Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2022/30537 E. 2023/2214 K. 13.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/30537
KARAR NO : 2023/2214
KARAR TARİHİ : 13.04.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi (Ek Karar ile)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret- onama-bozma
Sanık hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör örgütüne üye olma suçları yönünden ilk derece mahkemesince beraat kararı verilmesi üzerine, O yer Cumhuriyet savcısı tarafından üyelik suçundan verilen beraat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğu, bölge adliye mahkemesi tarafından duruşmalı olarak yapılan yargılama sonunda üyelik suçundan verilen beraat kararının kaldırılmasına ve sanığın silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, verilen mahkumiyet kararına karşı sanık müdafii tarafından temyize başvurulması üzerine Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 21.04.2021 tarihli, 2019/1282 Esas 2021/2515 Karar sayılı ilamı ile temyiz istemi yerinde görülerek hükmün sanığın örgüte yardım etme suçundan beraat etmesi gerkçesiyle bozulmasına ve dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine karar verildiği; bu minvalde, bozma kararı doğrultusunda örgüte yardım etme suçundan mahallinde bir karar verilmesi gerektiği,
İş bu temyiz incelemesinde ise, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekili tarafından sonradan davayı öğrenme üzerine katılma ve istinaf talebinde bulunulması nedeniyle en son Bölge Adliye Mahkemesince 20.04.2022 tarihli ek karar ile verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararına karşı yapılan temyiz istemi yönünden sınırlı olmak üzerine yapılan incelemede;
Silahlı terör örgütüne üye olma/yardım etme suçları yönünden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı nın suçtan zarar gören sıfatının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237 nci maddesinin birinci fıkrası uyarıca mezkûr suçtan açılan kamu davasına katılma hakkının ve aynı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği bu suçtan kurulan hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı dikkate alındığında, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmü temyize hak ve yetkisinin olmadığı belirlenmiştir.
Sanık hakkında, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz eden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde,
Gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. …Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.12.2017 tarihli ve 2017/382 Esas, 2017/200 sayılı Kararı ile, sanık hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
2. …Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 04.10.2018 tarihli ve 2018/698 Esas, 2018/1406 sayılı Kararı ile, O yer Cumhuriyet savcısının istinafı üzerine ilk derece mahkemesinin silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan verilen beraat kararının kaldırılarak, sanığın silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin üçüncü ve 220 nci maddesinin yedinci fıkraları delaletiyle aynı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 nci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ikinci, üçüncü fıkraları uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesince terör örgütüne yardım suçundan verilen mahkumiyet kararı sanık müdafii tarafından temyiz edilmiş, dosya temyiz incelemesi için Dairedeyken, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkalığı vekili tarafından davayı öğrenme üzerine 13.12.2019 ve 18.12.2019 tarihli dilekçelerle davaya katılma ve istinaf talebinde bulunulmuştur.
4. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 21.04.2021 tarihli ve 2019/1282 Esas, 2021/2515 Karar sayılı ilamı ile; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının davaya katılmasına karar verilerek,
a)Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
aa)Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma/yardım etme suçlarından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının hükmü temyiz etme ve davaya katılma hakkı bulunmadığından temyiz talebinin REDDİNE,
b)Sanık hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden hükmün ONANMASINA,
bb)Sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.
5. Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 21.04.2021 tarihli ve 2019/1282 Esas, 2021/2515 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 08.03.2022 tarihli, 2021/7949 Esas, 2022/1118 Karar sayılı ilamı ile;
a)İtirazın kabulüne,
b)Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 21.04.2021 tarihli ve 2019/1282 Esas, 2021/2515 Karar sayılı ilamındaki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının itirazları yönünden yapılan incelemede, sanık … hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan verilen beraat kararını onama ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararına vaki temyiz talebinin reddi kararlarının Kaldırılmasına,
c)Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin davaya katılma ve istinaf talepli dilekçelerinin gereğinin öncelikle Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilip bir karar verilmesi, akabinde istemde bulunulması halinde temyiz isteminin değerlendirilmesi için dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmiştir.
6. …Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 20.04.2022 tarihli 2018/698 Esas, 2018/1406 sayılı ek Kararı ile, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçu yönünden davaya katılan olarak kabulüne, istinaf başvurusunda bulunan katılan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmeyerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
7. Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekili tarafından temyizi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 10.06.2022 tarihli ve red, onama, bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin temyiz sebepleri özetle:
1.FETÖ/PDY nin silahlı bir terör örgütü olduğuna,
2.Sanığın aktif bir şekilde silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda hareket ettiğine,
3.Sanığın örgüte ait eğitim kurumlarına katıldığına, örgüte ait sendikaya üye olduğuna, örgüt liderinin talimatına uyduğunu gösteren hesap hareketlerinin bulunduğuna, sohbet ve toplantılara katıldığına,
4.Sanığın üzerine atılı Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlediğinin sabit iken hakkında beraat kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna,
5.Sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre:
İlk Derece Mahkemesince;
Sanık hakkında düzenlenen iddianamede, sanığın soruşturma aşamasında alınan ifadesinde lakabının Mele Zeki (Molla Zeki ) olduğu, sanığın … isminin ilk kez üniversite yıllarında duyduğunu, 2015 yılına kadar terör örgütü bağlantılı Aktif Sen üyeliğini devam ettirdiğini üniversite yıllarında arkadaşlarının teklifi üzerine …’in kitaplarını okuduğunu, kasetlerini dinlediğini, 2015 yılı Ağustos ayına kadar birikimlerini Bank Asyada değerlendirdiğini beyan ettiği belirtilerek sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddia edildiği,
Sanık mahkemede alınan savunmasında; Molla Zeki diye iddianamede belirtilen hususun sanki örgüt içi bir lakapmış gibi gözüktüğünü, halbuki böyle bir şey olmadığını, bunun yanlışlıkla yazıldığını, Aktif Eğitim Sen sendikasına 2012 yılında üye olduğunu, 2015 yılında darbe girişiminden 1 yıl önce işlerin bulandığını hissedip sendikadan istifa ettiğini, Bank Asyada 2011 yılında birikimlerini değerlendirmek amacıyla hesap açtırdığını, zaman zaman maaşından arta kalan paraları oraya yatırdığını, talimat ile hareket etmediğini, hesabındaki paranın döviz vs. hesaplara döndürdüğü için bu şekilde gözüktüğünü, 2015 Temmuz ayına kadar parasının burada durduğunu, TMSF el koyduktan sonra da çekmeyi düşünmediğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmadığını iddia ettiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı nedeniyle KHK ile kapatılan Aktif Eğitim Sen.den 2015 yılında darbeden 1 yıl önce işlerin bulandığını hissederek istifa ettiğini savunduğu, Molla Zeki tabirinin örgüt içi bir tabir olmadığını iddia ettiği, Bank Asyada tasarruflarını biriktirmek için 2014 yılında hesap açtırdığını, özellikle 2014 yılındaki hesabındaki hareketliliğin hesabındaki paranın döviz vs. çevrilmesinden kaynaklandığını, talimatla hareket etmediğini savunduğu, sanığın Bank Asyadaki hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, özellikle bankacı bilirkişinin raporunda da görüldüğü üzere sanığın Bank Asyadaki hesabının 11.10.2012 tarihinde açıldığı, 2013, 2014 , 2015 ve 2016 yıllarında sanığın özellikle 17-25 Aralık 2013′ te yaşanan süreçten hemen sonra FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde lideri …’in talimatıyla hareket ederek 1-2 aylık zaman dilimi içerisinde yüklü miktarda bir para yatırışı olmadığı, bilakis 2013 yılından başlayarak talimattan çok sonra 2015 yılında bu bankaya TMSF tarafından da el konulduktan sonra da sanığın aynı bankayı kullandığı ve hesap hareketlerinin bulunduğu, dolayısıyla sanığın Bank Asyadaki hesap hareketlerinin sanığın örgütün sözde liderinin talimatıyla meydana getirildiğinden bahsedilemeyeceği, sanığın Bank Asyadaki hesap hareketlerinin rutin bankacılık işlemleri olarak yorumlanması gerektiği,
Sanığa ait dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucunda sanığın web geçmişinde örgüt ile irtibatı bilinen Samanyolu TV ve Herkül Org isimli siteleri ziyaret ettiği, flash belleği üzerinde incelemede FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde lideri Fetullah Gülen’e ait olduğu anlaşılan video kayıtları bulunduğu anlaşılmakla birlikte bu hususun sanığın daha önce kamuoyunda “cemaat ” olarak bilinen bu yapıya sempati duyduğunu göstereceğini, az önce belirtildiği üzere sanığın bu yapının bir terör örgütü olduğu, terör örgütünün amacını benimsediği buna rağmen terör örgütü lehine iradi eylemlerine devam ettiği konusunda herhangi bir delil ve tespitin bulunmadığını, nitekim Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin kararlarında örgüt üyeliği ile sempatizanlığın ayırt edilmesi gerektiği çeşitli kereler ortaya konulduğu, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü suçlamasını kabul etmediği, sanığın Bank Asyada hesabının bulunması, bir dönem örgüt ile irtibatlı Aktif Eğitim Sen’e üye olması (sanık 2015 yılında istifa ettiğini ifade etmektedir), flash belleğinde örgütün sözde liderinin videolarının bulunması, geçmişte örgütün yayın organlarının sitelerini ziyaret etmesi hususlarını sanığın daha önce bu yapıya sempati duyduğunu göstereceği; ancak yerleşik Yargıtay İçtihatları da dikkate alındığında sanığın terör örgütü üyeliği için aranan eylemlerde örgüt lehine çeşitlilik, yoğunluk ve devamlılık unsurlarının bulunmadığı, örgüt liderlerinin emir ve talimatı ile hareket ettiği ve örgüt ile organik bağ kurarak örgüte hiyerarşik bağ ile bağlı olduğu konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gibi sanığın bu yapının geçmişte bir terör örgütü olduğunu, bu örgütün gizli amaçlarının olduğunu bildiği buna rağmen örgüt lehine iradi davranışlar ortaya koyduğu konusunda herhangi bir delil ve tespit bulunmadığı anlaşıldığından sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair mahkumiyetine yetecek her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın müsnet suçtan beraatıne karar verildiğinin anlaşıldığı,
Bölge Adliye Mahkemesi ek kararında;
Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden doğrudan zarar gören, davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın anılan suç yönünden CMK’nın 237/2 nci maddesi uyarınca davaya katılan olarak kabulüne karar verildikten sonra,
İstinaf başvurusunda bulunan katılanTürkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görüldiğinden, CMK’nın 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
Ayrıntıları Dairenin 22.03.2019 tarih 2018/7103 Esas, 2019/1953 sayılı Kararında açıklandığı üzere:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 309 uncu maddesinde düzenlenen Anayasa’yı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir.
Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur.
Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 309 uncu maddesinde düzenlenen Anayasa’yı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür.
Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000’in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000’e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik … bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4’ü asker, 63’ü polis ve 183’ü sivil olmak üzere toplam 250’den fazla kişi şehit edilmiş, 23’ü asker, 154’ü polis ve 2.558’i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK’nın 309 uncu maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK’nın 37 nci maddesi kapsamında doğrudan fail” olduklarının kabulünde zorunluluk vardır.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasa’yı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde-faillerle birlikte-fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasa’yı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.
TCK’nın 309 uncu maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda Ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.
Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkânını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309, 311 ve 312 nci maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK’nın 309 uncu md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiğinde ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 311 inci ve 312 nci maddelerinde düzenlenen suçlardan ve keza aralarında geçitli/müterakki suç ilişkisi nedeniyle aynı Kanun’un 314 üncü maddesinde yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları imkânı bulunmamaktadır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanığın silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’nin 15 Temmuz 2016 günü ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden, özellikle Tük Silahlı Kuvvetlerinde oluşturduğu “mahrem” yapılanmanın kullandığı kamu gücü, silah, vasıta ve mühimmattan istifade ederek planlayıp icra ettiği Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna doğrudan fail olarak ya da işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak iradesi kapsamında ve bulunduğu mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve neticeye katkı sunan eylemlerinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan verilen beraat kararına yapılan isitinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
V. KARAR
A. silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden
Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçu yönünden;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 04.10.2018 (Ek Karar: 20.04.2022) tarihli ve 2022/222 Esas, 2022/286 sayılı Kararında Türkiye Cumhuriyeti Cuhurbaşkanlığınca öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi uyarınca Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

13.04.2023 tarihinde karar verildi.