Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/5019 E. 2023/5260 K. 11.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/5019
KARAR NO : 2023/5260
KARAR TARİHİ : 11.05.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2323 E., 2023/326 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/71 E., 2022/282 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı ve fer’i müdahil kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve fer’i müdahil kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili, … 2. İş mahkemesinin 2016/145 esas sayılı dosyası ile davalı iş veren aleyhinde işçilik alacakları nedeni ile dava açıldığını, mahkemece kendilerine hizmet davası açmak üzere süre verildiğini, müvekkilinin davalıya ait minibüste 01.10.2004-06.03.2006 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalıştığını beyanla bu tarihler arasında davalı yanında hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davanın süresinde açmadığını, dava edilen dönemde davacını çalışması bulunmadığını, davacının talebinin hukuka aykırı olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Fer’i müdahil kurum vekili, hak düşürücü süre itirazında bulunduğu, iddianın davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, müvekkili kurumun herhangi bir şekilde kusuru olmadığını, feri müdahil olarak davaya katılmak istediklerini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinden 01.10.2014-06.03.2006 tarihleri arası dönemin dava konusu edildiği, davacının hizmet cetvelinin incelemesinde 01.10.2004-06.03.2006 tarihleri arası dönemde kurum kayıtlarına intikal eden hizmetin bulunmadığı, …’e ait işyerinin 01.03.2005 tarihi itibari ile kapsama alındığı, … Minibüsçüler Odası Başkanlığına yazılan yazı cevabında davalı adına kayıtlı 42 M 8250 plaka sayılı aracın 30.03.2000 tarihi itibari ile Mengene-Saraçoğlu hattında faaliyette bulunduğu, … Trafik Denetleme Şube müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, müzekkere cevabı ile 08.12.2004- 15.05.2006 tarihleri arasında davacı adına 12 adet ceza tutanağı düzenlendiği, davalı …’in 14.04.2000 tarihinden itibaren minibüs ve yolcu taşımacılığı faaliyetinden kaynaklı vergi mükellefiyet kaydının bulunduğu, talebe konu dönem bordro tanığı tespit edilemediğinden komşu işyeri tanığı araştırması yapıldığı, istinaf karar ilamı sonrası tanıklar ile davacı asilin beyanına başvurulduğu, tanık anlatımlarından davalı …’in kendisine ve babasına ait araçların bulunduğu, bu araçların 42 M 8252 ve 42 M 8250 plaka sayılı oldukları, davacının 2002,2003 yıllarında 2 yıla yakın süre bir ara vermesinin bulunduğu, 2004 yılında davacının davalıya ait araçta çalışmasının başladığı, sonrasında ara vermeksizin çalışmasının devam ettiği, davacının bu araçlarda takoz şoför olarak bulunmadığı, … ile bu araçları dönüşümlü şekilde kullandıkları, …’ın Mengene hattından Aydınlık hattına geçmesi sonrası bu kişinin kullanmış olduğu 42 M 8250 plaka sayılı aracı kullanmaya başladığı ifade olunmuş, davacıya ait ceza tutanaklarının irdelenmesinde davacının ifade ettiği üzere çalışmasının ilk olarak 42 M 8252 plaka sayılı araçta başladığı, bu araçta şoförlük yaptığı dönemde 25.09.2002, 26.01.2004, 15.06.2004, 19.08.2004 ve 30.08.2004 tarihli ceza tutanakları olduğu sonrasında 42 M 8250 plaka sayılı araçtan talebe konu dönem içeresinde 08.12.2004, 29.12.2004, 22.03.2005, 08.07.2005, 19.08.2005 ve 10.10.2005 tarihlerinde adına ceza düzenlendiği, sonraki ceza tutağın yine aynı araçta 15.05.2006 tarihinde düzenlendiği görülmüş olup, bozma öncesi beyanına başvurulan tanık anlatımları ve yapılan tespitlerde gözetilerek davacının davalıya ait araçtaki çalışmasının 2004 yılı son ayları içeresinde başladığı, çalışmasının 2013 yılına kadar devam ettiği, çalışmasının kesintisiz şekilde gerçekleştiği anlaşılmakla davacının davalı iş yeri nezdinde 01.10.2004-06.03.2006 tarihleri arası dönemde hizmet akdine istinaden kesintisiz çalıştığının tespiti ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer’i müdahil kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; katılma yoluyla istinaf talebinin reddinin hatalı olduğunu, talebin hak düşürücü süreye uğradığını, tüm araç sürücülerinin dinlenmediğini, tanık beyanlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Feri Müdahil kurum vekili istinaf dilekçesinde ; davacının 506 sayılı yasa’nın 79/10. Ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. Maddelerine göre hizmet tespiti davaları çalışma süresinin sonunda başlayarak 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açılarak talep edilebileceğini, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, yerel mahkemece bu husus üzerinde durulmadan davanın kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile: Feri müdahil vekili tarafından hak düşürücü süre ve kurum işleminin yerinde olması yönünden istinaf edilen kararda; dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kamu düzenine aykırı bir hususun tespit edilmemiş olmasına, Dairemizin kaldırma kararına uygun olarak araştırma yapılmış olmasına göre yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilmiş ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddedilmesine; davalının istinafı yönünden ise, katılma yoluyla istinaf hakkının HMK 348 maddesine göre istinaf dilekçesine karşı vereceği cevap dilekçesi ile karşı tarafa tanınan bir hak olmasına göre HMK 352 maddesine göre reddedilmesine dair 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 352 inci maddesi gereğince davalının katılma yoluyla istinaf talebinin reddine, hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer’i müdahil kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü beyanlarını tekrar ederek davanın reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Fer’i müdahil kurum vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü beyanlarını tekrar ederek davanın reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.Dava, 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu (5510 sayılı Kanun’un m. 86/9 uncu) maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”

Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.

Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.

Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.

HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.

Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.

Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.

Diğer taraftan, davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 79/10 uncu (5510 sayılı Kanun’un m. 86/9 uncu) maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.

Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.

2. Bu tür davalarda mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır.

3. Diğer taraftan, 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taraf ehliyeti” başlığını taşıyan 50’inci maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni hukuktaki haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti hak ehliyetini oluşturmakta, gerçek ve tüzel kişiler bakımından geçerli olmaktadır. Hak ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 28 inci maddesinde ise, kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiği hüküm altına alınmış olup, gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü maddesinde, taraf ve dava ehliyetine sahip olunması, dava şartı olarak düzenlenmiş ise de; anılan Yasanın tarafta iradi değişikliği düzenleyen 124/3. maddesinde, maddi bir hatadan kaynaklanan ve ya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edileceği belirtilmiştir.

3. Değerlendirme
Eldeki davada, Mahkemece davanın kabulüne yönelik olarak verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.

Mahkemece, somutlaştırma yükümlülüğü kapsamında davacının beyanı alınmak suretiyle dava dilekçesinde belirttiği Mengen-Saraçoğlu hattında çalıştığını iddia ettiği 42 M 8250 ve 42 M 8252 plakalı araçlardaki çalışma şekli sorularak araştırılmalı, dönemsel/yedek şoför olarak mı çalıştığı tespit edilmeli, bu araçların uyuşmazlık konusu dönemde kim adına kayıtlı olduğu, tek şoför mü iki şoför olarak mı çalışıldığı belirlenerek iki şoför olarak çalışılıyorsa isimleri sorulmalı, elde edilecek bilgilere göre özellikle 8250 plakalı minibüsün 2004 tarihinden itibaren maliklerinin ve devirleriyle birlikte işletenlerinin Trafik Şube Müdürlüğünden kayıtları celbedilmeli, her iki plaka adına yazılan trafik cezaları sorulmalı, 09.02.2008 dönemi sonrasında 20.03.2013 tarihindeki işverenin kim olduğu belirlenmeli, bu tespit sonrasında tespit edilen tanıklar dinlenilmek suretiyle dolmuş hattında çalışan ve beyanları alınmayan … ve Hasan Hüseyin Kılbay da dinlenilmeli, tanık beyanları arasında çelişki olursa giderildikten sonra sonucuna göre karar verilmelidir.

VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.