Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/7250 E. 2023/1444 K. 09.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7250
KARAR NO : 2023/1444
KARAR TARİHİ : 09.03.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Kısmen kabul

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile arasında mal alım satımına dayalı ticari ilişki olduğunu, davalının 2010 yılından itibaren ödemelerini aksattığını, davalı şirket yetkililerince mutabakat raporları, cari hesap ekstrelerinin itirazsız imzalandığını, davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının sektörde faaliyet gösterebilmek için davacıdan mal almak zorunda olduğunu, piyasada tek ve fiyat belirleyici olan davacı, piyasadaki gücünü kullanarak kendisi ile ticaret yapmak zorunluluğunda olan firmaları, tek taraflı ve tamamen kendi yararına olan uygulamalarla borçlandırdığını ve sektörü kendi kontrolünde tuttuğunu, davalıya yüksek fiyattan mal satımının yanında vade farkı ve euro üzerinden düzenlenen faturalar nedeniyle davalıya aynı zamanda kur farkı faturaları da düzenlenerek gönderildiğini, davalının faaliyetlerine devam edebilmek için bu faturaları kabul etmek durumunda kaldığını, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmadığını, davalı şirket yetkililerinin imzaladığı mutakabat metnin de bulunmadığını, davalının davacıdan satın aldığı malların bedelini ödediğini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının defterinde davacının kayıtlarında yer alan tüm faturaların yer aldığı, taraflar arasında açık hesap ilişkisi bulunduğu, davalının yaptığı ödemeler sonrasında davalının 893.893,67 TL borçlu olduğunun anlaşıldığı, taraflar arasında vade farkı ve kur farkı uygulamasının benimsendiği, davalının bu yöndeki itirazlarının yerinde olmadığı, davacının piyasa hakimiyeti nedeniyle istediği fiyatı dayattığı konusundaki iddialarına ilişkin ciddi bir delil sunmadığı, ticari ilişkinin tacir olan tarafların serbest iradesi ile süregeldiği gerekçesiyle davanın kabulüne, takibin aynı koşullarda devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi ücretinin verilen kesin süreye rağmen süresinden sonra yatırılması nedeniyle bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesi gerekirken bilirkişi incelemesi yaptırılmasının usülsüz olduğunu, davalıya defterlerinin bulunduğu adresi bildirmesi ve keşif yolluğu ve keşif aracı avansını yatırması için süre verilmesinin usüli olmadığını, davacının ham madde sağlayan fiyatı belirleyen büyük firma olması nedeniyle tek taraflı yarar sağlayan uygulamalarına katlanmayan şirketleri piyasadan çekilmeye zorladığını, tamamen sipariş üzerine çalışan iki şirket arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi olmadığını, davalı Şirket yetkililerinin imzaladığı kesin hesap mutabakatı, mutabık kalınan bir borç da bulunmadığını, haksız ve yersiz olarak kesilen vade farkı, kur farkı ve piyasa fiyatına göre fahiş olan satış rakamların içeren euro cinsinden düzenlenen faturalara istinaden 895.000,00 TL borçlandırılması hakkaniyete 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (6102 sayılı Kanun) ve teamüllere uygun düşmediğini, davacının davalı şirketten tahsil etmeye çalıştığı para normal kar oranları ile yapılan gerçek satış rakamının 4-5 kat fazlası olduğunu, davacının hem piyasada tekel gibi çalışarak rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini, gücüne dayanarak davalıya piyasa fiyatının çok çok üstünde mal sattığını vade farkı uyguladığını, euro üzerinden fatura düzenleyerek aynı satış üzerinden kur farkı faturası göndererek para tahsil ettiğini, davacı, davalı ile aralarında imzalanmış her hangi bir yazılı cari hesap sözleşmesi olmamasına rağmen faturaların üzerine yazdığı fahiş faiz oranlarını, sanki davalı kabul etmiş gibi uyguladığını ihtarname çekmeden temerrüt faizi işlettiğini, faize faiz yürüterek bileşik faiz yasağını da ihlal ettiğini, alacağın likit olmaması nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini, davacının Türkiye’deki en büyük hammadde satıcısı olması nedeni ile davalının davacı tarafından gönderilen faturaları o gün için reddetmesi işletmesini kapatması anlamına geleceğini, davalının faturaları kendi ticari defterine işlemesinin bunların gerçek alım satım bedeli olduğu anlamına gelmediğini, taraflar arasında faturaya dayalı açık hesap uygulamasının olduğu yönündeki bilirkişi tespitini kabul etmediklerini, bilirkişi raporunda bahsedilen davacının sözde 01.01.2014-31.12.2014 tarihli cari hesap ekstresini kabul etmediklerini, davacının halka açık bir anonim şirket olarak Sermaye Piyasası Mevzuatı gereği noter onaylı olmayan bir çok defterinin bulunduğu ve bunların davacının lehine delil teşkil etmeyeceği hususunun bilirkişi raporunda göz ardı edildiğini, bilirkişi tarafından mutakabat metni olarak nitelendirilen belgede müvekkili şirket yetkililerinin imzası bulunmadığını borcun sıradan bir çalışanın imzası ile teyit edilmesinin mümkün bulunmadığını, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi yokken bu tarz mutabakat belgelerinin varlığından da söz edilemeyeceğini, bilirkişinin uzmanlık alanı dışında olan rekabet yasağına aykırı olarak fahiş fiyat uygulaması, haksız rekabet yasağı ihlalleri aydınlatılmadan faturalara itiraz edilmemiş olmasına göre davanın aydınlatılamayacağını, bilirkişi raporunda “vade farkı uygulamasının taraflar arasında kabul gördüğü” belirtilmiş ise de bu kabulün eşit ve rekabetçi bir ortamda geçerli olacağını, satıcının vadeli olarak sattığı bir malı normal fiyatından %20 daha fazla fiyata satmasının zaten vade farkı olduğunu, bir de bu farka tekrar tekrar vade ve kur farkı faturaları düzenlenmesi 6102 sayılı Kanuna ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’a açıkça aykırı olduğunu, taraflar arasında yapılan ödemelerin öncelikle faize yapılan ödeme olarak kabul edileceği hususunda taraflar arasında yapılmış bir sözleşme bulunmadığını müvekkil firmanın yaptığı ödemelerin öncelikle vade farkına sayılmasının mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda net satış ve ödemelerin farkı 53.616,00 TL olduğunu bu rakamın da faize faiz yürütülmesinden kaynaklandığını, 53.616,00 TL’nin 1 yıl içinde nasıl 893.893,84 TL olduğu hususu raporda tartışılmadığını, bilirkişinin davalının ödemelerini tarihe göre sıralamadığını eğer davalının ödemeleri ile faturalar tek tek karşılaştırılsa ve bu ödemeler düştükten sonra kademeli faiz işletilse davalının ana para borcunu faizi ile birlikte ticari ilişkinin son bulduğu 11.11.2014 tarihinden çok önce kademeli olarak ödediğinin anlaşılacağını, bilirkişi raporunun sonuç bölümünün 3 üncü kısmında “Dava dosyası içerisinde davacının düzenlediği fatura örnekleri mübrez değildir. Bu nedenle satış faturalarındaki mal bedellerinin USD/ EUR olarak belirlenip belirlenmediği görülememiştir” denildiğini, bu cümle bilirkişinin incelemesini eksik yaptığının en açık kanıtı olduğunu, davalının faturaları mahkeme kaleminde hazır ettiğini, kur farkının hem lehe hem aleyhe işlemesi davalının haksız itiraz yaptığı anlamına gelmeyeceğini, hükümde davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş aynı zamanda da icra takibinin aynı koşullarda devamına ilişkin karar verildiğini kararda mahkemenin kabul ettiği ve reddettiği miktarlar yazılı olmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkeme kararının gerekçesinin yerinde görüldüğü, 21.04.2017 tarihli celsede, bilirkişi ücretini yatırması için davacıya kesin süreli usülüne uygun ihtarat yapıldığı, davacı 17.02.2017 tarihinde Posta ve Telgraf Teşkilatı aracılığı ile yatırdığını ve mahkeme çekmediği için kendilerine iade edildiğini bu durum farkedilince 15.09.2017 tarihinde tekrar yatırdıklarını beyan ettiği, mahkemece makbuzun duruşma sırasında sunulduğunun tutanağa geçirildiği, buna göre davacı tarafın bilirkişi ücretini süresinde yatırdığının kabulü gerektiği, davacının davalıyı icra takibinden önce temerrüde düşürdüğüne dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığından faiz alacağı talep edemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın 893.893,67 TL alacak yönünden iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının davalıdan icra takibine konu alacağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 nci maddesi hükmü.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.