Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2007/6342 E. 2007/9236 K. 28.06.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/6342
KARAR NO : 2007/9236
KARAR TARİHİ : 28.06.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi katılan … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı gerçek kişi, 12.05.2000 tarihinde, … Köyü 530 sayılı parselin kadastroda Hazine adına tescil edildiği, oysa bu parselin Sefer 1277 tarih Cilt 1, Sayfa 644/10033 sayılı tapu kaydı kapsamında kaldığı gibi, önceki zilyetler ile birlikte eklemeli olarak 30-40 yıldan fazla süredir, tarım alanı olarak malik sıfatıyla zilyet edildiği, kadastro tesbit tarihine kadar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının da oluştuğu iddiasıyla, taşınmazın Hazine adına oluşan tapu kaydının iptali ile adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş, davayı … Belediyesine yaygınlaştırmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm katılan … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra ilk tahditin aplikasyonu ve sınırlandırması Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanın hakem sıfatıyla verdiği karar ile iptal edilen ormanların kadastrosu 1976 yılında yapılıp ekip çalışmaları 15.09.1976 tarihinde, itirazları inceleyen 7 numaralı Orman Kadastro Komisyonu işlemleri ise 09.12.1976 tarihinde ilan edilmiştir. 36 numaralı orman kadastro komisyonunca 1988 yılında aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 3302 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması yapılıp 15.06.1989 tarihinde ilan edilmiştir.
Dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve kesinleşmiş orman kadastrosu ve makiye ayırma tutanak ve haritalarının uygulamasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içindeyken, 1952 yılında makiye ayrıldığı, 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonunca ilkin 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, daha sora 1942 orman kadastrosunun Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının Hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 taih ve 208 sayılı karar ile iptal edildiği ve taşınmazın makiye ayrılan yerlerden olduğu tartışılarak yeniden yapılan orman kadastrosunda yine orman sınırları dışında bırakıldığı, taşınmazın orman olarak sınırlandırılmasına ilişkin 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun, bir başka orman kadastro komisyonunca yasal olmayan nedenlerle yok sayılıp, orman sınırları dışında bırakılması işleminin hiçbir yasal dayanağı olmadığı, çekişmeli taşınmazın makiye ayrıldığı bildirilmişse de, 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 Sayılı Yasayla değişik 3116 Sayılı Yasanın 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tespit komisyonlarının yasal ve yaptıkları işlemlerinde geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğinin benimsendiği, sözü edilen kararda öngörülen Özel Yasaların 4753 Sayılı Çiftçiyi Topraklandırma, 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı Yasaları olduğu, gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilamları yasal değerlerini yitireceği, makiye ayrılan yerlerde özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemeyeceği, (Y.K.D’nın Ekim 2002 sayısında yayınlanan HGK’nun 27.02.2002/1-19 E.-97 K.), İçtihadı Birleştirme Kararının, maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğini kabul ettiği, karar gerekçesinde açıkça maki komisyonlarınca yapılan işlerin sadece nitelik belirleme olup, orman dışına çıkarma işlemi olmadığı, makiye ayırma işleminin orman olarak kayıtlı tapulu taşınmazı tapusuz hale dönüştürmeyeceğinin vurgulandığı, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Karanının konusunun, makilik yerlerde zilyetliğe değer verilip verilmeyeceğiyle de ilgili olmadığı, karar gerekçesinde bu konunun, bir kelime ya da cümle halinde dahi yer almadığı, yorum yoluyla içtihadı birleştirme kararı genişletilemeyeceği, orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği 1942 tarihinde yürürlükte bulunan 3116 Sayılı Yasanın 13. maddesi hükmüne göre “tahdidi yapılmış ve kesinleşmiş ormanlar Hazine adına tescil olunur.” buna paralel olan ve o maddenin yerine 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 Sayılı Orman Yasasının 11. maddesinin 4. fıkrası da “kadastrosu yapılıp kesinleşen devlete ait ormanlar tapu dairelerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızın Hazine adına tapuya tescil olunur” hükmünü taşıdığı, bu yerde orman kadastrosu 1942 yılında kesinleştiğinden, yasanın emredici hükmü gereğince Hazine adına tapuya tescil edilmiş olması gerekeceği, tapulu devlet ormanının bir bölümünün makiye ayrılması halinde o yerin orman değil ve fakat cinsi makilik yer olarak ve yine Hazinenin tapulu taşınmazı olmaya devam edeceği, bu konunun 22.03.1996 gün ve 1993/5-1 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı gerekçesinin 19. paragrafında, aynen (Maki komisyonlarının görevi orman sayılmayan makilik alanları belirlemekten ibarettir. Orman sayılmayan makiliklerin tesbiti yeni orman tanımına göre tapu sicilinde düzeltme yapılması niteliğindedir. Bu düzeltme sonucu “orman niteliği ile Hazine adına tescil” edilen taşınmaz orman sayılmayan makilik alan olarak tesbit edilmekle, “özel mülk olarak Hazine adına tapuya tescil” edilecek, taşınmazın sadece tapudaki niteliği değişecektir. Böylece tesbit işlemi ile Hazine adına tapulu olan TAŞINMAZ TAPUSUZ HALE DÖNÜŞMEYECEKTİR.) şeklinde ifade edildiği, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içindeki makilik alanın ayrılmasının o yeri tapusuz hale getirmeyip, sadece niteliğini değiştireceği, makilik cinsi ile tapulu olma halini sürdüreceği, imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı, kesinleşen orman kadastrosu, yasanın emredici hükmüne rağmen herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmemiş olsa bile; orman kadastrosunun kesinleşmesi ile taşınmazın orman niteliğiyle mülkiyet hakkının Hazineye geçeceği, kesinleşen orman kadastrosunun sonradan tapuya tescil edilmesinin mülkiyet hakkının doğumu için gerekli olmadığı, tescil işlemi kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğundan durumun yine değişmeyeceği, maki komisyonlarının yaptığı işlemin, 6831 Sayılı Yasanın 2. maddesinin öngördüğü anlamda “orman sınırı dışına çıkarma” işlemi değil “makilik yer olduğunu belirleme” işlemi olduğu, çünkü 5653 Sayılı Yasada tahdit komisyonlarına orman sınırı dışına çıkartma yetkisi verilmediği, bu komisyonların görevinin orman sayılmayan makilik alanları belirlemekten ibaret olduğu, hukukumuzda ilk kez orman dışına çıkarmaya ilişkin yasal düzenlemenin 1961 Anayasasının ormanla ilgili 131. maddesindeki değişikliğe paralel olarak 04.07.1973 tarihinde yürürlüğe giren 1744 Sayılı Yasayla yapıldığı, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 18/2. maddesi gereğince, yasaları uyarınca devlete kalan taşınmaz malların tapuda kayıtlı olsun olmasın zilyetlikle kazanılamayacağı, yasanın bu maddesinde “yasaları uyarınca devlete kalan taşınmaz malların” hangi malları kapsadığı sayılmamışsa da 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan yerler ile geçerli bir işlemle makiye ayrılan yerlerin de 3402 Sayılı Yasanın 18. maddesi anlamında “yasalar uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar” olduğunun kabul edileceği, İçtihadı Birleştirme Kararında 5653 Sayılı Yasayla değişik 3116 Sayılı Orman Yasasının 1/e maddesinde Hazine tapularının iptal edileceğine ve taşınmazların tapusuz hale dönüşeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi, maki yönetmeliğinde de yapılan işlemin tespit işlemi olduğunun vurgulandığı, tapulu taşınmazın tapusuz hale dönüşeceğine ilişkin yönetmeliğe bir hüküm konulmadığı, bu nedenlerle makiye ayrılan taşınmazlar hali yerler gibi zilyetlikle kazanılamayacağı, kaldı ki; … Köyünün … Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alındığı ve bu yerde 1981 yılında imar planının yapılıp kesinleştiği yürürlükten kaldırılan 766 Sayılı Yasanın 1617 Sayılı Yasa ile değişik 33. maddesi hükmüne göre imar-ihya yoluyla taşınmaz edinme olanağının bulunmadığı, 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 Sayılı Yasanın 17. maddesi hükmüyle, imar-ihya yoluyla taşınmaz edinme olanağı sağlanmış ise de aynı maddenin 2. fıkrası ile “il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmazlarda bu hüküm uygulanmaz” hükmü gereğince 1991 yılında tesbit tutanağı düzenlenen taşınmazın imar-ihya yoluyla kazanılma olanağı bulunmadığı, kaldı ki, genel arazi kadastrosunun 1963 yılında yapıldığı, taşınmazın tapulama dışı bırakıldığı, 1970 yılından bu yana zilyet edilmediği, davacının tutunduğu tapu kaydının uygulaması yetersiz ise de, bir an için uyduğu kabul edilse dahil, yoklama kaydı olduğu ve zilyetlik birleşmediği, kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalmakla hukuki değerini yitirdiği, … tarafından dava konusu taşınmazın kısmen devralındığı ve devralan sıfatıyla celselerin takip edildiği, bu şekilde taraf sıfatını kazandığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, katılan gerçek kişinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 28/06/2007 günü oybirliği ile karar verildi.