Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/5595 E. 2023/1273 K. 07.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5595
KARAR NO : 2023/1273
KARAR TARİHİ : 07.03.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/201 E., 2020/230 K.
KARAR : Davanın reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/109 E., 2019/643 K.

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiş, kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362/(1)-a maddesi gereğince miktar itibarıyla kesin olduğu belirtilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 19.06.2020 tarihli ek kararla temyiz talebinin miktar itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.02.2023 Salı gününde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili gelmedi. Karşı taraftan Hazine vekili Avukat … geldi. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 07.03.2023 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; … ili, … ilçesi, …’de bulunan 229 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile 6292 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi uyarınca payları kadarının davacılar adına tescilini, bu talepleri kabul edilmediği ya da kısmen kabul edildiği takdirde fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL tazminat bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine dayalı olarak açılan tazminat davasının belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, 1980 yılında yapılan tapulama işlemine karşı 34 yıl sonra açılan davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; … Kadastro Mahkemesinin 2004/1 Esas, 2005/5 Karar sayılı dosyasında verilen kararda maliklere dava konusu 229 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünden daha fazla yer verildiğinin belirlendiği, maliklere ancak tapu miktarınca yer verileceğinden bundan fazlasını talep edemeyecekleri, davacının tapu iptali ve tescil talebi yönünden dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi kapsamında olmadığından, tapuların İlk Derece Mahkeme kararı ile yitirilmiş olmasından ve davacıların fiilen kullandıkları bir alanın olmamasından ötürü tapu iptali ve tescil ile tazminat davalarının reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi hükmünün usul ve kanuna aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesinin Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 15.02.2018 tarihli ve 2017/7369 Esas, 2017/1036 Karar sayılı kararını emsal aldığı, bu gerekçelerin ne 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinin içeriğine, ne öğretide yapılan açıklamalara, ne de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun birçok kararına … yanının olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin gerçekle ilgisi olmayan afaki, deyim yerinde ise uydurma ifadeler kullandığı, taşınmazların tapu siciline kaydedilmesinde ve doğru sicillerin oluşturulmasında Devletin sorumluluğunun önemli olması nedeniyle 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinde Devletin sorumluluğunun öngörüldüğü, Devletin sorumluluğundan söz edilebilmesi için sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zarar-sonuç arasında nedensellik bağının varlığının gerektiği, tapu siciline güven ilkesine verilen önemi vurgulayan 15.03.1944 tarihli ve 13/8 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğe girmesinden önceki sicillerin tutulmasından dahi Devletin objektif sorumluluğunun benimsendiği, bu gerekçelerin Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 21.12.2017 tarihli ve 2017/736 Esas, 2017/10965 Karar sayılı kararında bulunduğu, kusur aramanın sadece … dosyalarıyla mı sınırlı olduğu, eski tapu maliklerinin kök tapu kaydından fazla yer aldığı iddiasının kanıtına ilişkin tek bir ifadeye yer verilmediği, bu ifadenin uydurma bir ifade olduğu ve hukuk ciddiyetine yakışmadığı, kararın analizinde iki figürün kullanıldığının görüldüğü, eski malikler ve kök tapu kaydı olduğu, … Kadastro Mahkemesinin 2004/1 Esas 2005/5 Karar sayılı kararından, gerek Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin ve İlk Derece Mahkemesi kararından gerekse dosyada mevcut tapu kaydı ve bilirkişi raporlarından … ve …’a revizyon gören tapu kayıtlarının … Sulh Hukuk Mahkemesinin 1940 tarihli ve 15/1 sayılı kararına istinaden yapılan 13.04.1944 tarihli ihale ile oluşan 118 sıra tapu kaydından ifrazen geldiklerinin tartışma konusu olmadığı, Nisan 1944 tarihli ve 118 nolu tapudan 05.04.1953 tarihli ve 54 sıra nolu tapu ile Mehmet oğlu Emin Bıçakçı ve 49 arkadaşına satışı yapılan 2.297,500 m²’nin … Köyüne revizyon gören 364 ila 444 sayılı parseller olduğunun tapu kayıtlarından anlaşıldığı, … ve … Köylerinde revizyon gören tapu kayıtlarının incelendiğinde ve geldi kayıtlarından 30.07.1968 tarihli ifraz haritasında bağımsız bölüm numaralarının yazıldığının görüldüğü, bunların tamamının satış suretiyle oluştuğu, senetsizden tapulama konusu olmadıkları, bu parsellerin maliklerine tapulama ile senetsizden yer verilmediği, … ve … Köylerine revizyon gören taşınmazların maliklerinin ortaklığın giderilmesi davasına konu tapu maliklerinden olmadıkları, Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin ve İlk Derece Mahkemesinin eski tapu maliklerine kök tapu kaydından fazla yer verildiği yönündeki gerekçesinin hukuka sığdırmanın mümkün olmadığı gibi akla ve mantığa da sığmadığı, kök tapu ifadesiyle Nisan 1325 tarihli ve 71 ila 80, Nisan 1330 tarihli ve 136 ila 141 sayılı 2000 atik dönüm yani 1.838.000 m² tapunun işaret edildiği, bu tapunun … Sulh Hukuk Mahkemesinin 1940 tarihli ve 15/1 sayılı kararı ile Nisan 1944 tarihinde yapılan ihale ile ortadan kalktığı, ihale ile oluşan Nisan 1944 tarihli ve 118 sıra nolu tapu kaydının olduğu, ihale ile kök tapu kayıtları arasındaki bağın koptuğu, ihale alıcıların tapu maliklerinden biri olmadıkları, ortada Devlet tarafından yapılan bir ihale olduğu ve tapu kayıtlarının küçülmesi halinde çıkan zararın Devletin sorumluluğunda olduğunun Yargıtay kararları ile kabul edildiği, 1944 yılından 2008 yılına kadarki süreçte taşınmazın 20.363.202 m²’sinin yolsuz olduğuna ilişkin herhangi bir mahkeme kararının bulunmadığından taşınmazdan pay satın alan kişilerin 4721 sayılı Kanun’un 1023 üncü maddesi uyarınca edimlerinin korunması gerektiği, Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 01.03.2016 tarihli ve 2016/1684 Esas, 2016/2489 Karar sayılı kararında aynı parsel ile ilgili olarak oybirliği ile 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinin uygulanması gerektiğine işaret ettiği, 2018 yılında ise tam aksi yönünde oybirliği ile kararlar verdiği, üstelik her iki karara da imza atan üyelerin bulunduğu, eski karardan ayrınılmasına ilişkin olarak tek bir açıklama dahi yapma gereğinin hissedilmediği, yaptıkları hukuki sorgulamaların hiçbirine yetkin ve yeterli bir yanıtın istinaf kararında yer almayacağını bildiklerini, işbu istinaf dilekçelerinin amacının yasal prosedürü tamamlamak olduğu, yoksa istinaf sürecinden hukuka uygun bir beklentilerinin olmadığı ileri sürülerek hükmün kaldırılmasını ve tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesini ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmazlara dayanak eski tapu kayıtlarının miktarı ile geçerli olduğu halde buna itibar edilmeden … Sulh Hukuk Mahkemesinin kararına göre miktarının çok üzerinde yüzölçümleri belirlenerek izale-i şüyu davası sonucunda satış ve buna göre tapuda infaz yapıldığına, bu davanın yüzölçümün arttırılması davası olmadığına, yapılan kadastro çalışmasında 590 ve 229 parsel sayısında tespit gördüğüne, vaki itiraz üzerine tespite dayanak alınan tapu kaydının miktarı ile geçerli olduğuna ve tapu miktarı kadar kısmın başka parsellerde tapu malikleri adına tesbit ve tescil edildiği kabul edilmek suretiyle Hazine adına tesciline karar verildiğine ve hükmün derecattan geçerek kesinleştiğine, tapu memurunun kusurundan bahsedilemeyeceğine göre İlk Derece Mahkemesince açılan davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine, kesin olarak karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Bölge Adliye Mahkemesinin 19.06.2020 tarihli ek kararı ile; 09.03.2020 tarihli kararın kesin olarak verilmiş olması nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.

3. Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili gerek ek kararın temyizi dilekçesinde gerekse esastan redde yönelik kararla ilgili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararı ile asıl kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesi kararının miktar itibarıyla kesin olup olmadığı dolayısıyla ek kararın usul ve kanuna uygun bulunup bulunmadığına, buradan varılacak sonuca göre 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un (6292 sayılı Kanun) 7 nci maddesine dayalı açılan tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin kararda usul ve kanuna aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na (3402 sayılı Kanun) eklenen Ek 6 ncı maddesi, 6292 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi

3. Değerlendirme
1. Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun’un 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Ancak 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesinde, kadastro mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Kanun hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmış olup, madde gerekçesinde de açıkça belirlendiği üzere, bu madde ile mevzu davaların mülkiyet hakkına doğrudan tesirinden ötürü ehemmiyeti gereği miktar ve değerine bakılmaksızın kanun yolu incelemesine tabi tutulması suretiyle etkin denetim mekanizması oluşturulması amaçlanmıştır.

Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan adil yargılama hakkı kapsamında mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuki belirlilik ilkesi, etkin denetim mekanizmasının oluşturulması gayesi ve 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesinin düzenleme amacı bir arada değerlendirildiğinde, tereddüte yol açan usul hükümlerinin aşırı şekilci olarak uygulanması neticesinde yasanın denetim yollarının kullanımını önemli ölçüde etkileneceğinden, kanun yolu başvuru aşamalarının süren usul işlemlerinden olduğu, hükmün kesinleşinceye kadar geçirdiği derecatın bir bütünü oluşturduğu hususları da göz önüne alındığında, 3402 sayılı Kanun’un Ek 6 ncı maddesinin henüz kanun yolu aşamasında olan dava dosyalarına, yürürlük tarihinden bağımsız olarak sirayet edeceği hususunun tereddütsüz olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla; davacının talebi kadastro öncesi nedene dayandığına göre, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusu neticesinde verdiği 09.03.2020 tarihli karar, 3402 sayılı Kanun’un Ek 6 ncı maddesi itibariyle kesin nitelikte olmayıp temyizi kabil nihai karar olduğundan, temyiz talebinin reddine ilişkin usul ve kanuna aykırı Bölge Adliye Mahkemesinin 19.06.2020 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.

2. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 19.06.2020 tarihli ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2020 tarihli kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,

54,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 125,50 TL’nin temyiz eden davacılardan alınmasına,

Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 8.400,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan Hazineye verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,07.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.