Yargıtay Kararı 5. Ceza Dairesi 2021/9426 E. 2023/7464 K. 14.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/9426
KARAR NO : 2023/7464
KARAR TARİHİ : 14.06.2023

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/169 Esas, 2016/169 Karar
SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (6723 sayılı Kanun) 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (5320 sayılı Kanun) 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
… Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.12.2014 tarihli ve 2014/113197 Soruşturma, 2014/41673 Esas, 2014/4175 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 59 uncu maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
… 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.07.2015 tarihli ve 2014/409 Esas, 2015/231 sayılı Kararı ile sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca yargılanması için kovuşturmanın İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verilmiştir.
İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.06.2016 tarihli ve 2015/169 Esas, 2016/169 sayılı Kararı ile sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 52 nci maddeleri gereği 5 ay hapis cezası karşılığı 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları gereği hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafii, dosyada katılan sıfatı bulunan Nibetullah Mahruki İlköğretim Okulu Aile Birliğinin katılma talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, sanığın vekilliğini yaptığı … adına Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptığı, zarara yol açan fiilinin ne olduğu irdelenip ortaya konulmadığı, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı, delillerin eksik ve yanlış değerlendirildiği, mahkemenin sanık hakkındaki cezaya gerekçe gösterdiği tanık beyanının görgüye dayalı olmadığı, tanığın mahkeme huzurunda dinlenilmediği, katılan vekilinin beyanlarının tanık beyanlarıyla çelişkili olduğu, sanık tarafından vekili olarak görev aldığı davada temyizden feragat edilmediği, temyizden feragat hususunda sanığın vekilliğini yaptığı …’in yazılı bir beyanının olmadığı, sanığın suçu işlememesi nedeniyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği sebepleriyle hükmü temyiz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, davacı vekili sıfatıyla davalı katılan aleyhine İstanbul 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/50 Esas sayılı kiracılığın tespiti ve muarazanın önlenmesi davasını takip ettiği, 12.03.2013 tarihinde davanın reddine karar verildiği, tarafların davanın temyiz edilmeyeceğine dair anlaştıkları ve sanığın söz konusu kararın temyiz edilmeyeceğine dair temyizden feragat dilekçesini hâkime havale ettirerek 11.04.2013 tarihinde dosyaya ibraz ettiği hâlde, bilâhare dosya içerisinden bahse konu feragat dilekçesini alarak veya aldırarak 15.04.2013 tarihli dilekçesi ile temyiz kanun yoluna müracaat ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında, Mahkemece; sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına hükmolunmuştur.
IV. GEREKÇE
Sanığın savunmalarında, müvekkilinin 10.04.2013 tarihli talimatı üzerine 11.04.2013 günü saat 09.30 sıralarında adliyeye giderek temyizden feragat dilekçesini düzenlediğini ancak kendisi ve müvekkiline ait imza bölümünü boş bıraktığını, bu şekilde duruşmanın uzaması ihtimaline binaen hâkime söz konusu evrakı havale ettirdiğini, akabinde müvekkilinin geldiğini ve davanın karşı tarafınca düzenlenip müvekkiline imzalattırılan taahhüt içeriğini incelediğinde bu durumun müvekkili aleyhine olduğunu gördüğünü, davanın reddine karar verildiğini, müvekkiline durumu anlatarak temyizden feragat dilekçesinin dosyaya sunulmaması gerektiğini söylediğini ve müvekkilinin de buna rıza göstermesi üzerine davadan feragat dilekçesini dosyaya ibraz etmediğini belirttiği, sanığın müvekkili olan Metin’in kovuşturmada tanık sıfatıyla alınan ifadesinde de feragat dilekçesinin ellerinde olduğunu ancak feragat dilekçesini yırtıp attıklarını beyan ettiği, davanın reddine dair kararın davacı sıfatıyla tanık Metin tarafından temyiz edilmesi üzerine her ne kadar Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 24.03.2014 tarihli ve 2013/9969 Esas, 2014/3525 sayılı Kararı ile davacı vekili olan sanığın feragat dilekçesi nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmişse de, bu kararın sanık tarafından Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruya konu edildiği, Anayasa Mahkemesinin 08.03.2017 tarihli, 2014/18838 başvuru numaralı Kararında belirtildiği üzere “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 445 inci maddesinin ikinci fıkrasında, fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgelerin güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabileceği, olay tarihinde yürürlükte olan 03.04.2012 tarihli ve 28253 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) mülga beşinci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında, yargılama sırasında dosyadaki tutanak, belge ve kararların UYAP ortamında düzenleneceği, teknik nedenlerle fizikî olarak düzenlenen belge veya kararların engelin ortadan kalkmasından sonra derhal UYAP’a aktarılacağının belirtildiği, bu tespitler ışığında 10.04.2013 tarihinde İstanbul 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararını tebellüğ eden başvurucunun 15.4.2013 tarihinde harcı yatırarak temyiz talebinde bulunmasına rağmen Mahkeme yetkilileri ile davalı vekilince düzenlenen tutanağa göre temyizden vazgeçme dilekçesi verdiği kabul edilerek talebinin reddedilmesinin öngörülebilirlik sınırları içinde değerlendirilemeyeceği, fiziki olarak dosyada mevcut olmadığı gibi elektronik ortama da aktarılmayan feragat dilekçesinin sonuçlarının başvurucuya yükletilmesine neden olan Yargıtay yorumunun başvurucunun kanun yolunu kullanması imkânını ortadan kaldırdığı, başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olduğu, bu açıdan adil yargılanma hakkına ilişkin bir güvence olan Mahkemeye erişim hakkından vazgeçildiğinin bu şekilde tespit ve kabul edilmesinin hakkın özüne dokunduğu sonucuna ulaşıldığı” gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair karar verildiği anlaşılmakla; sanığın ve müvekkili olan tanık Metin’in beyanları, Anayasa Mahkemesinin 08.03.2017 tarihli, 2014/18838 başvuru numaralı Kararının içeriği ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın aksi kanıtlanamayan savunmasına göre müsnet suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi yerine yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması,
Kabule göre de;
1. Sanık hakkında tayin edilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesi olan 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının hüküm fıkrasında gösterilmemesi suretiyle aynı Kanun’un 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasına ve 5271 sayılı Kanun’un 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına muhalefet edilmesi,
2. 28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81 inci maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına karar verilmesi,
3. Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanun ve maddenin beşinci fıkrası gereğince yasaklama kararına hükmedilmemesi,
4. Kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olan ve 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarının, hükmolunan cezanın adli para cezası olması durumunda uygulanamayacağının gözetilmemesi,
5. “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir” şeklindeki açık hüküm ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 26.05.1935 tarihli ve 111/7 sayılı “… yargılama giderleri hükmün tamamlayıcı parçası olduğundan ilamlarda açıklanmalı, kime yükletileceği belirtilmedir” ve yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 02.05.1966 tarihli ve 4/3 sayılı “… tefhim edilmekle hükmün esasını oluşturan kısa kararda yargılama giderinin miktarı ve kime ne miktarda yükletileceği belirtilerek, sanığın yükümlülüğü öğrenmesinin sağlanması ve bu sayede sanığa yargılama giderlerine karşı temyiz davası açıp açmama hususunda karar verme olanağı tanınması gerektiğini” belirten kararları karşısında, hükmün esasını oluşturan kısa kararda sanığın yükümlülüğünü öğrenmesi ve buna göre yargılama giderleri yönünden temyiz yoluna başvurup başvurmayacağı hususunda karar vermesine imkan tanımak için yargılama giderlerinin kime yükleneceğinin ve bu yükümlülüğün ne miktar olacağının belirtilmesi gerekirken, mahkemece kısa kararda yargılama gideri ile ilgili kısım “miktar olarak” boş bırakılarak ilgili miktar açıklanmadan, bilahare gerekçeli kararda belirtilmesi suretiyle hüküm kurulması,
Hukuka aykırı görülmüştür.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.06.2016 tarihli ve 2015/169 Esas, 2016/169 sayılı Kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği ile dosya kapsamında resen tespit edilen hususlar nazara alındığında hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.06.2023 tarihinde karar verildi.