Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4973 E. 2023/739 K. 09.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4973
KARAR NO : 2023/739
KARAR TARİHİ : 09.02.2023

MAHKEMESİ :…Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret

Taraflar arasındaki satım sözleşmesinin feshi ve satım bedelinin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.02.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının sattığı kullanılmış katalitik konvertörlerin yaptırılan muayenesinde satıcı tarafından beyan ve taahhüt edilen özellikleri taşımadığının, tehlikeli kimyasal kirliliği haiz olduğunun, dolayısıyla geri dönüşümde kullanılmasının mümkün olmadığının anlaşıldığını, gönderilen malların ayıplı olduğunu ileri sürerek sözleşmeden dönülerek malın davalıya iadesi ve davalıya ödenen 164.785,00 USD’nin 18.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasındaki ilişkinin satım sözleşmesi olmadığını, komisyon sözleşmesi olduğunu, edimini gereği gibi yerine getiren müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin satıcı olduğunun kabulü halinde dahi süresi içerisinde ihbar külfetinin yerine getirilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu ürünlerin taahhüt edilen değerli metal oranına göre ne oranda ayıplı olduğunun teknik inceleme ile belirlenemediği, dava konusu konvertör hurdalarının test edilen konvertörler olduğu var sayılsa bile bunların istenilen evsafta olmadığı, ihracatın gerçekleştirildiği ve taşımanın da tamamlandığı tarihten yaklaşık 8 ay gibi uzun bir süre geçtikten sonra ihracatçıya ihbar edilmiş ise de kısmen ya da tümüyle mahrecine iade edilip, davalıya geri gönderilmediği, tamamının davacının uhdesine kaldığının sabit olduğu gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada mevcut beş adet bilirkişi raporunun lehlerine olduğunu, aleyhlerinde sadece bir adet rapor bulunduğunu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin son rapora itibar edildiğini, konuda uzmanlığı olmayan müvekkilinin; ancak kimyasal analiz neticesi ayıbın mevcudiyetini anlayabileceğini ve ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunu, e-posta ile davalıya bildirimde bulunulduğunu, ayıbın malların Japonya’ya ulaşmasının ardından Şubat ve Nisan 2013’te yaptırılan analizlerle ortaya çıktığını, Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri gereğince ayıbın açık veya gizli olmasına bakılmaksızın ayıp ihbar süresinin makul süre olarak belirlenmiş olduğunu ve ayıbın makul süre içinde ihbar edildiğini, muhtelif bilirkişi raporlarında müvekkiline gönderilen mal içerisindeki değerli metallerin “kasten” alınmış olduğunun belirlendiğini belirterek kararı istinaf etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının satın aldığı emtiayı 12.10.2012 tarihinde teslim aldığı, davacı tarafından davalıya gönderilen en erken tarihli e-postanın 01.11.2012 tarihli olduğu ve e-postada “bu laboratuvarların doğru analiz yaptığına inanmıyoruz, sadece gümrükten geçirmek içindir, onun metodları bunun için iyi değil ve hakikaten bu analizi yapmış olduklarına inanmıyoruz” denildiği ve bunun ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, 22.10.2012 tarihli raporun davacının ihbar ve muayene yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, davacı tarafından yurt dışında 19.02.2013 ve 09.04.2013 tarihlerinde yapılan iki tahlil neticesinde malın ayıplı olduğu ve kabul edilmediği yönünde davalıya yöneltilmiş ihbar niteliğinde bir irade açıklamasında bulunulmadığı, kaldı ki dava konusu emtia 12.10.2012 tarihinde teslim alınmakla; bu tarihlerin de zaten makul süre kavramından uzak olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle istinaf dilekçesindeki sebeplere dayanarak kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ticari satım sözleşmesinin feshi ve mal bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, malın ayıplı olup olmadığı, ayıbın niteliği, ayıp ihbarında süre ve süresi içerisinde ayıp ihbarı yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk
Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın (CISG) 38 inci, 39 uncu, 40 ıncı maddeleri.

3. Değerlendirme
1. Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın (CISG) 39 uncu maddesinde alıcının bir sözleşmeye aykırılık saptadığı veya saptaması gerektiği tarihten itibaren makul bir süre içinde satıcıya, sözleşmeye aykırılığı türünü de belirterek bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybedeceği; 40 ıncı maddesinde ise sözleşmeye aykırılığın satıcının bildiği veya bilmemesinin mümkün olmadığı ve alıcıya açıklamadığı olgulara dayanması halinde satıcının 38 ve 39 uncu madde hükümlerine dayanamayacağı düzenlenmiştir. Yani makul süre içinde ayıp ihbarı yapılması gerekmekle birlikte, satıcı anılan Sözleşmenin 40 ıncı maddesindeki hallerin varlığı halinde ihbarın makul sürede yapılmadığını iddia edemeyecektir.

2. Bölge Adliye Mahkemesince 01.11.2012 tarihli ”bu laboratuvarların doğru analiz yaptığına inanmıyoruz, sadece gümrükten geçirmek içindir, onun metodları bunun için iyi değil ve hakikaten bu analizi yapmış olduklarına inanmıyoruz ” şeklindeki elektronik postanın ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak alıntılanan e-posta davacı tarafından davalıya değil, daha önceki yazışmalarda davacı tarafından davalıya e-posta yolu ile iletildiği anlaşılan sorulara, soruların alt kısmına gerekli açıklama yapılmak suretiyle davalı tarafça davacıya gönderilmiştir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin e-posta içeriğine ilişkin değerlendirmesi hatalı olmakla birlikte, Mahkemenin diğer gerekçelerinde de isabetle belirtildiği gibi Sözleşme’nin 39 uncu maddesinde belirtilen makul süre içinde yapılmış bir ayıp ihbarı bulunmamaktadır.

3. Ancak Mahkemece taraflar arasındaki ilişki, davalının konumu ve savunmaları, e-posta yazışmaları ve dosyadaki diğer deliller üzerinde Sözleşmenin 40 ıncı maddesi nazara alınarak bir değerlendirme yapılması gerekirken, bu konuda herhangi bir irdeleme yapılmaksızın davanın reddi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.