YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/13264
KARAR NO : 2023/5309
KARAR TARİHİ : 12.05.2023
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2677 E., 2021/2059 K.
KARAR : Karar verilmesine yer olmadığına
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/169 E., 2019/601 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen menfi tespit ve ödeme emirlerinin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesinin asıl ve birleşen davaların kabulüne dair kararını kaldırarak asıl davanın kısmen kabulüne ve birleşen davanın reddine dair hüküm tesis eden Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların konusu kalmadığı için davaların esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin iş yerinde çalıştığını iddia eden… isimli kişinin şikâyeti üzerine davalı kurum denetmenlerince 17.10.2017 tarihinde yapılan denetimlerde…’in iddialarını doğrulayan herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşılamamış, ancak iş yeri çalışanı …’ın asgari ücret ile çalışıyor olmasına rağmen kendisini 2.500,00 TL net ücret aldığını asgari ücretten fazla olan kısmın elden aldığını beyan etmesi üzerine 17.10.2017 tarihli iş yeri durum tespit tutanağı düzenlendiğini, bunun üzerine idare para cezası kesildiğini ve asgari ücret ile 2.500,00 TL arasındaki farka ilişkin noksan prim alacağı bildirimi yapıldığını, tutanağın …’ın beyanına göre tutulduğunu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığını, tutanağı takiben kurum denetmenlerini arayarak aylığının asgari ücret olduğunu, yanlış beyanda bulunduğunu bildirmesine rağmen …’ın aylığa ilişkin düzeltme beyanının denetmenlerce dikkate alınmadığını, …’ın bir kızgınlık sonucu böyle bir ifade verdiğini, işvereni zor durumda bıraktığı için pişman olduğunu ifadesinin buna göre düzeltilmesinin teminini bildirdiğini ifade ederek davalı kurumca idari para cezasına ve prim borcu çıkarılmasına ilişkin kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın usulden reddi gerektiğini, davacının taleplerinin gerçeği yansıtmadığını, talebinin kabulünün mümkün olmadığını beyanda haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; Dosya kapsamı evrak, SGK Denetim raporu, tanık beyanları, bilirkişi raporu bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacıya ait işyerinde çalışan tek sigortalının davalı … olduğu, tanık beyanlarından davalının asgari ücret ile çalıştığının beyan edildiği anlaşılmaktadır. Dosya, … Bilirkişilik Kurulu listesinde yer alan bilirkişiler Zeycan Ünüvar ve Atilla Koç’a tevdi edilerek işyerinde inceleme yapmak ve işyerine ait defter ve kayıtları da incelemek suretiyle dava konusu ihtilaf yönünden rapor tanzim edilmesi istenilmiş ve bilirkişilerden 27.08.2019 tarihli rapor alınmış, raporda ücret bordrolarının imzalı olması ve banka kayıtları ile serbest meslek defterinde yer alan kayıtlara göre davalı …’ın asgari ücretle çalıştığı tespiti yapılmış olmakla davacının davasının kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.01.2020 tarihli ve 2019/188 Esas, 2020/21 Karar sayılı kararıyla; Davalı SGK vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, … 1. İş Mahkemesi’nin 2018/169 Esas 2019/601 Karar sayılı kararının kaldırılarak, düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; 1-) … Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 02.03.2018 tarih 2018/CSS/010 sayılı rapor doğrultusunda asgari ücret teşvik indirimleri ve idari para cezaları hariç olmak üzere sigorta primine esas kazanç yönünden tesis edilen Kurum işleminin iptaline, 2-) Birleşen … 1. İş Mahkemesinin asgari ücret teşvik indirimlerinden dolayı davacıya çıkarılan 3.430,98 TL prim borcuna ilişkin 2018/294 Esas sayılı dosyasının hak düşürücü sürede açılmaması sebebiyle reddine dair karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizce; “….Davaya konu olayda; 5510 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesi kapsamında tutulan tutanak ve yapılan inceleme sonrasında davacı nezdinde çalıştığı kabul edilen sigortalı nedeniyle davalı kurumca bir taraftan 5510 sayılı Kanun’un 102 vd. maddeleri çerçevesinde idari para cezalarının kesildiği, diğer taraftan, davacı şirket hakkında 5510 sayılı Kanun’un geçici 68 ve geçici 71 inci madde ile birlikte 81 inci maddesinde yer alan teşvik indiriminin de iptal edildiği ve ayrıca davacı şirket hakkında kaçak çalıştırıldığı tespit ve iddia edilen sigortalı hakkında çalışılan dönemlere göre prim tahakkuk ettirildiği, davacının ise asıl ve birleşen dava dilekçelerinde idari para cezasına dayanak olan kurum işleminin iptali ile birlikte, davalı kurumca yapılan tespit ve teşvik iptali nedeniyle tahakkuk ettirilen 3430,98 TL fark pirm borcunun iptalini talep etmiş ise de; dosyadan davalı kurumca fark prim borcu olarak 8149,23 TL tahakkuk ettirildiği, anlaşılmakta olup, dava dilekçesine konu edilen 3430,98 TL’nin ise, 22.03.2018 tarihinde davalı Kurum yazısı ile tebliğ edilen ve 2016 ile 2017 yıllarında yersiz faydalandırıldığı gerekçesi ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 68 ve 71 inci maddelerinde yer alan destek tutarlarının iptaline yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre, davacıdan HMK’nın 31 inci maddesi hükümlerine uygun şekilde istenecek açıklama ile davalı Kurumun hangi işlem veya işlemlerine karşı davasını açtığı hususu açıkça netleştirilmeli ve asıl ve birleşen davalardaki taleplerinin açıkça belirlenmesinden sonra uyuşmazlık konuları belirlenmeli ve yasal dayanakları ile birlikte işin esası irdelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir
Eldeki davada ise, öncelikle davalı kurumca yapılan tüm işlemlere dair belgeler getirtilmeli, bu kapsamda Komisyon kararlarına karşı yapılan itirazlar ve kararların davacı şirkete tebliğ tarihlerine göre davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu irdelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Ayrıca, 5510 sayılı Kanun’un 81 inci maddesi ile geçici 68 ve geçici 71 inci maddelerinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılması ve borç tahakkukunun iptali istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, davanın kabulüne dair karar verilmiş ise de, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Kanun’un ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen:
“Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” hükmü ve ikinci fıkrasında ise;
“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” şeklinde belirtilmiş hükümleri mevcut olup, bu yeni madde hükümleri ile tüm teşvik unsurlarından faydalandırılma veya fazla ödemelerin iadesi veya değiştirme istemleri hakkındaki uyuşmazlıklarda ek 17 nci maddede yer alan hükümlerin irdelenmesi gerektiği açıktır.
Değinilen Ek 17 nci maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yılsonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.” Hükümleri mevcuttur.
Eldeki davada ise, Ek 17 nci maddenin yürürlüğe girmesi ile birlikte “5510 sayılı Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun ile birlikte anılan ilgili kanunların teşvik veya destek hükümlerinde yer alan yararlanma şartlarının mahkemelerce irdelenmesi gerekmekle birlikte, değiştirme veya oluşabilecek fark prim tutarlarının iadesi istemleri hakkında yapılacak değerlendirmede; aynı maddenin ikinci veya üçüncü fıkrasındaki hükümlerin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Diğer taraftan Ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu’nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa’nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Eldeki davada ise, mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Ek 17 nci maddenin gelmesi ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ile davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılma, fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından ek 17 nci maddenin ilk üç fıkrası da dâhil olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, teşvik veya destekten faydalandırılma şartlarının varlığı ile birlikte incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.” gerekçeleri ile karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, Bozma kararından sonra Kurum kayıtları getirtilmiş ve davacı vekili 15 Ekim 2021 tarihli dilekçe ile davalı Kurum işlemleri doğrultusunda verilen idari para cezalarının kesinleşen idare mahkemesi kararlarıyla iptal edildiği, Kurumda bulunan alacaklarını faiziyle beraber tahsil ettiklerini, böylelikle davanın konusuz kaldığını ve lehlerine yargılama gideri – vekalet ücreti takdir edilmesini talep etmiştir.
… İdare Mahkemesi’nin 2018/692 Esas – 2019/1100 Karar sayılı ve 2018/691 Esas 2019/144 Karar sayılı ilamları ile, sigortalı …’ın davacı iş yerinde olması gerekenden daha düşük prime esas kazanç ile çalıştığının tespit edilmesinden kaynaklı idari para cezalarının hukuka aykırı olduklarından bahisle iptallerine karar verilmiş ve verilen bu kararlar … Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi tarafından kesin olarak karara bağlanmıştır.
Davanın konusuz kalması halinde, artık dava hakkında yargılama yapılmasına ve hüküm verilmesine gerek kalmaz. Başka bir deyişle, her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararı kalmamış demektir. Bu halde, mahkemece, davanın konusunun kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilir. HMK’nun “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri başlıklı” 331/1 inci maddesinde “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, hakim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” düzenlemesini içermektedir.
Bu durumda; sigortalı …’ın işyerinde prime esas kazancının eksik bildirildiğinden bahisle yapılan Kurum işlemleri yukarıda belirtilen kesinleşmiş İdare Mahkemesi kararları doğrultusunda dayanaksız kalmıştır. Davacı vekili tarafından da İdare Mahkemesi kararları doğrultusunda Kurumdan ödeme aldıklarını, bu doğrultuda banka yazısını da dosyaya ibraz etmelerine göre davanın konusuz kaldığı açıktır. Dava İdare Mahkemesi tarafından verilen kararlar nedeniyle konusuz kaldığından, davanın açılmasına sebebiyet veren davalı Kurumdur. Bu kabulden hareketle, davacı lehine yargılama ve vekalet ücreti hükmetmek suretiyle asıl ve birleşen davaların konusuz kaldığına ilişkin karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde: bozma kararından sonra verilen mahkeme kararının hatalı olduğunu, esasen bozma kararına uyulmasından sonra dahi bozma gereklerinin mahkemece yerine getirilmediğini, buna göre asıl ve birleşen davaların tahsis şartlarına haiz olduğunu bune göre bu şartların gerçekleştiği tarih itibari ile de olsa tahsise karar verilmesi gerektiğini beyan ile, kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 510 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesi kapsamında tutulan tutanak ve yapılan inceleme sonrasında davacı nezdinde çalıştığı kabul edilen sigortalı nedeniyle davalı kurumca bir taraftan 5510 sayılı Kanun’un 102 vd. maddeleri çerçevesinde idari para cezalarının kesildiği, diğer taraftan, davacı şirket hakkında 5510 sayılı Kanun’un geçici 68 ve geçici 71 inci madde ile birlikte 81 inci maddesinde yer alan teşvik indiriminin de iptal edildiği ve ayrıca davacı şirket hakkında kaçak çalıştırıldığı tespit ve iddia edilen sigortalı hakkında çalışılan dönemlere göre prim tahakkuk ettirildiği, davacının ise asıl ve birleşen dava dilekçelerinde idari para cezasına dayanak olan kurum işleminin iptali ile birlikte, davalı kurumca yapılan tespit ve teşvik iptali nedeniyle tahakkuk ettirilen 3430,98 TL fark pirm borcunun iptalini talep etmiş ise de; dosyadan davalı kurumca fark prim borcu olarak 8149,23 TL tahakkuk ettirildiği, anlaşılmakta olup, dava dilekçesine konu edilen 3430,98 TL’nin ise, 22.03.2018 tarihinde davalı Kurum yazısı ile tebliğ edilen ve 2016 ile 2017 yıllarında yersiz faydalandırıldığı gerekçesi ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 68 ve 71 inci maddelerinde yer alan destek tutarlarının iptaline yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 331 inci maddeleri hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı).
2.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, … Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 …, 1974, sayfa 395 vd.) 3
3.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
4.Diğer taraftan, davanın konusunun kalmadığından bahsedebilmek için, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması; eş söyleyişle tüm tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması gerekir.
Eldeki davada ise, davacının iddiası bakımından davalı Kurumca resen yapılan prim tahakkuku ve destek iptallerinin geri alındığına ilişkin açık bir cevabı olmadığı gibi, davacının açılan idari davalar sonucunda idari para cezalarının iptaline karar verilmesi nedeniyle davacının yaptığı idari para cezasına ilişkin ödemelerin iade edildiği, ne var ki prim ve destekler ile ilgili işlemin kurumca geri alındığına dair herhangi bir belgenin bulunmaması karşısında, dava konusunun devam etliği gözetilerek kurumca yapılan işlemlerin geri alınması olgusunun varlığı araştırıldıktan sonra dava konusunun devam edip etmediği hususu açıkça belirlendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve sadece davacı vekilinin beyanı dikkate alınarak karar verilmesi isabetsizdir.
Kabule göre, konusuz kalmaya gerekçe kılınan idari para cezalarının iptali davasının bu davada dava konusu edilmediğinin gözetilmemesi de isabetsizdir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.