Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2023/3268 E. 2023/4028 K. 06.07.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/3268
KARAR NO : 2023/4028
KARAR TARİHİ : 06.07.2023

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu 166 ada 16 parsel sayılı taşınmazın babası … tarafından 1973 tarihli köy senedi ile satın alındığını, taşınmazın 35 yılı aşkın bir süre ile tarla olarak kullanıldığını, 1988 yılında içerisinden köy yolu geçmesi nedeniyle taşınmazın iki parçaya ayrıldığını ve yolun bir tarafındaki taşınmazın 157 ada 18 parsel numarasıyla adlarına tescil edildiğini, davaya konu olup yolun diğer tarafında kalan taşınmaz bölümünün ise hazine adına ham toprak vasfıyla tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek 116 ada 16 parsel sayılı taşınmaz içerisindeki 3 dönüm yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün adına tescilini talep etmiştir. Davacı yargılama sırasında öldüğünden davaya bir kısım mirasçıları devam etmiştir.

II. CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiştir.

III. MAHKEME KARARI
1. Mahkemenin 18/01/2012 tarihli ve 2011/143 Esas, 2012/27 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile (A) ile gösterilen 3.841,76 metrekare yüzölçümlü taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiştir.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09/10/2012 tarihli ve 2012/2553 Esas, 2012/8818 Karar sayılı kararıyla “Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Hava fotoğraflarının en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için; kadastro tespit tarihinden 20-30 yıl öncesine ait (1977-1987 arası) stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olması ve bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesi gerekir. Stereoskopik çift hava fotoğrafı, bir stereoskop altında incelendiğinde arazinin üç boyutlu görülmesi, taşınmazın çekim tarihindeki sınırlarının ve niteliğinin belirlenebilmesi, bu yolla ekilemeyen bakir alanların net bir biçimde tespitinin yapılabilmesi mümkündür. Mahkemece uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli bulunan hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır.

Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak …; ziraat mühendisi, kadastro fen elemanı, jeodezi veya fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının getirtilip stereoskop aletiyle yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme yaptırılarak; öncelikle çekişme konusu taşınmaz hava fotoğrafında gösterilmeli, daha sonra bu yerin önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarımsal amaçlı zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılması gerekir. Tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri de bilimsel esaslara göre hazırlanan bu uzman bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, daha sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirilme yapılarak karar verilmelidir. Eksik incelemeyle karar verilemez.
Bundan ayrı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmüne göre, bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemeyecektir. Anılan hüküm göz önünde tutularak 1617 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 26.07.1972 tarihinden sonra davacı adına kadastro yolu ile tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğünden, açılmış dava olup olmadığının ise o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, bildirilmesi durumunda belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanaklarının onaylı ve okunaklı suretleri ile tapu kayıtlarının Tapu Müdürlüğünden, tescil davalarına ait dosyaların ise ait olduğu mahkemelerden getirtilerek 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen miktar sınırlamaları yönünden gözönünde tutulması gerekmektedir. Açıklamalar doğrultusunda araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsizdir.
Kabule göre de, davacı, dava dilekçesinde 3 dönümlük yerin adına tesciline karar verilmesine istemiş, yargılamanın sonraki aşamalarında ıslah ile talep miktarını artırmamıştır. 6100 sayılı HMK.nın 26/1. maddesinde aynen “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez…” hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece, talep aşılmak suretiyle 3841,76 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümüne ilişkin tapu kaydının iptaliyle, davacı adına tesciline karar verilmesi anılan kanun maddesine aykırılık oluşturur.” gerekçesiyle bozulmuştur.

3. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda verilen 17/12/2013 tarihli ve 2012/298 Esas, 2013/342 Karar sayılı kararla yeniden davanın kabulü ile (A) ile gösterilen 3.841,76 metrekare yüzölçümlü taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiştir.

4. Yargıtay (Kapatılan)16. Hukuk Dairesinin 19/03/2015 tarihli ve 2015/4428 Esas, 2015/2505 Karar sayılı kararıyla “…Bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Harita mühendisi bilirkişinin raporundan taşınmazın 1951 ve 1990 tarihlerinde hangi amaçla kullanıldığı açıklanıp izah edilmeden 1951 tarihinde hangi amaçla kullanılıyorsa, 1990 yılında da o amaçla kullanıldığı belirtilmek suretiyle taşınmazın kullanım şekline ilişkin herhangi bir görüş beyan edilmemiştir. Bu nedenle yöntemine uygun hava fotoğrafı uygulaması yapıldığı söylenemez. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için, tespit tarihinden geriye doğru en az 15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı evreye ilişkin stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise, İl Kadastro Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı ve ardından taşınmaz başında fen bilirkişi huzuruyla yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında dinlenilecek davada yararı bulunmayan yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarından taşınmazların öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, kimden kime ve nasıl intikal ettiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişiye hava fotoğrafları üzerinde streoskopik inceleme yaptırılmalı, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de bozma ilamına uyulduktan sonra ıslahla talep miktarı arttırılmış, hükümde de ıslah ile arttırılan miktar üzerinden dava kabul edilmiş ise de ıslah tarihi itibariyle yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 177. maddesine göre ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Yine 04.02.1948 tarih, 10/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Bu durumda ıslah ile arttırılan miktar üzerinden davanın kabul edilmesi de isabetsizdir.” gerekçesiyle bozulmuştur.

5. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda verilen 02/12/2015 tarihli ve 2015/95 Esas, 2015/285 Karar sayılı kararla davanın kabulü ile (A) ile gösterilen 3.000,05 metrekare yüzölçümlü taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 18/06/2019 tarihli ve 2016/8204 Esas, 2019/487 Karar sayılı kararıyla “…Bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma ilamına uyulmakla, taraflar yararına oluşan usuli müktesep hakkın zedelenmemesi için, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve o doğrultuda işlem yapılması zorunlu hale gelir. Bozma ilamında, doğru sonuca ulaşılabilmesi için tespitten geriye doğru 15-20-25 yıllık hava fotoğraflarının getirtilip jeodezi ve fotogrametri bilirkişisine tevdi edilerek, taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetlik olup olmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi hususlarını açıklar nitelikte rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gereğine değinilmiştir. Ne var ki, hava fotoğrafı incelemesi harita mühendisi olmayan fen bilirkişi tarafından yapılmış olup, rapora ekli hava fotoğraflarında da taşınmaz tam olarak seçilememektedir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulamaz.

Hal böyle olunca, doğru sonuca ulaşılabilmesi için mahkemece, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, fen bilirkişisi, ziraatçı bilirkişi ile jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak bu keşifte yerel bilirkişi ve tanıklardan, çekişmeli taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldığı, imar-ihyaya konu edilip edilmediği imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte tamamlandığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişiden, önceki raporları irdeler, çelişkileri giderir ve çevre parsellerle birlikte mukayeseli değerlendirmeyi içerir şekilde, çekişmeli taşınmazın güncel niteliği ile taşınmazın ne zaman imar ve ihya edilmiş sayılabileceği, sonrasında taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresi hususlarında bilimsel verilere dayalı ayrıntılı rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişilerden, üç ayrı dönemde bindirmeli olarak çekilmiş hava fotoğrafları ve uydu fotoğrafları üzerinde stereoskopik aletlerle inceleme yapılarak, çekişmeli taşınmazın imar-ihya öncesindeki niteliğinin ne olduğu, imar-ihyaya hangi tarihte başlandığı ve ne zaman tamamlandığı, imar-ihyanın bitirilişinden itibaren zilyetliğin hangi dönemde sürdürüldüğü hususlarını açıklayan ayrıntılı rapor alınmalı; fen bilirkişisinden, keşif ve uygulamayı denetlemeye olanak verir, yerel bilirkişi ve tanıklarca gösterilen sınırların işaretlendiği, kadastro paftası ile bölgeye ait imar planını çakıştırmalı şekilde gösteren ayrıntılı rapor alınmalı ve bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte tartışılıp, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsizdir” gerekçesiyle bozulmuştur.

B. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile (A) ile gösterilen 3.841,76 metrekare yüzölçümlü taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1990 ve 2008 yıllarında ait hava fotoğraflarına göre davacının taşınmazı ile davaya konu taşınmazın bütünlük arz etmediğini, 1953 ve 2008 tarihli hava fotoğraflarında imar ihyanın tespit edilemediğini, mahkemece yapılan keşifte taşınmazın kullanılmadığının tespit edildiğini, yapılan incelemeler ile tespit edilen tüm bu olgulara rağmen kadastro tespitinin hatalı yapıldığı yönündeki mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, alınan bilirkişi raporlarının bozma ilamının gereklerini karşılamadığını, taşınmazın imar ihyaya konu edilip edilmediğinin ve davacının zilyetliğinin başlangıç tarihinin net olarak belirlenmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadastrodan önceki hukuki nedene dayanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca; tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.

Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır.
4342 sayılı Mera Kanunu’nun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereği 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak işlemlerde Kadastro Komisyonlarına konu uzmanı Ziraat Mühendisi dâhil edilir.

Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayandırılması lazımdır
A) 31/12/1981 tarihine veya daha önceki tarihlere ait vergi kayıtları,
B) Tasdikli irade suretleri ile fermanlar,
C) Muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri,
D) Kayıtları bulunmayan tapu veya mülga hazinei hassa senetleri veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri,
E) Tasdiksiz tapu yoklama kayıtları,
F) Mülkname, muhasebatı atika kalemi kayıtları,
G) Mubayaa, istihkam ve ihbar hüccetleri,
H) Evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları.

2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca; orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.

3. Değerlendirme
1. Dosyanın incelenmesinde davaya konu 166 ada 16 parsel sayılı 324.892,17 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın 14/07/2007 tarihinde ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edildiği, tespitin 31/08/2007 tarihinde kesinleştiği, davanın 02/06/2011 tarihinde açıldığı, mahalli bilirkişi beyanlarına göre davacının dayandığı olan 1973 tarihli köy senedinde harman ardı olarak belirtilen yerin davaya konu taşınmaz olduğu anlaşılmıştır.

Mahkemece 2011 yılında yapılan keşifte taşınmaz üzerinde taşlar ve kuru otlar ile yabani çalılar olduğu gözlemlenmiş, ziraat bilirkişisi raporunda taşınmazın kuzeyindeki tarım arazilerine benzer özellikte olduğu belirtilmekte birlikte taşınmazın öncesinde üzerindeki otlar biçilmek suretiyle kullanıldığı, sonradan hayvan sayısının azalması ve biçim makinalarının olmayışı nedeniyle kullanıma devam edilemediği, öncesinde arpa buğday ve fiğ ekilmesine rağmen modern tarım aletlerinin kullanımının azalması nedeniyle ekim ve bakım işlerinin yapılamadığı kanaati bildirilmiş, 2013 yılında yapılan keşif üzerine alınan ziraat bilirkişisi raporunda taşınmaz üzerinde 25-30 senedir erhangi bir toprak işlemenin yapılmadığı, arazi üzerinde taş ve kaya parçalarının bulunduğu, topoğrafya dikkate alındığında taşınmazın modern tarım için uygun olmadığı, üzerindeki otsu bitkiler kesilmek suretiyle kullanıldığı tespit edilmiştir, nihai olarak 2015 yılında yapılan keşif üzerine düzenlenen ziraat bilirkişisi raporunda taşınmazın eğiminin %0-50 arasında olduğu, eğimi nedeniyle tarım yapılamayacağı, sadece köy içi yerleşimine uygun olduğu belirtilmiştir.

Yapılan hava fotoğrafı incelemesi üzerine harita mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda taşınmazın 1953 tarihli hava fotoğrafında imar ihya açısından tarımsal nitelikte bir kullanımın bulunmadığı, 1956 ve 1990 tarihli hava fotoğrafında tarımsal nitelikli kullanımın bulunduğu, 2008 tarihli hava fotoğrafında yeniden tarımsal bir kullanımın olmadığı, tüm fotoğraflarda taşınmazın sınırlarının tonç ile belirgin olduğu tespitleriyle birlikte imar ihyanın 1953 yılında başlayarak 1990 yılında tamamlandığı ve taşınmazın 49 yıldır davacının zilyetliğinde olduğu kanaati bildirilmiştir.

Yapılan 2011, 2013 ve 2015 tarihli keşiflerde her ne kadar mahalli bilirkişilerce taşınmazın 1958 yılına kadar davacılar bayii… tarafından kullanıldığı, 1958 yılında…’nın ölümü ile mirasçılarının kullanımının devam ettiği, 1973 yılında taşınmazı devralan davacı murisi …’ın taşınmaz üzerinde arpa, buğday ve fiğ ekerek tasarruf ettiği, 1980 yılında yol yapılması üzerine …’ın taşınmazı yalnızca ot biçmek ve hayvan otlatmak suretiyle kullanmaya devam ettiği, …’ın 2003 yılında ölümüyle birlikte taşınmazın zilyetliğinin davacı …’a geçtiği ve davacının da taşınmazı ot biçmek suretiyle kullandığı beyan edilmiş ise de bozma sonrasında yapılan 2021 tarihli keşifte önceki keşiflerde dinlenmeyen mahalli bilirkişiler ve önceki keşiflerde dinlenmiş olan davacı tanığı taşınmazın 15-20 senedir kullanılmadığını, tüm köylünün ekip biçme işini bıraktığını, taşınmazların yaz aylarında kullanıldığını beyan etmiştir.

Bilindiği ve önceki bozma ilamlarında belirtildiği üzere, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davalarında jeodezi mühendisi bilirkişilerin hava fotoğrafları üzerinde yaptıkları inceleme ve ziraat mühendisi bilirkişilerin taşınmaz hakkında belirttikleri kanaatin dikkate alınması mahalli bilirkişilerin beyanlarının bu raporlar ile denetlenmesi, zilyetlik nedeniyle taşınmaz iktisabına ilişkin diğer koşullar da araştırıldıktan sonra varılan sonucuna göre bir karar verilmesi esastır.

Tüm dosya kapsamının incelenmesinde, özellikle ziraat mühendisi bilirkişilerin raporları ve 2021 yılında yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanları dikkate alındığında, davaya konu taşınmazın imar ihyasının 1990 yılı öncesinde bir tarihte tamamlandığı kabul edilse dahi davacının bu tarihten sonra ekonomik amaca uygun zilyetliğinin devam ettirildiği kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanamamıştır. Dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları soyut nitelikte olup bu beyanların somut bilimsel verilerle desteklenmediği sürece hükme esas alınamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

06.07.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.