Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/6842 E. 2023/7229 K. 22.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/6842
KARAR NO : 2023/7229
KARAR TARİHİ : 22.06.2023

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/132 E., 2023/1 K.
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul

Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkemesinde görülen hizmet tespiti istemli davadan dolayı verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar … ile … vekili ve feri müdahil kurum vekili tarafından temyiz edilmekle, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı … ve … çiftinin çocukları …’nın bakıcısı olarak 01.02.2014 tarihinde işe başladığını, 17.08.2016 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını, davalı …’ın …AVM’de … Kebap Evinin sahibi olduğunu, davacıyı şirketleri üzerinden sigortalı yaptıklarını beyan ederek bugüne kadar oyaladıklarını, SGK kayıtlarına bakıldığında yaklaşık 30 aylık çalışmasının 6 ay olarak gösterildiğini öğrendiğini, eksik sürelerin tespiti ve sigorta kaydının düzeltilmesi için iş bu davayı açtığını belirterek 01.02.2014 – 17.08.2016 tarihleri arasında kesintisiz çalışmış olduğunun tespiti ile SGK kayıtlarındaki eksik bildirimlerinin buna göre tamamlanarak kayıtların düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
1.Feri müdahil kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belgelere dayalı yahut bordro ya da komşu şirketlerin tanıklarıyla ispatlanabileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalılar … ve … vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın asliye hukuk mahkemelerinin görevi kapsamında olduğunu, bu nedenlerle Körfez Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili olduğunu, müvekkillerinin davacıyı devamlı suretle çalıştırmadığını, gündelik olarak ihtiyaç duyduklarında yevmiye usulü çağırarak çocuk bakım ve ev işlerine yardımcı olarak çalıştırdıklarını, çalışmanın gün içerisinde 3-4 saatlik süre kapsamında bulunduğunu, davacı dışında başka kişilerden de gündelik olarak hizmet alındığını, günlük çağırmaların 04.04.2014 tarihinde başladığını, iddia edildiği üzere şubat ayında başlamadığını, müvekkillerinden …’ın 04.04.2014 tarihinde süt iznini bitirerek çalışmaya başladığını, maaşlı çalışan olmadığını, gündelik çalışma yapıldığını, çalıştırmanın anne tarafından yaptırıldığını, babanın dahil olmadığını, bu nedenle baba … yönünden davanın reddinin gerektiğini, davalı …’ın annesi …’ın gelininin doğumu öncesi çocuk bakımı için Mersin’de oturmasına rağmen Kocaeli’de bir konut satın alarak Kocaeli’ye yerleştiğini, talep edilen süreler içerisinde küçüğün babaannesiyle birlikte Mersin’e gittiğini, babanın Enerjisa’daki işinden ayrılarak Nuh Çimento’da işe başladığını, aradaki boş dönemde bakıcıya ihtiyaç duymadıklarını, yine davalıların yurtdışına ve …’ya tatile gittiklerini, 2 ay kadar çocuklarını kreşe gönderdiklerini, şirkette geçen çalışmalarının müvekkilleriyle ilgisinin olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Özetle; A)… ve … yönünden; 1-Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davacının bu davalıların yanında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olacak şekilde 01.02.2014-14.02.2016 tarihleri arasında (01.06.2015-04.08.2015 hariç olmak üzere) çalıştığının tespitine, kuruma bildirilmeyen sürelerinin 2014 yılı 330 günü, 2015 yılı 150 gün olduğunun tespitine, 2-Fazlaya ilişkin istemin reddine, B) MRM Restaraurant İşletmeleri İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. yönünden; 3-Davanın husumet yokluğundan reddine, dair karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar … ile … ve feri müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Dairece özetle; “… mahkemece kabule konu kurulan hükümde, davacının davalı şirket tarafından kuruma bildirilen hizmet sürelerini kapsar şekilde ve herhangi bir tarih aralığı hariç turulmadan, davalı şahıslar yanında çalıştığı esasıyla mükerrer şekilde kurulan hükmün infaza elverişli olmadığı görülmektedir. Bu sebeple mahkemece, davacının talebine konu dönemde kabul edilen sürelerin, hangi yıl ve hangi ayları kapsadığı ile hangi davalılar nezdinde geçtiği, davacının kuruma bildirilen hizmetleri de göz önünde tutularak hüküm tesisi gerekmektedir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla özetle; “Davanın kısmen kabulü ile, A)Davalı … ve … yönünden davanın kısmen kabulü ile; Davacını davalıların yanında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olacak şekilde 01.02.2014- 31.05.2015 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespitine
Fazlaya ilişkin talebin reddine, B)Davalı … yönünden davanın husumet yönünden reddine” şeklinde karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar … ile … ve feri müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Davalılar … ile … vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece hiç bir delil olmayan döneme ilişkinde kabul kararı verildiğini belirterek, kararının bozulmasını talep etmiştir.

2.Feri müdahil kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; eksik inceleme ile karar veren Yerel Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddesi.

3. Değerlendirme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:
“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.

Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.

Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, … 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu’nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.

Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.

Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

Eldeki davada, mahkemece gerekçeli kararda hiçbir hukuki gerekçe gösterilmemiş, kabule konu sürelerin nasıl belirlendiği, hükümde redde konu dönem ve tarafların hangi esasa göre tespit edildiği açıklanmamış, sadece mahkemece usule ilişkin yapılan işlemler ve dairemiz bozma kararı yazılarak davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. O halde, Mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddeleri de gözetilerek kabul ve ret gerekçesinin açıkça kaleme alınarak kararda gösterildiği denetlenebilir bir hüküm kurmak olmalıdır.

O halde, davalılar … ile … vekili ve feri müdahil kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.