YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/6428
KARAR NO : 2023/2276
KARAR TARİHİ : 21.06.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Taksirle yaralama
HÜKÜM : Düşme
Sanık hakkında Dairemizce verilen bozma kararı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul Anadolu 46.Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.11.2015 tarihli ve 2014/7 Esas, 2015/612 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 12.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2.İstanbul Anadolu 46.Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.11.2015 tarihli ve 2014/7 Esas, 2015/612 Karar sayılı kararının, sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12.Ceza Dairesinin, 27.10.2021 tarihli ve 2019/9134 Esas, 2021/7377 Karar sayılı ilamıyla;
”Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/01/2018 tarih, 2017/463 esas 2018/20 karar sayılı ve 23/01/2018 tarih 2015/962 esas 2018/16 karar sayılı ilamlarında vurgulandığı üzere, sanık hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinin infaz aşamasında değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında, 5237 sayılı TCK’nın 52/4. maddesine yönelik uygulama bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin kusur durumuna ve bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine, sanık müdafinin ise kusur durumuna ve sair nedenlere ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Dosya içeriğine göre; 15/04/2008 günü saat 16.05 sıralarında sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile meskun mahal içi, 50 km/h hız sınırının bulunduğu, bölünmüş, tek yönlü, dokuz metre genişliğinde, eğimsiz, düz ve iki şeritli yolun sol şeridinde seyir halindeyken, yolun sağından kaplamaya giren yaya …’na karşı hız azaltan halk otobüsün önünden şeridine giren yaya …’a aracının sağ ön yan çamurluk ile sağ dikiz ayna kısmı ile çarpması şeklinde meydana gelen ve yaya …’ın kazadan yaklaşık iki yıl sonra (05/04/2010’da) ölmesi üzerine kaza ile ölüm arasında illiyet bulunup bulunmadığı yönünden Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan 01/09/2010 tarihli ve 3043 karar sayılı raporunda; ölen …’ın hayati tehlike geçirecek ve basit tıbbi müdahale ile iyileşemeyecek şekilde yaralandığı, ölüm sebebinin mevcut beyin-damar hastalığına bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldi ve ölüm ile kaza arasında illiyet bağının bağının bulunmadığının bildirilmesi üzerine sanık hakkında Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığının 26/01/2011 tarihli ve 2011/230 sayılı iddianamesi ile TCK’nın 89/1-2.e, 53/6. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasından sonra alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 05/02/2015 tarihli ve 183 karar sayılı raporunda; kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı falaks kırığı ile birlikte beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin ölümü ile 15/04/2008 tarihinde maruz kaldığı trafik kazası arasında illiyet bağının olduğu bildirildiği anlaşılmakla, sanığın tali kusurlu olarak bir kişinin ölümüne sebebiyet verdiği olayda,
Sanık hakkında taksirle öldürme suçundan suç duyurusunda bulunularak, atılı suçtan dava açılması halinde dosyaların birleştirilerek sanığın, hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden, sanığın TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca ek savunması alınarak taksirle öldürme suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi,
2.Sanık hakkında uzun süreli hapis cezasının TCK’nın 50/4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi gerektiği gözetilmeden TCK’nın 50/3. maddesinin dayanak gösterilmesi,
3.Hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, adli para cezasının belirlenmesine esas alınan tam gün sayısı ile uygulama maddesi olan TCK’nın 52/3. maddesi ile sonuç ceza olan adli para cezasının günlük miktarının takdir edilmesinin dayanak maddesi olan 52/2. maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,
4.5237 sayılı TCK’nın 85/1. ve 62/1. maddeleri uyarınca hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezasının günlüğü 20 TL’den adli para cezasına çevrilmesi sırasında sonuç cezanın 12.100 TL yerine hesap hatası yapılarak 12.000 TL olarak belirmesi,”
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3.İstanbul Anadolu 46.Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2022 tarihli ve 2021/786 Esas, 2022/259 Karar sayılı kararı ile bozma ilamına uyulmasına karar verildiği ancak bozma ilamının gereklerini yerine getirmeden sanık hakkında taksirle yaralama suçundan 5237 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 5271 sayılı Kanunun 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereğince düşme kararı verilmiştir.
4.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 2022/112996 sayılı bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz nedenleri;
1.Ek iddianame ile eksikliğin giderilmesi gerekirken, düşme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğuna,
2.Sanık asli ve tam kusurlu olarak kazaya sebebiyet verdiğine,
3.Olayda bilinçli taksir koşullarının oluştuğuna,
İlişkindir
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü
1.İstanbul Anadolu 46.Asliye Ceza Mahkemesinin 26.05.2022 tarihli ve 2021/786 Esas, 2022/259 Karar sayılı kararı ile; ”Sanık hakkında Sultanbeyli Cumhuriyet Savcılığının 26/01/2011 tarih ve 2008/2722 -2011/396 -2011/230 sayılı iddianameleri ile olay tarihinde sevk ve idaresinde bulunan araçla seyir halinde iken yoldan karşıya geçmekte bulunan mağdura çarparak öncelikle yaralanmasına ve daha sonra 05/04/2010 tarihinde ölmesine neden olunduğu, ölümün mağdurda mevcut beyin damar hastalığına bağlı komplikasyonlar sonucu gerçekleşmesi nedeni ile sanığın eylemine uyan TCK’nın 89/1-2-e, 53/6 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de; sanığa iddianame ile atılı eylemin TCK’nın 89/1-2 maddelerinde yazılı taksirle yaralama suçuna temas edip yargılama sürecinde sanığın ölüm nedeninin 01/09/2010 tarihli ATK birinci ihtisas kurulunun rapor ve mütalaası kapsamında sanığın taksirli eylemi ile arasında illiyet bağının saptanması nedeni ile ek savunma kapsamında TCK’nın 85/1. maddesine temas ettiği gerekçesi ile sanık hakkında mahkememizin önceki yargılamasında 10/11/2015 tarih ve 2014/7 esas 2015/612 karar nosu ile TCK’nın 85/1, 62, 50/1-a maddeleri uyarınca 12.000 TL adli para cezasına hükmedilmiş ise de; illiyet bağına göre zamanaşımının başlangıç tarihinin 05/04/2010 tarihi olduğu, Yargıtay bozma ilamında sanık hakkında TCK’nın 85/1. maddesinden açılmış kamu davasının bulunmayıp CMK’nın 225. maddesi uyarınca yargılamanın iddianamede gösterilen fiil ve fail ile sınırlı yürütülmesi ilke ve hükmü uyarınca yargılamanın TCK’nın 85/1. maddesinden açılmış bir kamu davasının bulunmayışına göre bu aşamada TCK’nın 89/1. maddesindeki suç yönünden yürütülmesi ve suç ile sonuçlarına bağlı hükümlerinde buna göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmış olup, her ne kadar katılan tarafça zamanaşımı süresinin pandemi döneminde verilen zorunlu ara nedeni ile uzamış olduğu öne sürülmüş ise de; pandemi ile verilen zorunlu aranın ancak CMK’da gösterilen usuli işlemlere ilişkin süreleri kestiği veya durdurduğu, zamanaşımı sürelerin ise TCK’da düzenlenip devletin cezalandırma yetkisini engelleyici bir maddi olgu olması kapsamında 05/04/2010 olarak kabul edilse dahi atılı suça özgü zamanaşımı süresinin 05/04/2022 tarihinde dolmuş olduğu anlaşılmakla sanık hakkında açılmış bulunan kamu davasının TCK’nın 66/1-e ve 67/4 ile CMK’nın 223/8 maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi gerektiği sonucu ile tam bir yasal ve vicdani kanaatine varılmıştır.” gerekçeleri ile sanık hakkında taksirle yaralama suçundan 5237 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 5271 sayılı Kanunun 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereğince düşme kararı verilmiş olup, bu karara karşı katılan vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır.
2.Sanık üzerine atılı suçlamayı kabul etmedi ve kovuşturma aşamasında; ”Ben bu konuda emniyet önünde ifade verdim. O ifadem doğrudur aynen tekrar ederim. Ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Olayın meydana gelmesinde benim herhangi bir kusurum bulunmamaktadır. Bu nedenle beraatime karar verilmesini talep ederim. aksi halde hakkımda CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasını talep ederim. Müşteki şikayetinden vazgeçerse vazgeçme beyanını şimdiden kabul ederim” şeklinde beyanda bulunmuştur.
3.Katılan … kovuşturma aşamasında; ” Ben bu konuda savcılıkta ve emniyette ifade verdim. O ifadem doğrudur aynen tekrar ederim. Benim olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur. Bu şekilde eşime çarpıp onun yaralanmasına sebep olan sanıktan şikayetçiyim. Bu olaydan sonra eşim ölmüştür. Sanıktan şikayetçiyim. Cezalandırılmasını istiyorum. Davaya katılmak istiyorum.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
4.Tanık …; ”Benim olayın meydana geldiği yerin karşısında marketim bulunmaktadır. Olay günü ben markette bulunduğum esnada komşumuz olan … ın karşıdan karşıya geçmek üzere yola indiğini gördüm. … aydın yolun ortasına kadar geldi. Bu esnada halk otobüsü ve arkasındanda bir taksi geliyordu. … aydın yolun ortasında durdu. Otobüs şöförü ihsan aydına çarpmamak için yolun sağına yanaştı. Orada durakta vardı. Durak olduğu içinde sağa yanaşmış olabilir. Otobüsün arkasından gelen taksi yola hızlı bir şekilde devam ettiği için ihsan aydına çarptı. … aydın yaşlı olduğu için hızlı haraket edemiyordu. Olay mahalline ben biraz uzak olduğum için otobüsten yolcu inip inmediğini farkedemedim. Taksi …a çarpınca … yola düştü. Ben bunun üzerine koşarak ihsan aydının yanına gittim. Daha sonra ambulans … ı götürdü. Olay mahallinde yaya geçidi veya üst geçit yok. Yayalar karşıdan karşıya oradan geçmektedir. Ben kazanın nasıl olduğunu gördüm. Kazanın olduğu yer ile benim bulunduğum yer arasında yirmi metre bir mesafe vardı. Tanıklık ücreti istemem.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
5.Tanık …; ”olayın meydana geldiği yerde benim lokantam bulunmaktadır. … aydın da benim işyerime gelmek için karşıdan karşıya geçmeye çalışıyordu. … aydın yolun sağına soluna bakıp yola indi. Yolun ortasına geldiğinde halk otobüsünün geldiğini farkedip yolun ortasında durdu. Halk otobüsü durağa girdi. Onun peşinden gelen taksi hızlı bir şekilde yoluna devam etti. Bunun neticesinde ihsan aydına çarptı. Otobüs ile taksi arasında mesafe vardı. Olaydan önce taksi şöförü firene bastı. Vururken durabildi. Olay mahallinde yaya geçidi ve trafik ışığı yoktu. Ancak herkes orada karşıdan karşıya geçiyordu. Tanıklık ücreti istemem.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
6.Tanık …; ”Ben bu konuda daha önce savcılıkta ifade vermiştim. O ifadem doğrudur aynen tekrar ederim. Olay günü ben işyerimde bulunuyordum. … aydın da benim işyerimin bulunduğu yerin önünden karşıdan karşıya geçiyordu. Otobüs durağa yanaştı. Otobüsün arkasından da bir taksi geliyordu. Gelen taksi firene basmasına rağmen hızlı olduğu için … a çarptı. … aydın karşıdan karşıya geçmek isterken yolu yarılamıştı. Otobüs gelince yolun ortasında durdu. Otobüs onun sağından geçti ancak arkadan gelen taksi kendisine çarptı. Orada trafik ışıkları, alt geçit veya üst geçit yoktu. Tanıklık ücreti istemem.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
7.Tanık…; ”Ölen mağdur benim babam olur. Kazaya ilişkin bir görgüm yoktur.Ancak kazadan hemen sonra yaklaşık 1-2 dakika içinde olay yerine gelmiştim. Olay yerinde babamın yerde yatar halde bilinci az da olsa açık olduğunu gördüm.Ambulans gelene kadar babamla konuşmaya çalışıyordum.ancak babam çok zor biçimde cevap vermeye çalışıyordu. Daha sonra ambulans geldi ve babamı hastaneye götürdük.Babam hastanede yaklaşık 10 gün kadar kaldı. Babam taburcu olurken doktorlar beyin kanaması geçirme riski var dikkatli olun dedi.Babamı eve getirdiğimizde babamın kalçasında yara olduğunu gördük.Bu yara kazadan önce yoktu. Babam kazadan önce sağlıklı bir insandı,ancak kazadan sonra bir daha kendini toparlayamadı.Kendisi yatalak olmuştu. Konuşamıyordu. Babamın evde tedavisi sürdüğü sırada durumu ağırlaşınca Özel …Hospital Hastanesi yoğun bakımına kaldırdık.Burada babamın beyin kanaması geçirdiğini söylediler.Babam 3 ay kadar burada bitkisel hayatta kaldı. Mama ile beslediler. Rahat nefes alabilmesi için boğazını deldiler. Daha sonra taburcu ettiler. Babamın 4 Nisan 2010 günü durumu ağırlaşınca ambulansı aradık. Sağlık görevlileri geldiği sırada babamın kalbi durmuştu. Sağlık görevlileri evde babamın kalbini yeniden çalıştırdılar ve Özel … Hastanesine kaldırdılar. Babam aynı günün sabahı vefat etti. Doktorlar babamın ölüm sebebini kalp yetmezliği olduğunu söylediler. Babama otopsi yapılmamıştır. Babamın kazadan ölümüne kadar olan süreçte tedavisine ilişkin tüm tüm tıbbi belgeleri avukatımız aracılığıyla dosyaya sunmuştuk.Babamın 16/04/2014 -21/08/2014 tarihleri arasında evde tadavisine devam ediliyordu.ancak bu tarihler arasında yaklaşık olarak 15 gün Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon bölümünde yatmıştır. Bunun dışında tedavisine evde devam edilmişti.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
8.Adli Tıp Kurumu İstanbul 1.İhtisas Kurulu tarafından tanzim edilmiş olan 01.09.2010 tarihli raporda; Ölen kişinin yaralanmasının hayati tehlike geçirecek ve basit tıbbi müdahale ile iyileşemeyecek şekilde olduğu, zamanında otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olmakla birlikte grafiklerin kurulumuzca incelenmesi neticesinde kaza öncesi kendisinde mevcut olan beyin damar hastalığından kaynaklanan iskemik alanlar bulunan kişide kaza sırasında oluşan travmatik değişimlerin iyileşmiş olduğu, tıbbi belgelere göre kazadan dört ay sonra kendisinde mevcut beyin damar hastalığından dolayı hastaneye müracaat ettiği ve bu hastalıktan kaynaklanan komplikasyonlar sonucu öldüğü anlaşıldığından kaza ile ölüm arasında illiyet bağının olmadığı belirtilmiştir.
9.Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından tanzim edilmiş olan 05.02.2015 tarihli raporda; Kişinin ölümü ile genel beden travmasına bağlı falaks kırığı ile birlikte beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğü, ölümü ile 15/04/2008 tarihinde maruz kaldığı trafik kazası arasında illiyet bağı olduğu belirtilmiştir.
10.Kaza tespit tutanağına göre; yayanın, duran aracın önünden aniden çıkması sebebiyle asli kusurlu olduğu, sanığın ise kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.
11.Trafik bilirkişi tarafından tanzim edilen 22.05.2015 tarihli raporda; sanığın, aracın hızını yol durumuna göre ayarlamaması sebebiyle tali kusurlu olduğu, yayanın ise ilk geçiş hakkını araca vermemesi sebebiyle asli kusurlu olduğu belirtilmiştir.
12.Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesi tarafından tanzim edilen 15.09.2015 tarihli raporda; sanığın, idaresindeki otomobil ile meskun mahaldeki yolda seyir halindeyken durak mahalline yaklaştığını ve kendisiyle aynı istikamette yolun sağ şeridinde seyir halinde olan otobüsün aniden hız azaltması durumunu dikkate alıp karşıya geçebilecek yayalar olabileceği ihtimaline karşı hızını düşürmesi ve otobüsün yanından geçmek üzere iken de ikazda bulunmak suretiyle seyrine daha kontrollü biçimde devam etmesi gerektiği hususlarına riayet etmediği, mevcut hızıyla seyrine devam edip otobüsün yanından geçmekte olduğu esnada da otobüsün ön tarafından karşıya geçmekte olan yayaya çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışı ile alt düzeyde tali derecede kusurlu olduğu, yayanın ise olay mahallinde yolda otobüsün ön tarafından seyir halinde bulunan sürücülerin görüş ve tedbir alma imkanlarını kısıtlayıcı biçimde karşıdan karşıya geçmek üzere yola çıktığı, geçişi öncesi yol üzerine kendi can güvenliği açısından gerekli-yeterli kontrolleri yapması ve ilk geçiş hakkını yolda seyir halinde bulunan araçlara vermesi gerektiği hususlarına riayet etmediği, yaklaşmakta olan sanık sürücü idaresindeki otomobilin hız ve mesafesini de dikkate almadan geçişi sırasında da otomobilin çarpmasına maruz kaldığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışı ile asli derecede kusurlu olduğu belirtilmiştir.
13.Sanığa ait adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
14.Mahkemece, Hukuki Süreç başlığı altında (2) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verildiği ancak gerekleri yerine getirilmeden karar verildiği belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.05.2019 tarihli ve 2018/16-60-2019/431 sayılı ilamında belirtildiği üzere; ”Ceza Genel Kurulunun 27.05.2014 tarihli ve 54-280, 24.04.2012 tarihli ve 391-173 ile 17.04.2007 tarihli ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere pek çok kararında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan yerel mahkemenin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu açıklanmıştır. Böylece, öğretide; “Özel Dairelerce bir eksiklik nedeniyle yapılan bozma kararlarına uyma kararı verilmesi halinde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğu” olarak ifade edilen istisna, uyma kararı verildikten sonra bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde uyma doğrultusunda işlem yapma zorunluluğu biçiminde kabul edilegelmiş ve istikrarlı olarak uygulanmıştır. Buna göre, hükmün temyiz incelemesini yapan Özel Dairece açıkça onanmaması hâlinde kararın kesinleştiği ileri sürülemeyecek, bozulmakla bir karar tamamen ortadan kalkacağı için, bozmaya uyma kararı verilmesi durumunda, sanığın hukuki durumu yeniden serbestçe değerlendirilerek yeni bir karar verilecektir.
Bununla birlikte uymadan sonraki serbestlik ilkesinin,
1-Özel Dairelerin bozma ilamlarına yerel mahkemece uyma kararı verilmesi halinde, bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkla yani bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğu,
2-1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesinde düzenlenen “cezayı aleyhe değiştirememe” veya “aleyhte düzeltme yasağı” şeklinde iki istisnası bulunmaktadır.”
Tüm bu değerlendirmeler kapsamında yapılan incelemede
Dairemizin 27.10.2021 tarihli ilamı ile; ”Dosya içeriğine göre; 15.04.2008 günü saat 16.05 sıralarında sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile meskun mahal içi, 50 km/h hız sınırının bulunduğu, bölünmüş, tek yönlü, dokuz metre genişliğinde, eğimsiz, düz ve iki şeritli yolun sol şeridinde seyir halindeyken, yolun sağından kaplamaya giren yaya …’a karşı hız azaltan halk otobüsün önünden şeridine giren yaya …’a aracının sağ ön yan çamurluk ile sağ dikiz ayna kısmı ile çarpması şeklinde meydana gelen ve yaya …’ın kazadan yaklaşık iki yıl sonra (05.04.2010’da) ölmesi üzerine kaza ile ölüm arasında illiyet bulunup bulunmadığı yönünden Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan 01.09.2010 tarihli ve 3043 karar sayılı raporunda; ölen …’ın hayati tehlike geçirecek ve basit tıbbi müdahale ile iyileşemeyecek şekilde yaralandığı, ölüm sebebinin mevcut beyin-damar hastalığına bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldi ve ölüm ile kaza arasında illiyet bağının bağının bulunmadığının bildirilmesi üzerine sanık hakkında Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığının 26.01.2011 tarihli ve 2011/230 sayılı iddianamesi ile 5237 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci ile ikinci fıkrasının (e) ve 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası gereğince cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasından sonra alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 05.02.2015 tarihli ve 183 karar sayılı raporunda; kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı falaks kırığı ile birlikte beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin ölümü ile 15.04.2008 tarihinde maruz kaldığı trafik kazası arasında illiyet bağının olduğu bildirildiği anlaşılmakla, sanığın tali kusurlu olarak bir kişinin ölümüne sebebiyet verdiği olayda,
Sanık hakkında taksirle öldürme suçundan suç duyurusunda bulunularak, atılı suçtan dava açılması halinde dosyaların birleştirilerek sanığın, hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden, sanığın TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca ek savunması alınarak taksirle öldürme suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi,
2.Sanık hakkında uzun süreli hapis cezasının TCK’nın 50/4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi gerektiği gözetilmeden TCK’nın 50/3. maddesinin dayanak gösterilmesi,
3.Hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, adli para cezasının belirlenmesine esas alınan tam gün sayısı ile uygulama maddesi olan TCK’nın 52/3. maddesi ile sonuç ceza olan adli para cezasının günlük miktarının takdir edilmesinin dayanak maddesi olan 52/2. maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,
4.5237 sayılı TCK’nın 85/1. ve 62/1. maddeleri uyarınca hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezasının günlüğü 20 TL’den adli para cezasına çevrilmesi sırasında sonuç cezanın 12.100 TL yerine hesap hatası yapılarak 12.000 TL olarak belirmesi” sebebiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş olup, bozma üzerine yapılan yargılamada 07.04.2022 tarihli celsede bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine rağmen, bozma ilamını etkisiz kılacak şekilde taksirle yaralama suçundan zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle düşme kararı verilerek bozma ilamına uyulması durumundan bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğuna aykırı olacak biçimde karar verilmesi,Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Anadolu 46. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2022 tarihli ve 2021/786 Esas, 2022/259 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde karar verildi.