YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9027
KARAR NO : 2023/3169
KARAR TARİHİ : 23.05.2023
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/238 Esas, 2021/1816 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2019/65 E., 2020/367 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Metekler Kav. Sar. Özo. Konf. Hay. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin hissedarı iken şirket hisselerini Düzce 3. Noterliğinin 23.12.2013 tarih ve 14878, 14879 yevmiye nolu hisse devri sözleşmeleri ile Fatih Metek ve Ömer Faruk Metek’e devrettiğini, davalı banka tarafından davacıya Beyoğlu 48. Noterliğinin 10.01.2019 tarihli ihbarnamesinin gönderildiğini, ihtarnameye davacı tarafından itiraz edildiğini, davacının şirket hissedarı iken 2013 yılında davalı banka ile şirket arasında imzalanan kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzaladığını ancak söz konusu kredi sözleşmesine istinaden kullanılan kredilerin borcunun kapatıldığını ya da kredilerin kullanılmadığını, şirket hisselerinin devrinden sonra 2017 ve 2018 yıllarında davalı banka tarafından şirkete tekrar krediler kullandırıldığını, hisse devrinden sonra kullandırılmış olan bu kredilerde davacının herhangi bir sıfatla imzasının bulunmadığını, buna rağmen davalı bankanın, davacıyı müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış gibi bu borçlardan sorumlu tutmaya çalıştığını, bu durumun hukuka uygun olmadığını, sözleşmeye konulan hükmün sadece hukukçu olan kişiler tarafından içeriği anlaşılabilecek bir biçimde kaleme alındığını, davalı banka tarafından davacı aleyhine takip işletilmesi ve devamı halinde davacının haksız olarak zarara uğrayacağını ileri sürerek davalı banka tarafından başlatılacak işlemlerin tedbiren dava sonuna kadar durdurulmasını talep ettiklerini, davalı banka nezdinde müvekkilinin hisse devrinden sonra dava dışı Metekler Kav. Sar. İzo. Konf. Hay. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanılmış kredi/kart sözleşmelerine konu alacaklar yönünden müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde;davalı banka ile dava dışı Metekler Kav. Sar. İzo. Konf. Hay. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında asıl borçlusu Metekler Kav. Sar. İzo. Konf. Hay. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. müteselsil kefilleri davacı … ile dava dışı … Metek ve… olan 02.05.2013 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi imzalandığını, dava dışı Metekler Kav. Sar. İzo. Konf. Hay. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. lehine taksitli ticari kredi hesapları, iskonto kredisi hesapları, esnek ticari hesap ve business kart hesabı açıldığını, adı geçen kredi hesaplarından asıl borçluya kullandırılan kredilerin ödemelerinin zamanında yapılmaması nedeni ile akdedilen kredi sözleşmesinden dolayı borçlu bulunan asıl borçlu ve müteselsil kefillerin hesabı kat edilerek kat ihtarının gönderildiğini, sözleşmeye müteselsil kefil sıfatıyla kefil olan davacının, dava dışı şirketin davalı bankaya olan borçlarından sorumlu olduğunu, davacının iddialarının aksine kefil sıfatıyla imzalamış olduğu 02.05.2013 tarihli Genel Kredi ve Teminat sözleşmesinde yer alan kefaletine dair sorumlu olduğu azami miktarın kefalet tarihi, müteselsil kefil olduğuna dair beyan ile ilgili yazıların bizzat davacının kendi eli ürünü olduğunu, sözleşmedeki kefil olunan miktarın sonradan doldurulduğu iddiasının da soyut ve yersiz bir iddia olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 2013 yılında kefil olarak imzaladığı, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan 200.000,00 TL ve 300.000,00 TL tutarlı kredi borçları ödenerek kapatıldığı, davacının 2013 yılında şirketteki hisselerini devredip şirketle bir bağının kalmadığı, sonrasında davalı bankanın, aynı asıl borçlu Metekler Kavafiyecilik Sarrafiyecilik Şti. ile 2014 ve 2015 yıllarında iki genel kredi sözleşmedi daha akdettiği, talimat yoluyla alınan bilirkişi heyet raporu ile hesap kat ihtarına konu alacakların, davacının kefil olarak imzaladığı genel kredi sözleşmesine değil, davalı bankanın aynı asıl borçlu Metekler Kavafiyecilik ile imzaladığı 2014 ve 2015 yıllarındaki ayrı genel kredi sözleşmelerinden kaynaklandığı, davacının kefil olarak imzalamış olduğu ve ödenerek kapatılan kredilerden sonra iki genel kredi sözleşmesi daha düzenlendiği, bu iki sözleşmeyi kefil olarak imzalayan … ve…’in 1.000.000,00 TL’ye kadar kefil oldukları, bu sözleşmelerde banka önceki kredi sözleşmesindeki kefaleti de dikkate alınarak kefalet limitini artırma yerine yeni bir limit belirlediği, dolayısıyla önceki kredi sözleşmesinden ayrı yeni bir kredi ilişkisi doğduğu, somut olayda, imzalanan ilk sözleşmedeki, “doğmuş ve doğacak borçlar” ibaresi, sonradan ayrı ve bağımsız olarak imzalanan kredi sözleşmesinden dolayı kefilin sorumluluğunu doğurmadığı, aksi halde bu ibarenin genel işlem koşulu sayılmasının kaçınılmaz olduğu, davacının sorumluluğunun kendi imzalamış olduğu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerle sınırlı olduğunun kabulü gerektiği, bu sözleşmedeki, doğmuş ve doğacak borçlar ifadesinin de, aynı sözleşme kapsamında kullandırılan, cari olarak kullandırılan gelen veya kullandırılacak krediler olarak anlaşılması gerektiği, davacının ilk imzalamış olduğu sözleşmedeki ifadelerin, bilgisi haricinde imzalanan başka kredi sözleşmeleri bakımından da sorumluluğunu doğurmasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci madde ve devamı maddelerindeki genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemelere aykırı olacağı, ayrıca kefalet sözleşmesinin niteliği dikkate alındığında sorumlu sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının, davalıya (asıl borçlu Metekler Kavafiyecilik Sar. İzo. Konf. Hayv. İnş. San. Tic. Ltd. Şti arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmelerine kefaletten kaynaklanan ve Beyoğlu 48. Noterliği 10 Ocak 2019 tarih ve 04449 yevmiye no.lu hesap kat ihtarnamesine konu asıl alacak tutarı olarak harçlandırılan) 598.720,45 TL borcu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının imzalamış olduğu sözleşme hükümlerinin 6098 sayılı Kanun’un genel işlem şartları ile yasaklanmış olduğunu ve bu hükümlerin yazılmamış sayılması gerektiği iddialarının kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının tacir olması dolayısıyla basiretli bir tacir olmak zorunluluğunun tabii bir neticesi olarak; söz konusu genel kredi sözleşmesi hakkında sözleşmenin imzalanma tarihinden önce bilgilendirildiğini, incelemesi için bir nüshasının kendisine verildiği hususunda yazılı beyanı da mevcutken, sözleşmenin 10.9 maddesinin genel işlem koşulu kapsamında kaldığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, davacının kefalet limiti dahilinde bu borçtan sorumlu olduğunun açık olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber, davacının sonraki tarihli imzası bulunmayan genel kredi ve teminat sözleşmelerinden sorumlu olmadığı kanaatinde olunması halinde; davacının imzasının bulunduğu 02.05.2013 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’ne istinaden teslim edilen Business Card’a ilişkin borçtan sorumlu olduğuna dair karar verilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme esas alınan 14.09.2020 tarihli bilirkişi raporu uyarınca, Beyoğlu 48. Noterliğinin 10.01.2019 tarihli ihtarnamesine konu edilen ve dava dışı Metekler Kav. Sar. Özo. Konf. Hay. İnş. San ve Tic. Ltd. Şti.’nin asıl borçlusu olduğu borçların, davacının şirket ortaklık paylarının devri sonrası, yeni ortaklar tarafından imzalanan 26.02.2014 ve 10.11.2015 tarihli genel kredi sözleşmeleri kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklandığı, bir başka anlatımla, davacının 500.000,00 TL azami miktar ile müteselsil kefil olarak yer aldığı, genel kredi sözleşmeleri kapsamında kullandırılan kredilere ilişkin olmadığı, bu şekli ile davalının kefil olarak imzası bulunmayan sözleşmelerden dolayı kullandırılan kredilerin ödenmemesinden dolayı sorumluluğunun bulunmadığı, ihtarnameye konu edilen kredi ve kredi kartı borçlarının asıl borçlu ile yapılan yeni ve müstakil genel kredi sözleşmelerine dayalı kullanılması, diğer yandan, davacının kefaletinin bulunduğu sözleşmenin 10.9. maddesindeki düzenlemenin, söz konusu kredi sözleşmesi kapsamındaki kaynaklanan borçlar yönünden sonuç doğurduğu, İlk Derece Mahkemesinin, davacının ihtarnameye konu edilen borçlardan dolayı sorumluluğunun bulunmadığına dair kararında usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, davacının genel kredi sözleşmesine kefalet dolasıyla borçlu olup olmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile 35 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesi ile aynı yasanın 114 ve 599 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.