YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6857
KARAR NO : 2023/826
KARAR TARİHİ : 20.02.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/540 E., 2020/54 K.
KARAR : Davanın reddine
Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince, bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı … ve arkadaşları vekili 10.01.2012 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; … ilçesi … Kasabası … mevkiinde bulunan tapusuz taşınmazın müvekkilleri olan davacıların atalarından kaldığını, 70 – 80 yıl önce imar ihyasının tamamlandığını, o tarihlerden beri nizasız ve fasılasız kullanıldığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına oluştuğunu ileri sürerek, taşınmazın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesi uyarınca davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
2. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde, 14.09.1990 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu mevcut olup, genel arazi kadastrosu işlemi 1956 yılında yapılarak kesinleşmiştir.
II. CEVAP
Davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli ve 2012/586 Esas, 2015/976 Karar sayılı önceki kararı ile, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli ve 2012/586 Esas, 2015/976 Karar sayılı önceki kararına karşı, davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz incelemesi neticesinde, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 03.05.2017 tarihli ve 2016/8283 Esas, 2017/3942 Karar sayılı Karar sayılı ilamıyla; ”..davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde 14.09.1990 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunduğu, genel arazi kadastrosu işleminin ise 1956 yılında yapıldığı ve kesinleştiği, kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık sürenin geçtiği, yörede 2000 yılında 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanuna (2859 sayılı Kanun) göre yapılan pafta yenileme çalışması bulunduğu, mahkemece, dava konusu yer üzerindeki ağaçların yaşları, kuzey sınırı gösterilen betonsuz taş duvarın durumu ve tanıkları beyanları ile yapılış tarihi dikkate alınarak ve yerleşik Yargıtay İçtihatları göz önünde bulundurularak, davacının dava konusu yerde yapılan tapulama tarihinden itibaren, davacıların murisi tarafından imar ihyanın tamamlanarak 20 yıldan fazla, aralıksız, fasılasız, malik sıfatıyla zilyet olarak bulunulduğu, buna yapılan ilanlara rağmen itiraz eden olmadığının belirlendiği gerekçesiyle, davanın (A) harfi ile gösterilen 4.828,11 m² yüzölçümündeki taşınmaz yönünden kabulüne karar verilmiş ise de, çekişmeli taşınmazın niteliği tam olarak belirlenmediği gibi davacı kişiler yönünden zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de yöntemince araştırılmadığı, taşınmaz bölümü üzerinde imar ihyanın gerçekleştiği hususunun kesin olarak belirlenemediği açıklanarak, öncelikle dava tarihten 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları, uydu fotoğrafları bulunduğu yerlerden istenip getirilerek dosya keşfe hazırlanması, daha sonra ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir fen elemanı bilirkişi ile bir orman yüksek mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla yeniden yapılacak keşifte, getirtilen en eskisinden en yenisine kadar tüm memleket haritaları, hava fotoğrafları, uydu fotoğrafları dava konusu parsel ile geniş çevresine uygulanıp, bu belgelerde (A) harfi ile gösterilen 4.828,11 m² taşınmaz belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip, çekişmeli taşınmaz bölümünün bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği veya görüldüğü, var ise imar ve ihya ile zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı hususlarının belirlenmesi, bu belgeler ile kadastro paftası, hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz bölümünün geniş çevresi ile birlikte konumu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak çekişmeli taşınmaz bölümünün gerçek eğim durumunu ve gerçek yüzölçümünü gösterir rapor alınması, çekişmeli taşınmaz bölümünün öncesinin ne olduğu, imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlanılıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı hususlarının, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulması, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğunun yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmesi, hakim gözetiminde, taşınmaz bölümünün dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmesi, raporda taşınmazın eylemli durumu, üzerindeki ağaçların cinsi, yaşları, kapalılık durumu ve arazi üzerindeki dağılımı konusunda ayrıntılı bilgi alınması, hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü oluşturan unsurların tek tek sayı olarak tarif edilmesi, ağaçların cinsi, ortalama yaşı, kapalılık oranı, hakim ağaç türü ve kullanım şeklinin detaylı olarak incelenmesi, taşınmaz bölümünün evveliyatı itibariyle orman olan ve eylemli şekilde orman niteliğinde bulunan bölümlerinin tespit edilmesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14/1 inci maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının davacı gerçek kişiler ile ortak murisler yönünden araştırılması, aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, gerektiğinde tespit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyalarının getirtilip incelenmesi, dava konusu parselin sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda ziraat mühendisinden kanunun amacına uygun rapor alınması ve bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilerek ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozma ilamına Uyularak Verilen Karar
Bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 25.10.2018 tarihli orman ve fen bilirkişisi raporunda, krokide A olarak incelenip gösterilecek olan 4.828,11 m2 alanındaki dava konusu yerin tamamının evveliyatının orman olmayıp orman kadastrosunda da itirazsız kesinleşen orman sınırları dışında kaldığından orman sayılmayan yerlerden olduğu, ziraat bilirkişisinin 21.08.2019 tarihli raporunda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 17 nci maddesine göre olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı kapsamında imar – ihyaya dayalı zilyetliğin gerçekleşmediğini, yine ziraat bilirkişisinin 21.08.2019 tarihli ek raporunda, dava konusu taşınmazın zemininde serbest taşların varlığı, taşınmazın tarımsal verimliliğini ve taşınmazdaki tarımsal eylemliğini önemli ölçüde kısıtlayan taşların miktar ve oranının yüksek olması, taşınmazdaki tarımsal amaçlı imar ihyanın tamamlanmadığını göstermekle birlikte 2003 – 2004 yılındaki orman vegatasyonunun sözkonusu taşınmazda uzun bir süre tarımsal faaliyetin sözkonusu olmadığını gösterdiğini, dava konusu taşınmazda taş toplama işleminin dava tarihinden 20 yıldan önce başladığını ancak taşların kısmen toplandığını, çalıların 2004 yılından sonra temizlendiğini, ana kısıt faktör olan zemindeki yaygın taşlılığın devam ettiğini, bu itibarla taşınmazdaki imar ihya işleminin tamamlanmadığını, taşınmazın dava tarihi itibariyle hali arazi olduğunu, bu saptama ve değerlendirmeler bağlamında da dava konusu taşınmazın tarımsal amaçlı imar ihyanın tamamlanmadığını ve taşınmazda tarımsal amaçlı imar ihyaya dayalı olarak zilyetliğin gerçekleşmediğini belirttiği, bu haliyle davaya konu taşınmazın imar – ihya suretiyle kazanımı şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dosya arasına alınan orman ve fen bilirkişileri tarafından düzenlenen raporun yerinde olmasına karşın mahkeme tarafından nazara alınmadığını, ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen raporun ise diğer raporlarla örtüşmemesine ve çelişki barındırmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesince nazara alınarak hatalı karar verildiğini belirterek, hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 4721 sayılı Kanun’un 713 üncü maddesi uyarınca tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 4721 sayılı Kanun’ un 713 üncü maddesi,
3. Değerlendirme
1. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamında değinilen yönde araştırma ve mahallinde yeniden keşif yapılmadan, davaya konu taşınmazın imar – ihya suretiyle kazanımı şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılama esnasında, dosya arasına alınan 25.10.2018 tarihli orman ve fen bilirkişisi raporunda, … ilçesi … Beldesi … Mevkiinde bulunan … ve diğerleri sahipliğindeki, dava dilekçesinde belirtilen, tapulamaca tespit dışı bırakılan ve keşifte ölçülerek krokili raporlarında A olarak incelenip gösterilen 4.828,11 m2 alanındaki dava konusu yerin tamamının, evveliyatının orman olmayıp orman kadastrosunda da itirazsız kesinleşen orman sınırları dışında kaldığından orman sayılmayan yerlerden olduğu, 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesiyle ilişkisi bulunmadığı, 1957 ve 1986 tarihli hava fotoğraflarının incelenmesi neticesinde, 1950 yıllarında dava konusu taşınmazın tarımsal amaçlı kullanılmadığı, taşınmazın bu tarihlerde münferit aralıklarda yabani harnup, yabani zeytin, sandan ve püren gibi maki muhteviyatı ile kaplı olup, kullanılmayan çalılık vasfında olduğu, 1980 yıllarında ise dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan çalıların temizlendiği, harnup ağaçlarının korunduğu ve taşınmazın bu ağaçlardan geri kalan kısımlarında kuru hububat tarımı yapıldığı, bu tespitlerden taşınmazın bu tarihlerde imar – ihyasının tamamlandığının anlaşıldığı açıklanmış, 21.08.2019 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda ise, 3402 sayılı Kanun’un 17 nci maddesine göre olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği kapsamında imar – ihyaya dayalı zilyetliğin gerçekleşmediği, yine 21.08.2019 tarihli ziraat bilirkişisi ek raporunda da, dava konusu taşınmazın zemininde serbest taşların varlığı, taşınmazın tarımsal verimliliğini ve taşınmazdaki tarımsal eylemliğini önemli ölçüde kısıtlayan taşların miktar ve oranının yüksek olması, taşınmazdaki tarımsal amaçlı imar ihyanın tamamlanmadığını göstermekle birlikte, 2003 – 2004 yılındaki orman vegatasyonunun sözkonusu taşınmazda uzun bir süre tarımsal faaliyetin sözkonusu olmadığını gösterdiği, dava konusu taşınmazda taş toplama işleminin dava tarihinden 20 yıldan önce başladığı ancak taşların kısmen toplandığı, çalıların 2004 yılından sonra temizlendiği, ana kısıt faktör olan zemindeki yaygın taşlılığın devam ettiği, bu itibarla taşınmazdaki imar ihya işleminin tamamlanmadığı, taşınmazın dava tarihi itibariyle hali arazi olduğu, bu saptama ve değerlendirmeler bağlamında da dava konusu taşınmazın tarımsal amaçlı imar ihyanın tamamlanmadığı ve taşınmazda tarımsal amaçlı imar ihyaya dayalı olarak zilyetliğin gerçekleşmediği bildirilmiştir. Buna göre; İlk Derece Mahkemesince yapılan keşifler neticesinde dosya arasına alınan bilirkişi raporlarının kendi arasında çeliştiği ve hüküm kurmaya yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
2. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye ve çelişkili bilirkişi raporlara dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
3. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, öncelikle en eski eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile dava tarihine yakın zamanlarda ve dava tarihinden geriye doğru 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları, uydu fotoğrafları bulunduğu yerlerden istenip, getirilerek dosya keşfe hazırlanmalı, daha sonra bu belgeler ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan üç ziraat mühendisi, bir harita – kadastro (jeodezi ve fotogrametri) mühendisi ve bir fen elemanı bilirkişisi ile üç yüksek orman mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulunun katılımıyla yeniden yapılacak keşifte, getirtilen en eskisinden en yenisine kadar tüm memleket haritaları, hava fotoğrafları, uydu fotoğrafları ve ağaçlandırmaya ilişkin haritaları dava konusu taşınmazla birlikte geniş çevresine uygulanıp, bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, var ise imar, ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli; bu belgeler ile dava konusu taşınmazın 23.06.2005 tarihli ve 9070 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan BÖHHBÜY (Büyük Ölçekli Haritalar ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği) hükümlerine göre koordinatlı olarak düzenlenecek haritası hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın geniş çevresi ile birlikte konumunu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topoğrafik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazın gerçek eğim durumunu ve gerçek yüzölçümünü gösterir rapor alınmalı; çekişmeli taşınmazın öncesinin ne olduğu, imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlanılıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulmalı; yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli; somut olayın özelliği gözönünde bulundurularak, ayrıca; parselin eski ve yeni niteliği konusunda jeoloji mühendisinden de teknik verileri içeren ayrıntılı rapor alınmalı; keşif sırasında parselin çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dava dosyası içine konulmalı; 3402 sayılı Kanun’un 14/1 inci maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırması davacı ve murisler yönünden yapılmalı, aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz bulunup bulunmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu sicil ve kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli; dava konusu parselin sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda ziraat mühendisinden yasanın amacına uygun rapor alınmalı; bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
4. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmeden, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.