Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/6543 E. 2023/695 K. 08.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6543
KARAR NO : 2023/695
KARAR TARİHİ : 08.02.2023

MAHKEMESİ :….Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret

Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı Türk Prysmıan Kablo ve Sistem A.Ş. yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı Tınarsoy Elektrik…Ltd.Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı Müflis Tınarsoy Elektrik …Ltd.Şti. iflas masası vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 14.04.2021 tarih, 2020/3125 E. ve 2021/3651 K. sayılı kararıyla Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun), 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndan (1086 sayılı Kanun) farklı olarak kanun yolları arasında karar düzeltme müessesesine yer verilmediği gibi, somut dava bakımından 6100 sayılı Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1086 sayılı Kanun’un 5236 sayılı Kanun ile değiştirilen 440 üncü maddesinin değişiklikten önceki hükmünün uygulanmasını gerektirir bir hal de söz konusu değildir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler kapsamında, Yargıtay kararlarına karşı tarafların karar düzeltme hakkı bulunmadığından davacı vekilinin karar düzeltme isteği niteliğini taşıyan başvurusunun reddi gerekir.
6100 sayılı Kanun’da, istinaf ve temyiz olmak üzere iki olağan kanun yolu öngörülmüştür. Mülga 1086 sayılı Kanun’da düzenlenen karar düzeltme müessesine ise yer verilmemiştir. Buna rağmen birçok dosyanın, “olmayan bu kanun yolu” üzerinden yeniden Yargıtay’a gönderildiği sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Hak arama hürriyeti veyahut mahkemeye erişim hakkı kapsamında Dairemize intikal ettirilen bu tür dosyalar, Dairemiz esasına kaydedilmekle, müteakiben gelen birçok dosyanın, temyiz inceleme sırasını ötelemenin yanı sıra, kararın kesinleşme sürecini de akamete uğratarak lehine karar verilen tarafı da mağdur etmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Dürüst Davranma” kenar başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” hükmünü amirdir. Dolayısıyla Bölge adliye mahkemelerinin fiilen devreye girmesinden sonra daha önceden istinaf ve temyiz denetiminden geçen bir kararın her ne ad altında olursa olsun yeniden Yargıtay gündemine taşınması kötü niyetli kanun yolu başvurusu addedilip, talebin reddinin yanısıra, para cezası tayinini de gerektirir. Müzakereler esnasında; “karar düzeltme ve buna bağlı kötü niyetli başvuruyla ilgili bir yaptırım düzenlenmediğinden ceza tayininin hukuka aykırı olacağı” tezi de dile getirilmiştir. Ne var ki olağan kanun yollarından olan temyiz ve istinaf taleplerinin kötü niyetli yapılması halinde bile ceza öngören kanun koyucunun, kanunda hiç yer almayan “karar düzeltme” yoluna özel yaptırım getirmemiş olmasının yegane sebebi böyle bir müessesenin kanun metninde yer almamasından kaynaklanmaktadır. Doğal olarak kanun metinleri, bünyesinde düzenleyip tarif ettiği hususlara ilişkin hükümler koyar. Bünyesinde barındırdığı denetim yollarının kötüye kullanılmasını düzenler. Aksi hal, kanun yapma tekniğine de aykırı düşecektir. Dolayısıyla kanunda hiç yer almayan ve dolayısıyla kötü niyetin en bariz şekilde tezahür ettiği bu hali yaptırımdan muaf tutmanın kanunun özü ve ruhuyla bağdaşmayacağı şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüyle dilekçe reddinin yanısıra cezai müeyyideye bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Kaldı ki 6100 sayılı Kanun’un “Kötü niyetle istinaf yoluna başvurma” başlıklı 351 inci ve “Kötü niyetle temyiz” başlıklı 368 inci maddelerinin atıfta bulunduğu “Kötü niyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları” başlıklı 329 uncu madde metninin özünde, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanıldığı tüm halleri kapsadığı anlaşıldığından kötü niyetle karar düzeltmesi yoluna başvuran davacı asıla para cezası verilmesi gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin karar düzeltme talepli dilekçesinin REDDİNE,

Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi üzerine Yargıtayca verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesi mümkün olmayıp karar düzeltme talebinin kötü niyetle yapıldığı anlaşıldığından, 6100 sayılı Kanun’un 368 inci maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 329 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar düzeltme talep eden davacının takdiren 3.000,00 TL disiplin para cezası ile CEZALANDIRILMASINA,

Para cezasının İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,

Peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

08.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

İstinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 29.04.2019 tarihli kararının, Dairenin 14.04.2021 tarihli kararı ile bozulması üzerine bu kez davacı vekili Daire kararının düzeltilmesini istemiştir.

Uyuşmazlık 6100 sayılı HMK hükümlerine tabi olup, yasada kanun yolları arasında “karar düzeltme” müessesesine yer verilmemiştir.

Bu nedenle davacının, yasada yer almayan kanun yolu isteminde bulunması yasal dayanaktan yoksundur.

Yasal dayanağı bulunmayan karar düzeltme kanun yolu talebinin reddi halinde kötüniyetli talep sahibi taraf aleyhine disiplin para cezasına hükmedileceğine ilişkin bir düzenleme de yasada yer almamaktadır.

Sayın çoğunluk tarafından davacı aleyhinde Yasa’da yer almayan disiplin para cezasına hükmedilmesi, Ceza Hukuku’nun temel kurallarından olan “suç ve cezada kanunilik” ilkesine aykırıdır.

Davacının talebi HMK 361 vd. maddelerinde düzenlenen temyiz talebi niteliğinde bulunmadığından çoğunluk görüşünün aksine HMK 368 maddesi hükümlerinin uygulanması da mümkün değildir.

Kaldı ki karar düzeltme kanun yolu bulunmayan bir karar nedeniyle karar düzeltme isteminde bulunulmasında, talep sahibinin kötü niyetli olduğunun peşinen kabulü de söz konusu değildir.

HMK 368 maddesi delaletiyle HMK 329 maddesinde düzenlenen “kötü niyet” TMK 2/2 maddesindeki hakkın suistimali niteliğinde olup, bir hakkın amacına aykırı bir biçimde, yani hak sahibine yararlı olacak ölçüyü aşarak ya da hiç yarar sağlamadığı halde başkalarına zararlı olacak biçimde kullanılmasıdır.

Her somut olayda kötü niyetin varlığı kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

Eldeki davada, davacı, karar düzeltme kanun yolu bulunmayan Daire kararı aleyhine karar düzeltme yoluna başvurmuş olup davacının bu davranışının davalıya zararının olması bir tarafa yargılama sürecini uzatmak suretiyle kendi aleyhine sonuç doğurmaktadır.

Davacının, karar düzeltme isteminde “kötü niyetli” olduğuna ilişkin dosya içeriğinde hiçbir emare bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle davacı aleyhinde, yasal dayanağı olmayan disiplin para cezasına hükmedilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.