YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12940
KARAR NO : 2008/18523
KARAR TARİHİ : 25.12.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … İLÇESİ, … Köyü … mevkiinde bulunan ve 1988 yılında yapılan kadastroda 872, 873 ve 874 parsel sayısı ile tutanğı düzenlenip, tutanakları kadastro mahkemesi kararı ile iptal edilen 36965 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, 1957 ve 1958 yıllarından beri … sıfatıyla kullanıldığını ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adlarına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile fenbilirkişinin 11.05.2005 tarihli rapor ve krokisinde ve 13.03.2006 tarihli ek rapor ve krokisinde 874 ile gösterilen 35600 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ve aynı yer 873 no ile krokide gösterlien 485 m2 ve 872 ile gösterilen 480 m2 yüzölçümündeki Medeni Yasanın 713. maddesi gereğince ½ payının … ve ½ payının da dosyada bulunan veraset ilamına göre diğer davacılar adına payları oranında tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1952 yılında yapılmış ve 07/02/1953 – 07/03/1953 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Anılan çalışmada çekişmeli taşınmazlar tespit harici bırakılmıştır. Daha sonra tespit harici kalan taşınmazlar hakkında 1988 yılında yapılan ek arazi kadastrosunda, 872, 873 ve 874 parsel numarası verilerek, kadastro tespit tutanağı düzenlenmiş ise de, kadastro mahkemesince bu parsellerler ilgili kadastro, tüm sonuçlarıyla birlikte HÜKÜMSÜZ sayılarak iptaline karar verilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Mahkemece eski tarihli memleket haritası amenajman ve … fotoğrafının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve 10.05.2005 tarihli keşifte yerel bilirkişi … Deprem ile tanık M. … …’ün, taşınmazın öncesinde … … …’e ait olduğunu, onun yaklaşık 40 yıl önce davacılara sattığını, üç tarafının çalılık olduğunu, Doğusunda ise otoyol geçmeden önce … ait taşınmaz bulunduğunu bildi bileli … alanı olarak kullanıldığını bildirdiği, ziraat uzmanı bilirkişi …’nin raporunda taşınmazın eğiminin %3-5 olduğunu, üzerinde tahıl yetiştirildiğini, sebze ekildiğini, 30-40 yıldır … alanı olarak kullanıldığını, çevresinin de 30-40 yıllık … bahçesi olduğunu, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığını, orman yüksek mühendisi bilirkişi …’ın 30.09.2005 tarihli raporunda 874 parselin Doğusunun otoyol kamulaştırma sahası diğer yönleri çalılık, 873 ve 872 parseller ise dört yönden çalılık ile çevrili olduğunu, içinde
-2-
2008/12940-18523
orman ağaca ve kalıntısı bulunmadığını, orman ağacının yok edildiğine ilişkin bir kayıtta bulunmadığını, çevresindeki orman ile benzerliği olmadığını, … yıllardır tarın alanı olarak kullanıldığı, eğimin ortalama %10-12 olduğunu, öncesinin orman olmadığını, 1956 tarihli memleket haritasında açık alan olarak, 2001 yılı amenajman planında ziraat alanı olarak nitelendiğini, bildirdiği, … bilirkişi …’nin de dava konusu taşınmazların 872, 873 ve 874 sayılı parseller olduğunu, bu parsellerin 1988 yılı ek arazi kadastrosunda düzenlenen tesbit tutanaklarının kadastro mahkemesince ikinci kadastro sayılarak iptal edildiğini bildirdikleri, Mahkemece çekişmeli taşınmazların öncesi ve eylemli durumu itibariyle orman sayılan yerlerden olmadığının ve davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımım zilyetilği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazların etrafının çalılık olduğu bildirildiği halde ilgisi nedeniyle davanın Orman Yönetimine yönlendirilmesi için davacı tarafa olanak tanınması daha sonra yargılamaya devam olunması gerekirken davacı tarafa bu olanak verilmeden yargılamaya devam olunması ve taşınmazın eski tarihli harita ve … fotoğraflarındaki görüntüsü, paftası ile ölçekleri eşitlenmek suretiyle çakıştırılmak suretiyle değil, denetime olanak vermeyecek biçimde (X) şeklinde işaretlendiği, eğimin eğim ölçer aletler ve memleket haritasındaki münhaniler yardımıyla ölçülmediğinden yetersizse de; Çekişmeli taşınmazların bulunduğu Büyüktüysüz köyünde genel arazi kadastrosunun 1953 yılında 5602 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğü sırasında yapıldığı, kadastro sırasında taşınmazların tesbit dışı bırakıldığının tartışmasız olduğu, burada halledilmesi gereken sorunun kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi vasıfla tesbit dışı bırakıldığı hususu olduğu,
3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu yapmadığı, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürüldüğü, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 Sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu, 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla, bu taşınmazların etrafında bulunan arazi bölümlerinin kısmen aynı şekilde tesbit dışı bırakıldığı, yörede dava tarihine kadar henüz orman kadastrosunun yapılmadığı, çekişmeli taşınmazların orman alanları ve toplu … alanlarına göre konumu, orman ile arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü gerekeceği, her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazların öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar-ihyayı gerektirecek nitelikte … veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacılara satış ile intikal … davacılar tarafından 30-40 yıldır kullanıldığını ifade etmişler ise de; bir kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, çekişmeli parsellerin memleket haritasında işaretlendiği yer açık görülse de çevresinin tamamen 1956 tarihli memleket haritasında çalılık olarak nitelenmesi sembollü yeşil alanda işaretlenmesi nedeniyle, taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin
-3-
2008/12940-18523
delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı tarafın taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesinin “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” hükmü gereğince, Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olmasının o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, toprağı ile birlikte orman olan taşınmazların zilyetlikle iktisabı da mümkün olmadığı(Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2002 gün ve 2002/8-183-18712.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 Sayılı kararları aynı yöndedir.) gözetilerek gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 25.12.2008 günü oybirliği ile karar verildi.