Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2013/4155 E. 2013/8136 K. 25.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4155
KARAR NO : 2013/8136
KARAR TARİHİ : 25.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ : İhmali davranışla isimsiz bebeğini öldürme
HÜKÜM : 5237 sayılı TCK.nun 82/1-d-e maddesi delaletiyle TCK.nun 83/3, 62, 53. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Sanık … hakkında ihmali davranışla kendi çocuğunu öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelemesinde;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçeler ile reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozmaya uyularak verilen hükümde isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin duruşmalı elemede ve temyiz dilekçesinde eksik incelemeye, sübuta, gerekçenin yetersizliğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, re’sen de temyize tabi bulunan hükmün teblignamedeki düşünce gibi (ONANMASINA), Başkan Vekili …’in sanığın eyleminin töre saikiyle kendi çocuğunu kasten öldürme suçunu oluşturduğu yönündeki, Üye …’nin sanığın, TCK.nun 97/2 maddesi yollaması ile TCK.nun 87. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesi gereğince cezalandırılması gerektiği yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile 25/12/2013 gününde karar verildi.
25/12/2013 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı … … huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık …’ın yokluğunda 26/12/2013 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
Dosya içeriğine göre; sanığın aynı köyde akrabası Şerafettin ile girdiği cinsel ilişki sonucunda hamile kaldığı, hamilelini gizlediği, olay tarihinde de kimse görmeden dedesinin kullanılmayan evinde doğum yaptığı, bebeğin kordonunu bağlamadan ve çıplak şekilde kimsenin gelip geçmediği patika yol kenarındaki çalılıkların üzerine attığı, ailesi ile birlikte yaşadığı eve dönerek günlük yaşamına devam ettiği olayda;
Sanığın ilişkisini ve hamileliğini gizlemesi, hamileliğinden kimsenin haberdar olmaması, bebeğin kordonunu dahi bağlamadan çıplak şekilde kimsenin gelip geçmediği patika yolun yanındaki çalılıkların üzerine atması ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun 30.09.2010 tarihli raporun da da bebeğin çıplak olarak açık alana terk edilmiş olmasının ölümün meydana gelmesinde etkisi olduğunun belirtilmesi karşısında, bebeğin bu şekilde atılmasının ölüm sonucunu meydana getireceği, sanığın kastının gayri meşru olarak edindiği bebeğini, namusunu kurtarmak (töre) saikiyle doğrudan doğruya ve iradi biçimde ölümünü sağlamaya yönelik olduğu ve bu nedenle de TCK.nun 82/1-d-e-k maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği görüşünde olduğumdan, sanığın eyleminin TCK.nun 83/3 maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.
Muhalif Başkan Vekili
KARŞI OY :
Dosya içeriğine göre; sanığın aynı köyde akrabası Şerafettin ile girdiği cinsel ilişki sonucunda hamile kaldığı, hamileliğini gizlediği, 20.07.2005 tarihinde saat 11:00 sıralarında kimse görmeden dedesinin kullanılmayan evinde doğum yaparak, bebeği
çıplak şekilde patika yol kenarındaki çalılıkların üzerine bıraktığı, saat 19:30 sıralarında patika yoldan geçmekte olan tanık Şükrü tarafından bebeğin fark edildiği ve tedavi amacı ile hastaneye kaldırıldığı, bebeğin 21.07.2005 tarihinde saat 05:35’de tedavi gördüğü hastanede öldüğü, Adli Tıp Genel Kurulu’nun 30.09.2010 tarih ve 353 sayılı raporuna göre, olayın gelişimi, tıbbi belgelerde kayıtlı veriler ile otopside saptanan makroskobik bulgular birlikte değerlendirildiğinde, bebeğin ölümünün kendinde mevcut akciğer iltihabı (neonatal pnomoni) hastalığı sonucu meydana gelmiş olduğu, bu hastalığı mevcut olan bebeğin özel bakım ve tedavisinin gerekli olduğu, bu tip hastaların tedavisine gecikme olmaksızın başlanması durumunda dahi kurtarılmasının kesin olmadığı, ancak; bebeğin çıplak olarak açık alana terkedilmiş olması, bulununcaya kadar geçen süre ve sonrasındaki tedavi süreci dikkate alındığında bebeğin doğum sonrası terk edilmesinin ölüm meydana gelmesinde etkisi olduğunun kabul edilmesi gerektiğinin belirtildiği, olayda;
TCK.nun 97. maddesinde terk suçunun düzenlendiği, maddenin ilk fıkrasında terk olgusunun başlı başına bağımsız bir suç olarak tanımlandığı, aynı maddenin 2. fıkrasında ise terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüş ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunacağının belirtildiği, suçun konusu yaşı ve hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimseler olduğu, suçun failinin ise bu kimseler üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler olduğu, sözkonusu suçun yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimseyi kendi haline terk etmekle oluşacağı ayrıca bir bebeğin cami avlusu gibi belli bir mahale götürülüp bırakılması gibi icrai davranışla da gerçekleştirilebileceği, maddenin ikinci fıkrasına göre; terk edilen kişinin bir hastalığa yakalanması, yaralanması veya ölmesi hâlinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunacağı, failin meydana gelen ağır ve başka neticeden dolayı sorumlu tutulabilmesi için, bu netice açısından en azından taksirinin bulunması gerektiği, fakat, bu madde kapsamında sözkonusu edilen terk olgusu hâlinde, meydana gelen netice açısından failin çoğu zaman muhtemel kastla hareket ettiğini gözönünde bulundurmak gerektiği,
Sanığın, bakım ve gözetim altında bulunan ve doğuştan akciğer iltihabı bulunan bebeğini bıraktığı yer ile sanığın yaşadığı bölge, bırakılan zamanın gündüz saatleri ve mevsimin yaz mevsimi olması, bebeğin bulunması için geçen zaman dikkate
alındığında sanığın icrai bir hareketle terk suçunu işlediği ancak terkin ölümün meydana gelmesinde etkisin bulunması nedeniyle sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre TCK.nun 87. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesi gereğince cezalandırılması gerektiği görüşünde olduğumdan, sanığın eyleminin TCK.nun 83/3 maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.