YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/2285
KARAR NO : 2019/1303
KARAR TARİHİ : 26.02.2019
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 26.02.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davacılar … vd. vekili Avukat … ve dahili davacı … vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacı … vekili Avukat, dahili davacı … …, dahili davacı …, dahili davacı …, dahili davacı … …, dahili davacı … gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Asıl ve birleşen davada davacılar; mirasbırakan … …’ın 1964 yılında öldüğünü, çekişmeye konu 2422 parsel sayılı taşınmazın 1965 tarihli kadastro tespitinde ölü olduğu belirtilmek suretiyle mirasbırakanları adına tespit ve tescil edildiğini, aynı taşınmazın 19.06.1968 tarih, 4715 yevmiyeli resmi akitle, davalıların mirasbırakanı …’e satış yoluyla temlik edilmiş gibi göründüğünü, onun ölümü ile de mirasçılarına intikal ettiğini ancak ortada geçerli bir temliki işlem bulunmadığını, iştirakçilerin hiçbirinin yapılan intikal ve satış işlemlerine katılmadıklarını, imzaların ve mührün sahte olarak düzenlendiğini, davalılar adına kayıtlı olsa da fiilen taraflarından tasarruf edildiğini, imar uygulaması ile de 807 ada 7, 10, 11; 814 ada 1 parsellerin oluştuğunu ileri sürerek davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Asıl ve birleştirilen davada davalılar, dava konusu taşınmazı 19.06.1968 tarih, 4715 yevmiye nolu resmi akitle temellük ettiklerini, aradan 41 yıl geçtikten sonra eldeki davanın açılmasının iyi niyetli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece; “…davacıların iddiası kadastrodan önceki nedenlere değil sonradan gerçekleşen işlemlerle ilgili olduğundan herhangi bir hak düşürücü süre ve zamanaşımına bağlı olmayacağından tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delillerin eksiksiz olarak toplanıp, değerlendirildikten sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması” gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda temliki işlemde sahtecilik olgusunun gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar Dairece onanmış, karar düzeltme incelemesi sonucunda onama kararı kaldırılarak ‘’…çekişme konusu taşınmazların geldi parseli olan 2422 parsel sayılı taşınmazın muristen intikal ve davalıların murisine temlikine konu senedin sahte olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile belirlenmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davalıların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine….bilirkişi raporunda 2422 parsel sayılı taşınmazda yolsuz tescile konu payların imar parsellerine yansıyan oranda ve davalılara intikal eden paylar bakımından iptal ve davacılar adına tescil edilmesi gereken paylar gösterilmiş ise de, tespit edilen paylar bakımından iptal ve tescil kararı verildiğinde dava dışı paydaşların durumunun etkilenip etkilenmeyeceği, başka bir deyişle, pay ve paydanın eşit olup olmayacağı belirlenmiş değildir….mahkemece, yeniden konusunda uzman üç kişiden oluşan bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek çekişme konusu 2422 parselden imar uygulaması ile davalılar adına tescil edilen imar parselleri üzerinden tüm paydaşları kapsayacak ve pay ve paydanın eşit olduğunu gösterecek ve denetime elverişli olacak şekilde rapor alınması, taşınmazların dava dışı paydaşlarının paylarının etkileneceğinin belirlenmesi halinde anılan paydaşların davada yer alması gerektiğinin dikkate alınması ve olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. ‘’ gerekçesi ile bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, tarafların tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten ve 6100 sayılı HMK’nin 186. maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin HMK’nin 297. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu aynı maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HMK’nin 294. maddesinin getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ve usul kanunlarının yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek, kısa kararda davada yer almayan dava dışı paydaşlar …, …, …, …, …, … payları yönünden tapu iptal tecili hükmü kurulurak ve aynı paydaşlara gerekçeli kararın hüküm kısmında yer verilmeyerek kısa kararla çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Hal böyle olunca, 10.04.1992 günlü ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Kabule göre de, yargılama aşamasında ölen davacı … …, … ve …’nın mirasçıları davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi doğru olmadığı gibi 4721 sayılı TMK’nun 28. maddesi hükmü uyarınca kişiliğin ölüm ile son bulacağı göz ardı edilerek karar tarihinde ölü oldukları anlaşılan bir kısım davacı adına tescil kararı verilmiş olması da isabetsizdir.
Asıl ve birleştirilen davalıların değinilen nedenden ötürü yerinde bulunan temyiz itirazının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.