Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2022/9865 E. 2022/16945 K. 14.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9865
KARAR NO : 2022/16945
KARAR TARİHİ : 14.12.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat …. tarafından, davalı … aleyhine 14.07.2009 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

K A R A R

Davacı vekili; davalı muris …’nin muhtaçlığının kalkması üzerine yetim aylığının 02.03.2001 tarihinden itibaren kesildiğini ve 01.02.2001 ile 31.07.2006 tarihleri arasında yersiz yapılan 8.092,58 TL ödemenin işlemiş faiziyle birlikte tahsili için Ankara 1. İcra Müdürlüğünün 2009/6447 esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine itiraz ettiğini belirterek haksız itirazın iptali ile icra inkâr tazminatı isteminde bulunmuştur.
Davalı muris …, davanın reddi gerektiğini savunmuş, davanın devamı sırasında ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
Davalı … vekili, açılan idari davada Danıştayın kararıyla işlemin hukuka aykırılığının tespit edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Diğer davalı mirasçılara usulüne uygun olarak tebligat yapılmasına rağmen davaya yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 11.04.2019 gün, 2018/3891 Esas ve 2019/2242 Karar sayılı ilamı ile; 27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5335 sayılı sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişik 5434 sayılı Kanun’un “Muhtaçlık” başlıklı 108. maddesinin 1. fıkrasında yapılan degişikliğin 27.04.2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği ancak davacı kurum tarafından, muhtaçlığın tespitine ilişkin değişikliğin 2005 yılı öncesindeki maaş ödemeleri de dikkate alınarak yersiz ödeme çıkarıldığı, yasanın yürürlüğe girdiği 27/04/2005 tarihi ile davalının yersiz aylık aldığının tespit edildiği 15/08/2006 tarihleri arasındaki aylıkların göz önünde bulundurularak alınacak bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporuyla yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kısmen kabulüne dair karar verildiği, kararın davalı …tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 22.10.2020 gün, 2020/2421 Esas ve 2020/3592 Karar sayılı ilamı ile; Ankara 15. İdare Mahkemesinin işlemden kaldırma kararından sonra … mirasçılarının davaya dahil edildiği ve 02.10.2015 tarihinde aynı mahkemenin 2015/2603 esas, 2015/1090 karar sayılı kararıyla, “değişik yasa hükmünde belirtilen asgari ücret kriterinin geriye doğru uygulanmak suretiyle davacının muhtaç olmadığına karar verilmesinde ve 01.02.2001 tarihinden itibaren yetim aylıklarının davacı adına borç çıkartılmasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline,” karar verildiği ve bu kararın Danıştay 11. Dairesinin 25.02.2016 tarihli ve 2016/102 esas, 2016/802 karar sayılı onama ilamı ile kesinleştiği iddia edildiğine göre davacının talebine dayanak olan idare mahkemesi dava dosyası, dosya arasına getirtilerek söz konusu karar diğer tüm delillerle birlikte tartışılarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmeyerek kararın bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak verilen son kararla, davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulduğu anlaşılmıştır.
1-) Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma gereğince karar verilmiş olmasına göre davacı vekilinin davalı …’ye yönelik bütün temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-) Davacı vekilinin davalılar …, … ve …’ye yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istkirar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir. (09/05/1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK)
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyulması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04/02/1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa’nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
Mahkemenin 18.02.2020 gün, 2019/399 Esas ve 2020/66 Karar sayılı kararı ile, davanın kısmen kabulüne karar verildiği; kararın, davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce sadece temyiz eden davalı … yararına bozma kararı verildiği, mahkemece bozmaya uyularak yapılan bu son yargılamada daha önce temyiz isteminde bulunmayan ve haklarındaki karar kesinleşen davalılar …, … ve …’yi de kapsar şekilde davanın reddi yönünde hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. Daha önce verilen kısmen kabul kararına karşı temyize gelmeyen davalılar yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuş olup mahkemece bu hususun gözetilmemesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin davalı …’ye yönelik bütün temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin davalılar …, … ve …’ye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 14.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.