YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/621
KARAR NO : 2023/2691
KARAR TARİHİ : 03.05.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı
HÜKÜM : Mahkumiyet
Kanun yolu aşamasında davaya katılma hakkı bulunmayan şikayetçi Bakanlık adına vekilinin kurulan hükmü temyize hakkı bulunmadığı belirlenmiştir.
Suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz eden suça sürüklenen çocuk müdafiinin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde,13.10.2022 tarihli ve 2022/265 Esas, 2022/305 Karar sayılı karar ile suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 62 nci maddesi gereğince 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İsteği
Dosyada mağdurenin çelişkili beyanlarından başka delil bulunmamasına rağmen buna dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Bakanlık Vekilinin Temyiz İsteği
Üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ve vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemesince “Mağdure … ***** ile SSÇ … *******’in önceye dayalı duygusal arkadaş olduğu ve bu arkadaşlıkları çerçevesinde olay tarihinde … … Camiinin yanındaki parkta buluştukları, bir süre oturup konuştuktan sonra SSÇ … *******’in mağdurenin elinden tutarak camiinin yanındaki tuvalete götürdüğü, tuvalette mağdureye sarılıp öpüp daha sonra da pantolonunu ve iç çamaşırını aşağı indirmekle kendisi de pantolonunu da açıp ayakta mağdureye rıza hilafına vajinal yoldan organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismarda bulunduğu, mağdurenin olay tarihi itibariyle 15 yaşından küçük olduğu, resmi hastane doğumlu olup, hukuken geçerli rıza açıklama ehliyetinin bulunmadığı, bu şekilde SSÇ’nin üzerine atılı suçu işlediği, eylemin cebir veya tehdit kullanılarak işlendiğine ilişkin şüpheden arınmış somut maddi delil bulunmadığı bu nedenle TCK’nın 103/4 maddesinin tatbik şartlarının bulunmadığı, SSÇ atılı suçlamaları kabul etmediğini savunmuş ise de, adli raporlar,iç beden muayene raporu,suç atması için ciddi bir nedeni görülmeyen mağdurenin aşamalarda tutarlılık gösteren anlatımı, SSÇ’nin aşamalarda inkara yönelik savunmaları, SSÇ ile mağdura yönelik Mahkememizin başka bir dosyasından mahkumiyet kararı verilen 2014/41 esas sayılı (bozma sonrası 2021/318 esas ) dosya sanığı Ümit’in tanışık oluşu ve Ümit’in ifadesinde SSÇ.nin mağdure ile yaşadığı ilişkisini anlatması, bu anlatımın mağdurenin beyanlarını ve iddiasını desteklemesi, tanıkların anlatımı, ATK.raporu, ve tüm dosya kapsamından atılı suçun sabit olup savunmaya itibar edilemeyeceği kanaatine varılmış ve SSÇ nin üzerine atılı çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçunun subut bulduğu kanaatine varılmıştır.
SSÇ’nin üzerine atılı eylemin organ sokmak suretiyle 15 yaşından küçük mağdureye yönelik cinsel istismar suçu kapsamında kaldığı, 6545 sayılı yasa ile değişik TCK 103. Maddesinde öngörülen düzenlemeye göre sanığın karar tarihindeki TCK hükümlerine göre cezalandırılması halinde;SSÇ’nin 6545 sayılı yasa ile değişik TCK’nın 103/2 maddesi gereğince takdiren aşağı hadden uzaklaşılmaksızın 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
SSÇ’nin eylemini gerçekleştirdiği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmadığı anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK’nın 31/3. maddesi uyarınca, sanığa verilen ceza üçte bir (1/3) oranında indirilerek 10 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına
SSÇ’nin duruşmadaki iyi hali dikkate alınarak TCK 62 maddesi uygulanarak 1/6 oranında indirim yapılarak neticeten 8 Yıl 10 Ay 20 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasının gerektiği,
TCK’nın 7/2 maddesi değerlendirilerek bulunan netice hüküm itibariyle SSÇ hakkında üzerine atılı nitelikli cinsel istismar suçu hakkında kurulan ve suç tarihindeki TCK hükümleri uygulanmak suretiyle oluşturulan hükmün lehe sonuç doğurduğu kanaati ile SSÇ nin üzerlerine atılı subut bulan suç nedeniyle aşağıdaki şekilde 6545 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki 5237 sayılı TCK’nın 103/2 maddesi uyarınca cezalandırılmasına yönelik hüküm kurulmuştur.
Uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği gibi SSÇ nin eyleminin mağdurun ruh sağılığını ayrıca bozmadığı, bu hususu ilişkin aldırılmış olan ihtisas raporunda mağdurun olay öncesi yaşadığı başka cinsel istismar olayları nedeniyle ve travmatik aile ortamı nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği, dolayısıyla sanığın eylemi nedeniyle mağdurun ayrıca ruh sağlığı bozulmadığından sanık hakkında 6545 sayılı yasa değişikliğinden önceki TCK’nın 103/6 maddesinde düzenlenen ruh sağlığının bozulmasına ilişkin nitelikli halin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek lehe aleyhe yasa karşılaştırmasında da bu nitelikli hal gözetilmemiştir.
Ayrıca sanık hakkında mahkememizce daha önce ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen mahkumiyet kararları sanık müdafisi tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 26.06.2018 tarihli ilamı cinsel istismar suçundan kurulan hükmün ruh sağlığının bozulmasına ilişkin TCK’nın 103/6 maddesinin uygulanamayacağı gerekçesi ile sanık lehine bozulmasına karar verilmiş, Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından 03.09.2018 tarihinde bu cinsel istismar suçundan yapılan bozma kararına TCK’nın 103/6 maddesinin uygulanması gerektiği gerekçesi ile itiraz edilmiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 16.04.2019 tarihinde davanın Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ihbar edilmesi ve daha sonraki aşamada itirazın değerlendirilmesi gerektiği şeklindeki değişik gerekçe ile cinsel istismardan kurulan hükme yönelik daire kararının kaldırılmasına karar verilmiş, daha sonra daire tarafından dosya tevdi edilmiş, suçtan zarar gören Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına gerekçeli karar tebliğ edilmiş ve bakanlık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya yeniden Yargıtay’a gönderilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 19.04.2022 tarihli ilamı ile bakanlık vekilinin katılma talebinin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 13.12.2019 tarih ve 2019/6 esas 2019/7 karar sayılı içtihadı gerekçe gösterilerek reddine karar verilmiş ve bu nedenle bakanlık vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiş, sanık müdafisinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede de önceki kararı gibi TCK’nın 103/6 maddesinin uygulanamayacağı nedeniyle cinsel istismar suçundan kurulan hükmün yeniden bozulmasına karar verilmiş, böylece bozulan hükmün sadece sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi sonucu ortaya çıktığından ve bozma sonrası mahkememizce yapılan yargılamada yeniden verilecek hükmün önceki hükümle tayin olunmuş cezadan daha ağır olamayacağından TCK’nın 106/3 maddesinin uygulanmasına ilişkin kısım çıkartılarak önceki hükmün aynen uygulanmasına…” şeklindeki gerekçeyle karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 20 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılma hakkı bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yokluğunda yapılan yargılamaya ilişkin olarak mahkemelerce re’sen ihbarda bulunulmasının zorunlu olup olmadığı hususunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 gün ve 2019/6 Esas, 2019/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Bakanlığa bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığının kabul edilmesi ve 5271 sayılı Kanun’un 237 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağından Bakanlık vekilinin davaya katılma ve hükmü temyize hakkı bulunmadığı belirlenmiştir.
B. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz Yönünden
Muhakeme safahatını yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, iddia ve savunma ile tüm delillerin eksiksiz olarak kararda gösterildiği, hükmedilen cezanın nevi ve miktarı itibarıyla kanuni sınırlar içinde tayin edildiği anlaşıldığından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz talebi yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
A. Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle Bakanlık vekilinin vaki temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gözetilerek 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz Yönünden
Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.10.2022 tarihli ve 2022/265 Esas, 2022/305 Karar sayılı kararında suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteğinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.05.2023 tarihinde karar verildi.