YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/90
KARAR NO : 2022/17828
KARAR TARİHİ : 26.12.2022
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen kararın süresi içinde davacı asıl ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hızır Acilde uzman psikolog olarak çalışmakta olduğunu, davalı avukatın ise Samsun Barosu’na kayıtlı olarak çalıştığını, bir boşanma davasında davalı tanığı olarak gösterildiği için davalının kendisine husumet beslediğini, bu tanıklık nedeniyle davalının tehdit, hakaret ve iftiralarına maruz kaldığını, davalının kendisine 22.08.2006 tarihinde “… Peşindeyim, aşından işinden edinceye kadar da peşindeyim” mesajını attığını, bu olay nedeniyle davalının Bakırköy 12.Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/3468 Esas sayılı dosyasında yargılandığını, davalının şikayeti üzerine kendisinin Samsun 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/77 Esas sayılı dosyası kapsamında yargılanıp beraat ettiğini, davalının İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na gönderdiği 30.07.2013 tarihli gizli ihbar mektubu ve Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/77 Esas sayılı dosyasına gönderdiği 28.04.2014 tarihli mazeret dilekçesinde kendisi hakkında iftirada bulunduğunu, Samsun (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/325 Esas sayılı dosyasının 17.03.2011 tarihli duruşmasında kendisi hakkında asılsız ithamlarda bulunduğunu, Samsun Aile Mahkemesine sunduğu 18.09.2006 tarihli dilekçede kendisinin dosyada tanıklığının reddedilmesi için davadışı Dr. … ve Samsun’daki bir avukatla ilişkisi olduğuna yönelik iddiada bulunduğunu, davalının 10 yıldır kendisine zarar vermek için uğraştığını, davalının eylemleri nedeniyle sağlığının zarar gördüğünü, uzun süre anksiyete ve depresyon tedavisi gördüğünü, iş hayatında da maddi zarara uğradığını, çalışamaz hale geldiğini, akademik kariyerinin ve okul başarısının düştüğünü, nişanlısının terk ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; söz konusu eylemler yönünden zamanaşımının dolmuş olduğunu, davacının müvekkiline ait boşanma davasında aleyhe olacak şekilde ses kaydı yaptığını ve ses kaydının dosyaya delil olarak sunulduğunu, davacının avukat olan müvekkilinin mesleğinin onur ve haysiyetini rencide eden eylemleri nedeniyle müvekkilinin meşru müdafaa hakkını ve Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan ihbar ve şikayet hakkını kullandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacının davalının eylemleri nedeniyle maddi zarara uğradığına ilişkin iddiaların somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, Bakırköy 12. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/3468 Esas sayılı dosyasına konu edilen davalının davacıyı mesaj ile tehdit eyleminin, davalı tarafından Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/77 Esas sayılı dosyasına sunduğu 28.04.2014 tarihli mazeret dilekçesinde davacı hakkında beyan ettiği “…Cemaat bağlantısı nedeniyle, paralel devlet yapısı içinde yer almaktadır…” şeklindeki ifadesinin, davalının İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na gönderdiği, 30.07.2013 tarihli gizli ihbar mektubunda davacı hakkında beyan ettiği “… Bu personeliniz ayrıca tesettür giyimli olup, cemaat ve tarikat bağlantısını buna ilaveten de sorulduğunda bu kuvveti nereden aldın diyene arkasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğunu söylemektedir…Bence kuşkulu bir kişidir…” şeklindeki ifadesinin, davalı tarafından Samsun 1.Aile Mahkemesinin 2005/625 Esas sayılı boşanma dosyasına sunulan 18.09.2006 tarihli dilekçede davacı hakkında beyan ettiği “…Ayrıca … müvekkilimin annesini arayarak müvekkilimin (Doktor Serdar Kuruca) evli olduğunu bildiği halde imam nikahlı eşi olmak istediğini söylemiş ve sürekli rahatsız etmiştir. Asıl hata ise davalı taraf ve avukatlarının herşeyi göze alarak skandallar kadını olmuş bir bayanı ( …) baş rol aktörü gibi kullanmak istemeleridir. İstanbul ‘da yapılan kaydın Trabzon’a aktarılışı, orada yazıya dökülerek, hazır hale getirilerek mahkemeye sunuluşundaki cesaret davalı tarafın nedenli gizli planlar ve projeleri tatbik ettiğini göstermektedir…” şeklindeki ifadesinin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kanaatine varıldığı, her bir eylem için 2.000,00 TL olmak üzere davacı lehine takdiren 8.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat yönünden davanın reddine, manevi tazminat yönünden davanın kısmen kabulü ile 8.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin maddi tazminata yönelik istinaf talepleri bakımından; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla ve yasaya uygun gerektirici nedenler ile özellikle delillerin değerlendirilmesinde ve hukukun uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemesine, davacının iddia etmiş olduğu ve davalının gerçekleştirdiğini beyan ettiği bir kısım eylemler nedeniyle işini kaybettiği ve işinde verimsiz olduğu gerekçesiyle işten çıkarıldığına yönelik iddiaları bakımından somut delil sunmamasına, ayrıca haksız eylemden dolayı oluşan yansıma zararlar bakımından zararın iddia eden tarafça ispatı gerektiğinden mahkemece bu yöndeki yapılan değerlendirmenin yerinde olmasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının reddi gerektiği, davalı vekilinin manevi tazminata yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde ise; olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. ve 60/2. maddeleri uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat talepleri, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ancak, haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylemden doğmuş ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüş ise haksız fiil sorumluluğunda uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı, Ceza Kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı (uzamış zamanaşımı) süresinin, her halde olay tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmayacağı, ayrıca zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden ise, BK’nın, 132 ila 137. maddeleri uygulama alanı bulacağı, mahkemenin tazminata esas aldığı Bakırköy 12.Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/3468 Esas sayılı dosyasındaki suç tarihinin 06.10.2005 tarihi olduğu, ayrıca Samsun 1.Aile Mahkemesinin 2005/625 Esas sayılı dosyasına sunulan 18.09.2006 tarihli dilekçedeki iddialar yönüyle mahkemenin bu iddialar bakımından davacının kişilik haklarının ihlal edildiği yönündeki kabulüne ilişkin olarak davalı vekilinin cevap dilekçesindeki zaman aşımı yönünden değerlendirme bakımından her ne kadar ceza zaman aşımı uygulanması nedeniyle talebin süresinde olduğuna yönelik değerlendirme yapılmışsa da, söz konusu suç tarihleri ve dilekçe tarihleri sonrasında davanın 30.05.2016 tarihinde açılmış olduğu, tehdit ve hakaret eylemi bakımından TCK’da 8 yıllık bir zaman aşımı süresinin kabul edilmesi de göz önünde bulundurularak, söz konusu tazminata esas kabul edilen bu dosyalardaki suç tarihi itibariyle uzamış ceza zaman aşımının da geçmiş olması nedeniyle davalının bu yöndeki istinaf sebeplerinin kabulünün gerektiği, söz konusu eylemler yönüyle dava zaman aşımının geçmiş olduğu anlaşıldığı, mahkemenin hükme esas aldığı bu dosyalar yönüyle hükmettiği toplam 4.000,00 TL tazminatın kaldırılmasının gerektiği, diğer dosyalar yönüyle mahkemenin kabulünde olduğu üzere tazminata esas alınan Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/77 Esas sayılı dosyasına konu olan eylemlerin ve ithamların ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na gönderilen 30.07.2013 tarihli mektubun davacının bilgisi haricinde olması ve O’nun hakkında bir kısım iddialarda bulunulması hususlarının kişilik haklarını zedeler nitelikte olduğu, bu yönüyle dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde ve hukukun uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemesine ve taraflar arasındaki bir kısım davaya konu olan ve olmayan husumetli oldukları dosyalar ve bu süreç dikkate alındığında, davacının dava açmada hukuki yararının bulunduğu ve itham olunan ve mahkemenin kabulünde olan bir kısım iddialar yönüyle yapılan değerlendirmenin yerinde olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.02.2018 gün, 2016/262 Esas-2018/75 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b/2.maddesi gereğince yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın maddi tazminat yönünden reddine, davanın manevi tazminat yönünden kısmen kabulü ile; 4.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını ve cezalandırılmasını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, TBK’nun 58. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı tarafından davacı hakkında kullanılan söz ve ifadelerin iddia ve savunma kapsamında kaldığı, davacıya yönelik hakaret içerikli bir eylemin söz konusu olmadığı, ayrıca davalının olağan kuşku üzerine yasal şikayet hakkını kullandığı gözetilerek davacının kişilik haklarına bir saldırıda bulunulmadığı anlaşılmakla, manevi tazminata ilişkin istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 26,30 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 26.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.