgeye ve dava konusu işyerinin 1997 yılına ait işyeri tesciline de rastlanılmadığını, müvekkil Kurum kayıtlarının resmi belge niteliğinde olması nedeniyle davacını resmi kayıtlarda görülmeyen hizmetinin varlığını kanıtlaması ancak aynı güçteki deliller ile mümkün olduğunu, bu iddianın tanık beyanları ile ispatının mümkün olmadığını beyan ederek davanın zamanaşımı, hak düşürücü süre ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Milli Eğitim Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yasal süresinde açılmadığını, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, dava için hak düşürücü sürenin de geçtiğini, hizmet tespiti istenilen işyerinin resmi bir kurum olduğunu, resmi kurumların tüm iş ve işlemlerinin resmi kurallara tabi olduğunu, davacı tarafından Bakanlıkları nezdinde bir çalışması olması halinde bu çalışmanın resmi kayıtlara geçirileceğinin açık olduğunu, davacı taraf hakkında resmi bir belgenin düzenlenmediğini, prim kesintisinin yapılmadığını, kurum müfettişleri tarafından bir tespitinin bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı istinaf dilekçesinde özetle; davacının maaşlarının kaymakamlık tarafından yatırıldığını, ödemeye ilişkin belgelerin bulunmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının görev yaptığı tarihteki daire amirleri olan okul müdürleri dinlenildiği taktirde davacının çalışma şekli ve resmi kayıtların ortaya çıkacağını beyanla ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Davacı hakkında, davalılara ait işyerinden Kuruma verilmiş bir işe giriş bildirgesi ve/veya aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, ücret bordrosu veya talep konusu dönemde müfettiş incelemesine rastlanmadığından, davaya konu talep hakkında hak düşürücü sürenin geçtiğine dair mahkeme kararının vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış olup her ne kadar dava açılmadan önce Kuruma başvuru şartının yerine getirilip getirilmediği dosya kapsamından anlaşılamıyor ise de usul ekonomisi ilkesi gereği söz konusu eksikliğin sonuca etkili olmadığı göz önünde bulundurulmuş ve davalı sıfatına haiz Sosyal Güvenlik Kurumu, mahkemece feri müdahil olarak kabul edilmişse de karar başlığında bu hata düzeltilmiş olup davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin iş yeri kayıtlarında sigorta primlerinin kesildiği gözükmekte ise, primlerinin kuruma yatırılmaması veya bildirimlerinin kuruma verilmemesi hususunda sürenin tespitinde hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceğini, mahkeme kararının hatalı olduğunu gerekçesi ve resen tespit edilecek gerekçelerle kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun’un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.

2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.

3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs. dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Somut olaya gelince, davacının 20.09.1997 tarihinden itibaren çalıştığının tespiti talebi bakımından, davalı işyerlerinden işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması karşısında hizmet tespiti isteminin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı açıktır.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.3.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan

179,90-Onama
59,30-Peşin
120,60-Kalan