YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/7321
KARAR NO : 2023/1524
KARAR TARİHİ : 13.03.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/15 Esas, 2022/82 Karar
HÜKÜM : Ret
BİRLEŞEN DAVA : Gebze 4 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/166 E.
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 20.04.2001 tarihinde tek satıcılık sözleşmesi imzalandığını, 20.04.2002 tarihinde sözleşmenin sona erdiğini, ancak her yıl düzenlenen yetki belgeleriyle taraflar arasındaki ilişkinin devam ederken davalının 14.01.2009 tarihli ihtarname ile herhangi bir sebep olmaksızın müvekkilinin yetkili satıcılık faaliyetlerini sona erdirdiğini, müvekkilinin verdiği teminat mektubunun hiçbir borcu olmadığı halde uzun zaman sonra iade edildiğini, müvekkilinin stoklarındaki mallarını satamadığını, servisin iş yapamaz hale geldiğini, kârdan yoksun kaldığını, müvekkilinin aralarındaki ticari ilişkiye güvenerek yatırım gideri yaptığını ileri sürerek, yoksun kalınan kârdan şimdilik 380.000,00 TL ile yatırım giderlerinden şimdilik 20.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, birleşen davada da davalının sözleşmeyi haksız feshi nedeniyle ilave 936.000,00 TL yoksun kalınan kârın akdin feshedildiği tarihten ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçelerinde; davacıya verilen yetkinin davacı firmanın talebi ve tutumları sebebi ile 13.01.2009 itibarı ile geri alındığını, tarafların 12.01.2009 tarihinde bir görüşme yaptıklarını, görüşmede davacının Suzuki mamullerinin satışına devam etmeyeceğini müvekkiline bildirdiğini, davacının 13.01.2009 tarihli faks yazısı ile teminat mektubunun iadesini talep ettiğini, bu iade talebinin davacının yetkisinin bittiğini ve 12.01.2009 tarihindeki görüşmeyi ispatladığını, müvekkilinin 14.01.2009 tarihli ihtarname ile taraflar arasındaki sözleşmeyi sona erdirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 16.07.2018 tarih, 2017/61 E. ve 2018/424 K. sayılı kararı ile davacının 12.01.2009 tarihinde sözleşmenin feshine yönelik görüşme yaptığına dair davalı vekilinin kayıt sunmadığı, davalı vekilinin yemin deliline dayanması nedeniyle davacı şirket yetkilisinin 12.01.2009 tarihinde davalı şirket ile görüşme yapmadığına dair yemin ettiği, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunun kabul edildiği ve bu kabule göre yapılan bilirkişi incelemesi ile davacı firmanın yatırım için yaptığı harcamaların talep koşulları oluşmadığı ancak diğer taleplerini istemekte haklı olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen davalı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarih, 2019/489 E. ve 2020/1347 K. sayılı kararıyla, Mahkemece bozmaya uyulduğu halde uyulan bozma kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmadığı, bozma kararında işaret edilen veriler dikkate alınarak taraflar arasında sözleşmenin karşılıklı rıza ile sona erdirilip erdirilmediği üzerinde durulması gerektiği, karşılıklı rıza ile sona erdirildiği sonucuna varılırsa asıl ve birleşen davanın reddi gerektiği, bozma kararında belirtilen yöntemle yapılacak değerlendirme sonunda sözleşmenin karşılıklı rıza ile sonlandırılmadığı, davalı tarafından haksız feshedildiği kanaatine varılırsa, o zaman sözleşmenin 20.04.2001 tarihinde 1 yıl için imzalandığı ve sözleşme müddeti sonunda yenilenmesinin mümkün olduğunun kararlaştırıldığı, ancak davalının davacıya çoğu zaman yıllık ve bazen 6 aylık dönemle yetki belgeleri vererek sözleşmeyi uzattığı ve bu yetki belgeleri tarihinin de sözleşme süresinin bitimiyle uyumlu olmadığı anlaşıldığından sözleşmenin verilen her yetki belgesiyle birer yıllık sürelerle uzatıldığının kabulü gerektiği, buna göre, davacıya verilen 30.06.2008 tarihli son yetki belgesi ile 31.12.2008 tarihine kadar yetki verildiği belirtilmiş ise de sözleşmenin son uzatılma tarihi olan 20.04.2008 tarihinden sonra 30.06.2008 tarihinde yetki belgesi verildiğinden 20.4.2009 tarihine kadar uzatılarak yenilenmiş olduğunun kabulü gerektiği, kâr mahrumiyetinin sözleşmenin feshi tarihi olan 14.01.2009 ile 20.04.2009 tarihleri arasındaki süre için ve davacının kendi ticari defterleri nazara alınarak ortalama faaliyeti ve elde ettiği kâra göre kıyaslanarak hesaplanması gerektiği, bilirkişi raporunda dayanak alınan düzenlemenin hatalı olduğu, davalının bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmamasını doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 20.04.2001 tarihinde yetkili satıcılık sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 7 nci maddesinde sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 1 yıl olacağının düzenlendiği devam eden maddesinde ise fesih ve infisah şartlarının hüküm altına alındığı, müddet sonunda yenilenmemesinin de bu şartlardan biri olduğu, 20.04.2002 tarihinde sözleşmenin sona erdiği, her yıl düzenlenen yetki belgeleriyle taraflar arasındaki ilişkinin devam ettiği, en son verilen yetki ile sözleşmenin 6 aylık süreyle 31.12.2008 tarihine kadar uzatıldığı, sözleşmenin 3.1.5 maddesi hükmünde teminat mektubunun sözleşmenin yürürlük şartı olarak düzenlendiği, sözleşmenin son yenileme süresinin bittiği 31.12.2008 tarihinden sonra davacı tarafından gönderilen 13.01.2009 tarihli faks mesajı ile davalıya sözleşme kapsamında verilen teminat mektubunun geri istendiği, faks mesajı sonrası davalının sözleşmenin sona erdiğine dair 14.01.2009 tarihli fesih ihtarnamesini keşide ettiği, 6 aylık sürenin sona erdiği tarihten sonra davacı tarafça teminatın geri istenildiği ve bu tarihten sonra taraflar arasında ticari ilişki olmadığı, teminatın sözleşmenin yürürlük şartı olduğu, sözleşmenin karşılıklı rıza ile sonlandırılmış olduğu, bu halde haksız fesih şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, kararın gerekçesiz olduğunu, olayların kronolojik seyrinin yanlış yapıldığını, bozma ilamında sözleşmenin geçerlik süresi 20.04.2009 olarak kabul edildiği halde kararda 31.12.2008 tarihinde sonlandığının belirtildiğini, delil vasfı olmayan yürürlükten kalkan sözleşmenin hükme esas alındığını, davalının toplantı yapıldığına dair yemin deliline dayandığını ve kesin delil olan yemin delili ile böyle bir toplantının yapıldığını ispatlayamadığı gibi hususların kararda değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davacıya açıklama yaptırılmadan adil yargılanma hakları ihlal edilerek karar verildiğini, davalının fesih iddiasını 12.01.2009’da yapıldığını iddia ettiği toplantıya dayandırdığı ancak yemin delili ile bu toplantı ispat edilemediğine göre ortada karşılıklı bir feshin olmadığı dikkate alınmaksızın karar verildiğini, davalı tacir olduğundan feshi yazılı delille ispat etmek zorunda olduğunu, davalının 02.11.2009 tarihli cevap dilekçesinde sözleşmeyi kendisinin feshettiğini açıkça ikrar ettiği halde bu hususun da kararda değerlendirilmediğini, Mahkemece, teminat mektubunun iadesine dair müvekkilinden hiçbir açıklama talep edilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, sözleşme yürürlükte olmadığı için teminatın yürürlük şartı olmasının hukuken mümkün olmadığını, sözleşme 1 yıl süreli olup 20.04.2002 tarihinde sona erdiğini sonrasında taraflar arasındaki ilişkinin yetki belgeleri ile devam ettiği dolayıssıyla 20.04.2001 tarihli sözleşmenin teminat mektubunu iadesi talebi tarihinde yürürlükte olmadığını, ayakta olmayan bir sözleşmenin teminat maddesinin davaya uygulanamayacağını, 2008 yılı Eylül ayından itibaren davacıya mal vermediği bilirkişi raporları ile sabit olan davalının sözleşmeyi ihlal ettiğini ve fiilen ortadan kaldırdığını, davalının gönderdiği ihtarname içeriğinden sözleşmenin teminat mektubunun iadesi nedeniyle feshedildiğine dair herhangi bir ibarenin bulunmadığını, davalı ihtarı ile davalı cevap dilekçesi arasında bu anlamada çelişki olduğunu, 02.01.2009 tarihinde taraflar arasında herhangi bir görüşme olmadığını, olsaydı karşılıklı bir tutanak tutulması gerektiğini, feshinin haksız olduğunu, çekilen faks mesajının neden sözleşmenin feshi anlamına geldiğinin kararda açıklanmadığını, bu konuya ilişkin hiçbir delil toplanmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin çoğu zaman teminatsız yürütüldüğünü, teminat mektubu iadesinin tek başına sözleşmenin feshi olarak yorumlanamayacağını, bozma ilamının eksik inceleme sebepli olduğu halde mahkemece karar esastan bozulmuşcasına herhangi bir inceleme araştırma yapılmaksızın bozmaya uyarak davayı gerekçesiz reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava, taraflar arasında imzalanan 20.04.2001 tarihli yetkili satıcılık sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı kâr mahrumiyeti ve yatırım bedelinin tahsili için açılan dava ve ek davadır.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 207 ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
Mahkemece bozma ilamına uyulduğu belirtilmişse de bozma gereği yerine getirilmemiştir. 07.07.2020 tarihli bozma ilamında “…Mahkemece öncelikle bozma kararında işaret edilen veriler dikkate alınarak taraflar arasında sözleşmenin karşılıklı rıza ile sona erdirilip erdirilmediği üzerinde durulması gerekmekte olup, karşılıklı rıza ile sona erdirildiği sonucuna varılırsa asıl ve birleşen davanın reddine karar vermek gerekir.
Mahkemece bozma kararında belirtilen yöntemle yapılacak değerlendirme sonunda sözleşmenin karşılıklı rıza ile sonlandırılmadığı davalı tarafından haksız feshedildiği kanaatine varılırsa, o zaman sözleşmenin 20.04.2001 tarihinde 1 yıl için imzalandığı ve sözleşme müddeti sonunda yenilenmesinin mümkün olduğunun kararlaştırıldığı ancak davalının davacıya çoğu zaman yıllık ve bazen 6 aylık dönemle yetki belgeleri vererek sözleşmeyi uzattığı ve bu yetki belgeleri tarihinin de sözleşme süresinin bitimiyle uyumlu olmadığı görülmektedir. Bu durumda sözleşmenin verilen her yetki belgesiyle birer yıllık sürelerle uzatıldığının kabulü gerekir.
Davalı tarafından davacıya verilen 30.06.2008 tarihli son yetki belgesi ile 31.12.2008 tarihine kadar yetki verildiği belirtilmiş ise de yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda sözleşmenin birer yıllık sürelerle uzatıldığı dikkate alındığında sözleşmenin son uzatılma tarihi olan 20.04.2008 tarihinden sonra 30.06.2008 tarihinde yetki belgesi verildiğinden 20.4.2009 tarihine kadar uzatılarak yenilenmiş olduğunun kabulü gerekir. Davalı bu sözleşmeyi 14.01.2009 tarihinde feshettiğine göre davacının kâr mahrumiyeti 14.01.2009 -20.04.2009 tarihleri arasındaki süre için ve davacının kendi ticari defterleri nazara alınarak ortalama faaliyeti ve elde ettiği kâra göre kıyaslanarak hesaplanmalıdır.
Davacı yetkili satıcı olup, tek satıcı olmadığından ve davacının yetkili satıcılığının 2 tekerlekli motor olması karşısında bilirkişilerce 3 ve daha fazla tekerlekli araçların tek satıcılarının sözleşmenin feshi halinde en az 2 yıl önel verilmesini öngören 2005/4 sayılı kamu otoritesi tebliğine dayanması doğru olmadığı gibi davacının sanki davalının tüm ithalatının satışını yapacakmış gibi hesap yapılması ve davalının bilirkişi raporuna itirazlarının mahkemece dikkate alınmaması doğru olmamış hükmün bozulması gerekmiştir.” hususlarına yer verilmek suretiyle taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı rıza ile sona erdirilip erdirilmediği üzerinde durulması gerektiği belirtilmiştir. Dairemizin 26.10.2016 tarihli bozma ilamında ise taraflar arasındaki sözleşmenin 3.1.5 maddesinde teminat mektubunun sözleşmenin yürürlük şartı olarak düzenlendiği, bu durumda Mahkemece davacıya sözkonusu faks mesajı yönünden açıklama yaptırılıp teminat mektubunun sözleşmenin yürürlük şartı olduğu halde, davacı tarafça geri istenmiş olmasının davalının savunmasında olduğu gibi taraflar arasında fesih yönünden karşılıklı bir anlaşma yapıldığı sonucunu doğurup doğurmadığı hususunda bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş olup, Mahkemece gerek 1 inci bozma gerekse 2 nci bozma ilamında belirtildiği şekilde taraf beyanları alınmadan teminat mektubunun geri istenmiş olmasının taraflar arasında fesih yönünden bir anlaşma yapıldığı sonucunu doğurup doğurmadığı beyanlarla birlikte değerlendirilmeden sözleşme kapsamında verilen teminat mektubunun geri istendiği ve bu tarihten sonra taraflar arasında ticari ilişki olmadığından bahisle sözleşmenin karşılıklı rıza ile sonlandırılmış olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün asıl ve birleşen davada davacı yararına bozulması gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre asıl ve birleşen davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
13.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.