YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5278
KARAR NO : 2023/1319
KARAR TARİHİ : 06.03.2023
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/928 Esas, 2018/171 Karar
HÜKÜM : Kabul
Taraflar arasındaki tenfiz davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin İtalya merkezli bir şirket olduğunu, davalının 250.000 kg pamuk teslim etme yükümlülüğünü yerine getirmemesi üzerine, Udine Mahkemesinde dava konusu malın 3 üncü kişilerden alınmak zorunda kalınması nedeni ile doğan fiyat farkına dayalı zararın tazmini için açılan dava sonucu 105.000,00 USD’nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın kesinleştiğini belirterek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 392 nci ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 259 uncu maddeleri gereği teminatsız tedbir kararı verilmesini, İtalya ve Türkiye arasında imzalanan 1926 tarihli Türkiye ile İtalya Arasında Adli Himaye, Adli Makamların Hukuk ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Müzahareti ve Adli Kararların Tenfizi Mukavelenamesi uyarınca Udine Mahkemesinin 12.09.2011 tarihli kararının tanınmasını ve tenfizini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tenfizi istenen kararın davalıya tebliğ edilmediğini, davalının usulüne uygun mahkemeye çağrılmadığını, hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (5718 sayılı Kanun) 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri uyarınca aranan tenfiz şartlarını taşımadığını, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi, 5718 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun uyarınca kararın usulüne uygun tebliğ edilerek kesinleşmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 27.03.2015 tarih, 2014/530 E. ve 2015/177 K. sayılı kararı ile İtalya Usul Kanunları gereğince tebliğ edilmeden bir yıl bekletilmek sureti ile kararın kesinleşmesi mümkün ise de bu usûl hükmünün tebligata ilişkin Lahey Sözleşmesine üstün tutulamayacağı gibi kamu düzeninden olan Türk tebligat mevzuatına aykırı olduğu 5718 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca evrensel bir hak niteliğindeki savunma hakkının ihlali olduğu gibi kamu düzenine aykırılık teşkil ettiği, bu sebeple tanıma ve tenfiz koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili temyiz etmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 01.02.2016 tarih, 2015/8907 E. ve 2016/1305 K. sayılı kararıyla, 5718 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinde tenfiz dilekçesine eklenecek belgelerin sayıldığı, 54 üncü maddede ise tenfiz şartlarının belirtildiği, yabancı mahkeme kararının o ülke adli makamlarınca uygulanan yabancı usul hukuku uyarınca usulüne uygun şekilde kesinleştirilmesinin yeterli olduğu, kesinleşme usulünün kamu düzenine aykırılığının somut olayda bulunmadığı, mahkemece, kararın kesinleştirilmesinin davalıya kararın tebliğ edilmemesi nedeni ile kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesi ile tenfiz isteminin reddine karar vermesinin yerinde olmadığı, diğer tenfiz şartları bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğine işaret edilerek bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Yerel Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, yabancı mahkeme kararların Türk Hukukunda tenfîzi için sahip olmaları gereken niteliklerin 5718 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinde “tenfiz kararı” başlığı altında “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.” şeklinde düzenlendiği, yabancı mahkemelerden verilen hukuk, ceza, iş veya idare mahkemesi kararları hakkındaki yabancı ilâmlar ile ilgili olarak Kanun’un 54 üncü maddesinin (ç) bendinde aranan şartların olması halinde tenfiz kararı verilebileceği, bu şartların karşılıklılık, yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerinin münhasıran yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya yabancı mahkemenin yetkisinin kendisini “aşırı yetki” teşkil edecek surette yetkili görmüş olmaması, yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine açıkça aykırı hükümler içermemesi, aleyhinde tenfiz talep edilen tarafın savunma haklarının ihlal edilmemiş olması şeklinde düzenlendiği, Udine Mahkemesinin İtalyan Hukuku uyarınca bir yargı makamı olduğu konusunda herhangi bîr tereddüt bulunmadığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda tesis olunan ilamın ticari nitelikteki bir miktar para alacağına (hukuk davalarına) ilişkin olduğu, yasal süre içerisinde itiraz edilmeyen Udine Mahkemesi kararının 12.09.2011 tarihinde kesinleştiği, İtalya ile Türkiye arasında karşılıklılığı temin eden 03.03.1929 tarihli Adli Himaye Adli Makamların Hukuk ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Müzahereti ve Adli Kararların Tenfizi Mukavelenamesi bulunduğu, 5718 sayılı Kanun’da bir mahkemenin kendisini aşırı yetki teşkil edecek surette yetkili saymış olması bir tenfiz engeli olarak öngörülmüş ise de bu hususun tenfize engel olabilmesi için aleyhine tenfiz istenen davalı tarafından ayrıca ileri sürülmüş olmasının gerektiği işbu dosyada davalının bu yönde bir itirazına rastlanmadığı için aşırı yetki esasına binaen tenfize engel bir durum bulunmadığı, İtalya’da görülen davanın sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat konulu olduğu bu nedenle Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmediği, davalı İtalya’da gerçekleşen yargılama esnasında kendisine usulüne uygun tebligat yapılmadığını ileri sürmüş ise de, davacının 24.01.2014 tarihli replik dilekçesi ekinde dava dosyasına sunulmuş olan T.C. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü yazısından Udine Mahkemesi tarafından gönderilen belgelerin 15.11.1695 tarihli Adli ve Gayriadli Belgelerin Yabancı Ülkelerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi gereğince Çetinkaya Mensucat San. ve Tic. A.Ş. adına Av. …’e tebliğ edildiği, aynca yine aynı dilekçe ekinde sunulan belgeler arasında bulunan vekâletname gereğince Av. …’ün Çetinkaya Mensucat San. ve Tic. A.Ş. aleyhinde açılmış ve açılacak olan davalara ilişkin olarak tebliğ ve tebellüğe yetkili kılındığı, bu itibarla Udine Mahkemesi tarafından davalıyı temsilen vekiline yapılan tebligatın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak gerçekleştirildiği, buna göre davalının savunma hakkına riayet edildiği ve kamu düzenine aykırılığın söz konusu olmadığı, davalının davanın esasına dair itirazlarının 5718 sayılı Kanun’un 55 inci maddesinin ikinci fıkrasında “Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.” şeklinde düzenlenen hükümden dolayı Türk hukukunda tenfiz davalarında davanın esasına girme yasağı getirildiğinden değerlendirilmediği, Udine Mahkemesinin 12.09.2011 tarihli kararının, 5718 sayılı Kanun’un 50 ve devamı maddelerindeki tenfiz şartlarını taşıdığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabûlüne, Udine Mahkemesinin 1327/10 R….C sayılı dosyası üzerinden verilen 26.04.2010 tarihli ve Udine-27.052010 kayıt yer/ve tarihli 1897 no’lu kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Udine Mahkemesince kararın bir yıl bekletilerek davalıya tebliğ edilmeden kesinleştirmesinin savunma hakkını ihlali olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesi ile Anayasa’nın 36 ncı maddesine aykırı olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2012/11697 sayılı kararında da Türk mevzuatına uygun olmayan yöntemle yapılmış kesinleştirmenin kamu düzenine aykırı bulunduğunu, yerel mahkemenin yabancı mahkeme kararının 5718 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun uyarınca kesinleştirip kesinleştirmediğini araştırmadığını, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2012/3175 sayılı kararının ve doktrin görüşünün de bu yönde olduğunu, Udine Mahkemesince dava dilekçesi ve eklerinin davalıya usulüne uygun tebliğ edilmediğini, vekile verilen vekâletnamede davalı adına dava dilekçesini tebliğ etme yetkisi bulunmadığı hâlde dava dilekçesinin asil yerine vekile tebliğinin uygun olmadığını, yabancı ülke usûl yasasının incelenmediğini, Udine Mahkemesi kararının infaza elverişli olmadığını zira kararda hükmedilen faizin İtalyan yasal faizi olduğunu icra takibinin Türk faiz sistemi üzerinden başlatıldığını, İtalya’da dolar ve euroya uygulanan faizler düşük olduğu halde Türkiye’de yüksek olduğunu, kararın infazı mümkün olmadığından 5718 sayılı Kanun’un 56 ncı maddesinin uygulanma imkanının olmadığını, Udine Mahkemesinin kendini aşırı yetkili görüp davayı sonuçlandırdığını ancak taraflar arasında ticari ilişkinin kurulduğu yerin Türkiye olduğunu, davanın İtalya’da açılmasının İtalya mahkemesini yetkili hale getirmeyeceğini, bozma ilâmından önceki kararda tespit davası olduğundan bahsile maktû vekâlet ücretine hükmedildiği halde temyize konu kararda nisbi vekâlet ücreti ve harca hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, 13.09.2019 tarihli dilekçesinde, yerel mahkemece bozma kararına uyularak davanın kabûlüne karar verilmişse de Yargıtay daireleri arasında yabancı mahkeme kararlarını kesinleştirilmesi hususunda farklı kararlar olduğundan Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna içtihadı birleştirme başvurusunda bulunduklarını belirterek bu hususun bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, yabancı mahkeme tarafından verilen kararının tenfiz şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.5718 sayılı Kanun’un 50 nci ve 54 üncü maddeleri.
2. 03.03.1929 tarihli Adli Himaye Adli Makamların Hukuk ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Müzahereti ve Adli Kararların Tenfizi Mukavelenamesi
3. 15.11.1695 tarihli Adli ve Gayriadli Belgelerin Yabancı Ülkelerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
1.Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir.
2.Mahkemece, aleyhine hüküm kurulan davalıya yabancı Mahkemece Lahey Sözleşmesi uyarınca diplomatik yoldan tebligat yapılarak kararın kesinleştirilmesi gerekirken bunun yapılmaması nedeniyle ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar kapatılarak Dairemizle birleştirilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.02.2016 tarihli Bozma ilamı ile “yabancı mahkeme kararının o ülke kanunları uyarınca usulen kesinleştirilmesinin yeterli olduğu” gerekçesiyle bozulmuş ve Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
3.Dairemizin yerleşik uygulamalarında da ifade olunduğu üzere, Uluslararası tebligata ilişkin olarak Türkiye, 1954 tarihli “Hukuk Usulüne Dair La Haye Sözleşmesi” (1954 tarihli Lahey Sözleşmesi) ile 1965 tarihli “Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine İlişkin La Haye Sözleşmesi”ne (1965 tarihli Lahey Sözleşmesi) taraf olmuş ve Sözleşme Türkiye yönünden 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme hükümleri gereğince taraf ülke vatandaşlarına oluşturulacak merkezi makamlar (Türkiye açısından Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü) ya da diplomatik temsilciler aracılığıyla tebligat yapılması zorunludur. Her ne kadar doğrudan posta yoluyla tebligat da caiz yöntemler arasında sayılmış ise de ülkemizin Sözleşmesi’nin 10. maddesine koyduğu çekince gereğince Türk vatandaşlarına doğrudan posta yoluyla yurtdışından tebligat yapılması mümkün değildir.
4.5718 sayılı MÖHUK’un 53. maddesi uyarınca, tenfiz olunacak yabancı mahkeme kararının kesinleşmiş olması bir dava şartı olup, bu kesinliğin sadece şeklen bir kesinleşme şerhi yeterli değildir. Bunun için mahkeme kararının mutlaka Lahey Sözleşmesine uygun şekilde Türkiye’deki muhatabına tebliğ edilmesi zorunludur.
5.Somut olayda, yabancı mahkeme kararının Lahey Sözleşmesine uygun şekilde tebliğ edilmediği açık olup, konu adil yargılamayı ve vazgeçilmez hakları içerdiğinden, önceki bozma ilamıyla da usulü müktesep hakkın doğduğunun kabulü kanaatimce isabetli görülmediğinden, yerel mahkemenin davanın kabulüne dair kararını onayan Daire çoğunluğunun düşüncesine katılmıyorum.