Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/6257 E. 2023/1214 K. 28.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6257
KARAR NO : 2023/1214
KARAR TARİHİ : 28.02.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili; hakkında kamulaştırma kararı verilen 137 parsel sayılı taşınmaza komşu ve derenin zamanla çekilmesi sonucu oluşan dava konusu yerlere ağaç ve bağ dikimi yaptığını belirterek meyve ağaçları ve bağın vekil edenine ait olduğunun tespitini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine (kamulaştırma alanı dışında kaldığı gerekçesiyle) karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince: “…fen bilirkişi raporlarına göre, A harfi ile gösterilen 8.174,92 metrekarelik bağ ile B harfi ile gösterilen 12.021,65 metrekarelik ağaçlık alanın paftasında tapulama harici alanda kaldığı ifade edilmiştir. Ne var ki; muhdesatların üzerinde bulunduğu kısımlar hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, bağ ve meyve ağacı niteliğindeki muhdesatların bulunduğu taşınmazların kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiştir. Ayrıca davacı vekili, dava dilekçesinde (açıkça) tanık deliline dayanmış olmasına rağmen tanık listesi sunulması için süre verilmediği anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, tespit harici bırakılan taşınmazın niteliği de yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulduktan sonra, davacı tarafa tanık listesi sunması için süre verilmesi, tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve tanıklarının 6100 sayılı HMK’nin 243 ve 244. maddeleri (HUMK’un 258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanun’un 259/2 ve 290/2 maddeleri (HUMK 259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenmesi, yine az yukarıda açıklandığı şekilde, kamulaştırmaya ilişkin evraklar ve kroki de eklenerek, taşınmazların kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk derece mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda: “…. Genel Müdürlüğü’nün 21/11/2011 tarih ve 435875 sayılı kamulaştırma kararı ile …Barajı Göl Alanı içerisinde kalan taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği, kamulaştırılmasına karar verilen Harmanlar Köyü, 73 parsel sayılı taşınmazın (davacı) … adına kayıtlı olduğu, kamulaştırma dolayısı ile 73 parsel 98375,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın A ve B parsellerine ayrılarak 85947,87 metrekaresinin (136 parsel) davacı adına ipka edilerek , 12427,13 metrekaresinin (137 parsel) kamulaştırılmasına karar verildiği, mahkeme kararıyla 12.427,13 metrekarenin kamulaştırılmasına karar verildiği, taşınmazın baraj gölü vasfı ile terkinine karar verildiği, dava konusu taşınmazın ise kamulaştırılmasına karar verilen 137 parsel sayılı taşınmazın güneydoğusunda, 136 parselin doğusunda yer aldığı, tescil harici bırakıldığı, kamu yararı kararının 03/09/2010 tarih ve 5797 sayılı onay, kamulaştırma kararının ise 21/11/2011 tarih ve 435875 sayılı olur ile alındığı dikkate alındığında kamu yararı kararının alındığı tarihte herhangi bir muhdesatın bulunmadığı, Fen bilirkişisi, Jeodezi ve Fotogrametri raporunda da izah edildiği üzere sahasının tapuya kayıtlı olan ve göl alanına isabet eden kısımlarından ibaret olduğu, dava konusu tescil harici bırakılan alanın kamulaştırma sahasının dışında kaldığı, netice olarak dava konusu taşınmazın evveliyatının dere yatağı olduğu, keşif tarihi itibariyle göl alanının içerisinde kaldığı, dere yatağının kamu malı olduğu gibi devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, tescil ve sınırlamaya tabi olmadığı, ayrıca dava konusu taşınmazın DSİ kamulaştırma sahasının içinde kalmadığı, dava konusu tescil harici taşınmazın bu nitelikte bir işleme konu edilmediği, ayrıca taşınmazın dere yatağı vasfında olması, özel mülkiyete konu olamaması ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile mülkiyet sahibi mümkün olmadığından Hazine’nin, davacının haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliğinden bahsedilemeyeceği gibi bunun davacıyı meşru bir beklenti içerisine soktuğunun düşünülemeyeceği, zira bu tür alanların tescil ve sınırlamaya tabi olmadığının tartışmasız olduğu, Kadastro Kanunu kapsamında 16’ıncı madde gereğince kamu malı olduğunun tartışmasız olduğu, davacının tespit davası açmak bakımından korunmaya değer hukuki yararının bulunmadığı…” gerekçesiyle, hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın aktif dere yatağında bulunmadığını, kamulaştırma alanında kalmadığı tespitinin doğru olmadığını, jeodezi mühendisinin aktif dere yatağı konusunda rapor veremeyeceğini, 2015’te baraj su toplayınca su altında kaldığını taşınmazın, müvekkilinin 1984-2015 arası taşınmazı kullandığını, meşru beklentiye girmemesinin mümkün olmadığını, mahkemenin raporları yanlış yorumladığını savunmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m).22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, birarazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklindedikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğinikaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.)

3. Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.

4. 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri ve bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara da hukuki değer verilemeyeceği göz önüne alınmalıdır.

2. Değerlendirme
Mahkemece muhdesatların bulunduğu yerin kamulaştırma sahasında kalmadığı belirlenmiş ise de; 03.01.2022 tarihli Fen, Jeodezi ve Fotogrametri bilirkişilerinden alınan heyet raporunda dava konusu tescil harici bırakılan alanın kamulaştırma sahasının dışında olduğu ancak keşif tarihi itibariyle …Barajı Göl alanında kaldığı, mahkeme gözleminde de dava konusu alanın göl suları altında kaldığının tespit edilmiş olduğu belirtilmiş olup, bu haliyle heyet raporunda çelişki bulunmaktadır. Önceki bozmada belirtildiği şekilde davacının muhdesat iddiasında bulunduğu yerin tereddüte yol açmayacak şekilde baraj kamulaştırma alanında kalıp kalmadığının belirlenmesi, davacının dava açmakta hukuki yararının olup olmadığının tespit edilmesi gerekirken bu yönde de tespit yapılmamış olması doğru olmamış, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu sebeple hüküm bozulmuştur.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,

Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

28.02.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.