Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/2727 E. 2023/4019 K. 11.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/2727
KARAR NO : 2023/4019
KARAR TARİHİ : 11.04.2023

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/75 E., 2022/418 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen yaşlılık aylığının iptaline ilişin Kurum işleminin iptali ile aylığın yeniden bağlanarak ödenmeyen aylıkların yasal faiziyle birlikte ödenmesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; muvazaalı boşanma nedeniyle, davacının babasından bağlanan yetim aylığının kesilmesine ilişkin kurum işleminin iptali ile aylığın yeniden bağlanarak, ödenmeyen aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

II.CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının eşinden yetim aylığı almak amacıyla boşandığının saptandığını, kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.

III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.11.2013 tarihli ve 2013/1148-2013/1341 E.K. sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili tarafından temyiz isteminde bulunması üzerine Dairemizin 08.05.2014 günlü ve 2014/2175 – 2014/10253
E.K. sayılı ilamı ile; “21.05.1997 tarihinde kesinleşen boşanma kararıyla anlaşmalı olarak boşanan davacıya, 2001 yılında vefat eden sigortalı babası üzerinden hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle, davalı Kurumca 01.10.2008 – 16.05.2011 döneminde yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar yönünden borç tahakkuku işlemi tesis edildiğinin anlaşıldığı, 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulmasının önem arz ettiği, bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, talep konusu dönemde boşanan eşlerin kayıtlı oldukları yerde görev yapmış/yapmakta olan, mahalle/köy muhtar ve azalarından kanaat edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır” şeklindeki gerekçeyle bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
1. İlk Derece Mahkemesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/1500 – 2014/2466 E.K. sayılı kararı ile; bozma ilamında sözü edilen araştırmaların bir kısmının dosya içerisinde mevcut olduğu, bu kayıtlara göre tarafların birlikte oturmadıklarının anlaşıldığı, mahkemece yapılan araştırmalar kapsamında tarafların birlikte yaşamadığına da değinildiği, özellikle de davacının boşandığı eşinin başka bir kentte süreklilik arz ettiği bir işte çalışıyor olmasının gerekçe gösterildiği, zira davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşamadığının kanıtlandığı gerekçesiyle, mahkemenin önceki kararında direnilmesine karar verilmiş; davalı SGK vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin 05.03.2015 tarih ve 2015/5169 – 2015/3779 E. K. sayılı ilamı ile; Yargıtay incelemesine konu olan karar, eski hükümde direnme yönünde olup Dairece yerinde görülmeyen direnme hükmüne ilişkin dava dosyasının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na sunulmak üzere Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.10.2019 tarih ve 2016/10-1959 Esas 2019/1120 Karar sayılı ilamı ile; somut olayda, davalı Kurum tarafından davacıya bağlanan ölüm aylığının iptaline yönelik işleminin 5510 sayılı Kanun’un 56/son maddesine uygun olup olmadığının belirlenmesi için davacı ile eski eşinin eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ortaya konulması gerektiği, özellikle davalı Kurum tarafından davacıya yersiz ödeme yapıldığı belirtilen 17.10.2008-16.05.2013 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, davacının boşandığı eşinin yerleşim yerinin saptanmasına ilişkin olarak, adresinin tespiti için muhtarlıktan ikametgâh senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğünden adres hareketleri tarihleriyle birlikte istenilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmî/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, boşanan eşlerin hizmet akdine bağlı olarak çalışıp çalışmadığı çalışıyorsa kendilerine ödeme yapılması amacıyla banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, davacı ve boşandığı eşinin talep konusu dönemde verdikleri medula sisteminde kayıtlarda görülen adresleri de ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge yönünden kapsamlı kolluk araştırması yapılmalı, anılan yer muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir, şeklindeki gerekçeyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

4. Mahkemenin 01.07.2021 tarih ve 2020/50 – 2021/213 Karar sayılı kararıyla; yapılan değerlendirmelere göre, davacının 21.05.1997 tarihinde eşinden boşandığı, nüfus kayıtlarının incelenmesinde boşandıktan sonra davacı ile ayrıldığı eşinin aynı adresi nüfus müdürlüğüne bildirdikleri, davacının ikamet adresi olan Yayla mahallesi 1438 sokak 5/10 Keçiören/… adresindeki aynı apartman yöneticisi tarafından sunulan 10 nolu daireye ilişkin imzalı apartman makbuzunun davacının ayrıldığı eşi adına düzenlendiği, kamu tanığının beyanının alınmasına karar verildiği, gider sunulmadığından kamu tanığına çağrı kağıdı çıkarılamadığı, bu nedenle tanığın denetmene verdiği beyanının hükme esas alındığı, kamu tanığı …’in denetmene verdiği ifadesinde davacı ile ayrıldığı eşi …’ın birlikte yaşadıklarını belirttiği, 5510 sayılı Kanunun 59/2 maddesinde “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin yemin hariç her türlü delile dayandırılabileceği, bunlar tarafın düzenlenen tutanakların aksi saat oluncaya kadar geçerli belgelerden olduğu” değerlendirildiğinde, davacı ve eski eşinin birlikte yaşadıklarının kabulünün yerinde olacağı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiştir.

5. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.10.2021 tarih ve 2021/10-749 Esas 2021/1195 Karar sayılı ilamıyla, bozma kararı üzerine mahkemece bozma ilamına uyularak verilen karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.

C. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunması üzerine Dairemizin 11.01.2022 tarih ve 2021/11688 – 2022/150 E.K. sayılı ilamı ile; bozmaya uyulduğu halde, bozma gereklerinin yerine getirilmediği, mahkemece, bir önceki bozma ilamında belirtildiği şekilde araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek, hüküm bozulmuştur.

D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 29.11.2022 tarihli ve 2022/75 – 2022/418 E.K. sayılı kararı ile; mahkemece yapılan değerlendirilmelere göre, davacının 21.05.1997 tarihinde eşinden boşandığı, 2009 yılına kadar yerleşim yeri adreslerinin aynı olduğu, 22.07.2007 tarihinde aynı sandıkta oy kullandıkları, davacının ayrıldığı eşi …’ın davacının adresi olan…..adresinde Enerjisa aboneliğinin bulunduğu, bu evin … adına kayıtlı olduğu, bu evin kayıtlarında davacı lehine intifa hakkı tesis edildiğinin görüldüğü, cep telefonu aboneliklerinde davacı ile ayrıldığı eşinin aynı adresleri bildirdikleri, davacının ikamet adresi olan …K.ören … adresindeki aynı apartman yöneticisi tarafından sunulan 10 nolu daireye ilişkin imzalı apartman makbuzunun davacının ayrıldığı eşi adına düzenlendiği, kamu tanığı, duruşmada ki beyanında davacının …adresinde çocuklarıyla birlikte yaşadığını belirttiği, denetmene verdiği ifadesinde ise davacının …. adresinde 4 aydan bu yana eşi … ile birlikte yaşadığını öne sürdüğü, tanığın denetmene verdiği samimi, birbiri ile tutarlı ifadesini değiştirmesinin haklı gerekçesinin olmadığı, bu tutumu tanığın geçen zamanda savunma geliştirdiği anlamında kabul edildiği, bu nedenle mahkemede alınan ifadesine itibar edilemediği, tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacı ile ayrıldığı eşinin birlikte yaşadıklarının kabulünün yerinde olacağı sonucuna ulaşılarak, davanın reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; boşanma davasında iddia edildiği gibi herhangi bir muvazaalı işlemin olmadığını, taraflar arasında şiddetli geçimsizlik bulunduğunu, davacının eski eşi … ile boşanma gerçekleştikten sonra hiç bir zaman eylemli bir birlikteliğinin olmadığını, bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden, mahalleden, aileden tanık dinlenmeden, eski eş …’ın işyerini ve çalışma şartlarını belirlemeden, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak araştırmaları tamamlamadan, davanın reddi kararının yasal dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesilmesi işleminin iptaliyle, kesilen yetim aylığının yeniden bağlanmasına ve ödenmeyen aylıkların faiziyle tahsiline ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun’un 56 ncı maddesi.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oy çokluğuyla, 11.04.2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1.Somut uyuşmazlıkta, davacı kadın 1997 yılında eşinden boşanmıştır. Davacı kadına boşanma kararı verildikten sonra 2001 yılında ölen babasından dolayı bağlanan ölüm aylığı yapılan denetim sonrası fiili birliktelik nedeni ile 5510 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesi uyarınca ödenen 2008-2011 yılları arasında aylıkların yersiz ödendiği gerekçesi ile borç çıkarılmıştır.

2. Dairemizin 07.10.2021 tarih ve 2021/7072 Esas, 2021/11762 Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerimde belirttiğim gibi davacı boşandığında 506 sayılı Kanun yürürlüktedir. 5510 sayılı Kanun’un 5754 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değişik geçici 1 inci maddesi uyarınca kesilmede 506 sayılı Kanun uygulanmalıdır. Anılan kanunda ise boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusu bir kesilme nedeni olarak düzenlenmemiştir. 5510 sayılı Kanun’un 01.10.2008 tarihinden önce gerçekleşen boşanma olgusuna uygulanması olanağı, önceye etki yasağı nedeni ile olanaklı değildir.

3. Çoğunluğun önceye etki yasağı ilkesine aykırı olarak, lafzi yorum ve sigortalı aleyhine yorumu benimseyerek, sonradan gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak salt birlikte yaşama ve boşanan eşin desteğini alma koşulunu yeterli kabul etmesi, Kanunun ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçelerine aykırıdır. Kaldı ki davacı boşandığında baba halen yaşamaktadır. Bir kişinin ilerde ölecek babasından aylık almak için önceden boşandığını, kabul etmek saiklerle hareket etmek demektir. Murisin ölümünden önce eşinden ayrılan kadının, murisinden kalan sosyal güvenlik hakkının devamı niteliğinde olan yetim aylığından mahrum bırakılmaması, sosyal devlet olmanın gereğidir. Davacının burada boşanma hakkını kötüye kullandığından söz edilemez.
4. Açıklanan bu gerekçelerle mahkeme kararının kesin olarak bozulması gerekirken, onanması görüşüne katılınmamıştır.