YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18351
KARAR NO : 2019/1307
KARAR TARİHİ : 26.02.2019
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 26.02.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı … ve davacılar vekili Avukat … ve Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı … vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları …’ün maliki olduğu 1380 parsel sayılı taşınmazı davalıya devrettiğini ancak işlem sırasında ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile adlarına tapuya tescilini istemişlerdir.
Davalı, mirasbırakanın dava konusu taşınmazı 50000-TL bedelle devrettiğini ve akit sırasında ehliyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, akit tarihi itibarı ile mirasbırakanın ehliyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mirasbırakanın maliki olduğu dava konusu taşınmazı 14.03.2013 tarihinde davalıya satış suretiyle devrettiği kayden sabit olup … Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin 21/10/2002 tarihli raporunda hezeyanlı bozukluk nedeniyle cezai ehliyetinin olmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 30/04/2004 tarihli raporunda mirasbırakanda sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (Paranoid sendrom) denilen akıl hastalığının saptandığı ve 28.5.2002 tarihinde mirasbırakanın cezai ehliyeti haiz olmayıp, hakkında TCK.’nın 46. maddesinin tatbikinin uygun olduğuna karar verildiği, … Asliye Ceza Mahkemesinin 09.10.2002 tarih ve 2002/251 Esas-2004/129 Karar sayılı ilamı ile suç tasnii ve resmi mercilari iğfal suçundan ceza ehliyeti olmadığından mirasbırakana ceza verilemesine yer olmadığına ve tedavi altına alınmasına karar verildiği ve 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 16.01.2015 tarihli raporunda mirasbırakanın 14.03.2013 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi, şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile … (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir … kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK’nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkeler ve yasa maddeleri uyarınca; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesinden rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince, mirasbırakan … hakkında düzenlenen … Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi ile Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun raporlarında mirasbırakanın ceza ehliyeti olmadığının belirtildiği açık olup bu durumda; Adli Tıp Kurumunun 16.01.2015 tarihli raporu ile yukarıda anılan önceki tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ve diğer kurumlarca verilen raporlar arasında çelişki olduğu açıktır.
Hal böyle olunca; 15/7/2018 tarih ve 30479 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum Ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum Ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin ‘’Adli Tıp Üst Kurullarının görevleri’’ başlıklı 16. maddesinin ç ve d fıkralarında düzenlenen; “Adlî tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, Adlî tıp ihtisas kurulları ile Adlî Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceler ve kesin karara bağlar. ” hükmü gereğince dosyanın tümüyle Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek, belirtilen raporlar irdelenmek, tanık beyanları ve tüm dosya değerlendirilmek suretiyle raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi, temlik işleminin yapıldığı 14.03.2013 tarihinde mirasbırakan …’ün fiil ehliyetini haiz olup olmadığının tespiti ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken çelişkili raporlardan birisine itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.