Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/488 E. 2023/3717 K. 13.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/488
KARAR NO : 2023/3717
KARAR TARİHİ : 13.06.2023

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1429 Esas, 2021/1318 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/250 E., 2019/361 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil şirket ile davalı şirket arasında ticari satım ilişkisinin bulunduğunu, bu ilişki neticesinde müvekkil şirketin 314.636.55 TL alacağının doğduğunu, bu alacağın 19.12.2014 tarihli ihtarnameyle davalı taraftan istendiğini, davalının bu parayı ödememesi üzerine aleyhine ilamsız takibe geçildiğini, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline ve %20 oranındaki icre inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin davacının bayisi olduğunu, bu bayilik kapsamında müvekkil şirketin birden fazla işyeri kiraladığını, müvekkil şirketin bayilik yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen davacının bayilik anlaşmasına aykırı olarak müvekkiline ürün vermemeye başladığını ve başka bayilere yöneldiğini, müvekkil şirketin yatırım yaptığını, ek depolar kiraladığını, bu zararının davacı tarafından karşılanması gerektiğini, davacı ile cari hesap hususunda bir mutabakatı olmadığını ve böyle bir borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile %20 oranında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini; şayet davacı lehine hüküm kurulacak ise müvekkil şirketin sözleşmeye güvenerek yaptığı ilave harcamalardan dolayı tazminatın, ayrıca yaptığı kiralamalardan dolayı harcamaların tespiti ile davacı alacağından takas ve mahsubunun yapılmasına karar verilmesini istemiş, ıslah dilekçesi ile davalı şirketin davacı şirkete doğacak borçlarının teminatı olarak 14.05.2015 tarihine kadar geçerli 500.000,00 TL miktarlı teminat mektubu verdiğini, alacağı bulunmayan davacı şirketin doğal olarak iş bu teminat mektubunu davalı şirkete iade ettiğini, davalı şirkette söz konusu teminat mektubunu ilgili bankaya verdiğini, davacı şirketin davalı şirkete teminat mektubunu iade etmesinin, davalı şirketin davacı şirkete herhangi bir borcunun olmadığını ispat etmekte olduğunu, aksi durumun basiretli tacir sıfatına, ticaret hayatının işleyişine, hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, davacının davasını ispatla mükellef olduğunu, davacı alacağını ispat edemediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirketin yetkili kişilerine teslim edildiğini ispatlayabildiği, faturalı mal mevcudunun 624.290,15 TL olduğu, davacı şirket tarafından düzenlenen toplam fatura tutarının 3.704.015,91 TL, davalı ödemesinin ise 3.389.379,36 TL olduğu, ödeme tutarı, teslimi kanıtlanan faturalı mal tutarını aştığından davacının takip konusu bakiye cari hesap alacağını kanıtlayamadığı, diğer taraftan davalıya ait 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin Bildirim Alış (BA) formlarının incelenmesiyle; Katma Değer Vergisi (KDV) oranları dikkate alınmadığında davalı şirketin, davacının kestiği faturalardan, KDV hariç 2.929.798,00 TL tutarlı faturayı aldığı ve ticari defterlerine kayıt ettiği, bu durumda davacının en azından KDV hariç 2.929.798,00 TL fatura ve içeriği malları davalıya teslim ettiğini kanıtlamış durumda olduğu ancak, davacının defterindeki fatura mevcudu KDV dahil 3.704.015.91 TL olup, faturaların tamamı dosyaya sunulmadığından, hangi faturaların %8 KDV ve hangi faturaların %18 KDV üzerinden düzenlendiğinin tespitinin mümkün olamadığı, bu durumda davacının, davalının vergi dairesine BA formuyla eksik bildirdiği faturaların ve içeriği malların tesliminin kanıtlanması gerektiği, ancak davalının hangi faturaları eksik bildirdiği de belli olmadığından davacının tüm fatura ve içeriği malları davalıya teslim ettiğini kanıtlaması gerekmekte olup ne varki davacı, 2.929.798,00 TL + KDV dışında davalıya fatura ve içeriği malları teslim ettiğini kanıtlayamadığı ve yemin delili de hatırlatılmasına rağmen kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketinini alacak iddiasını ispat eden fatura ve irsaliyelerin tamamının dosyaya ibraz edildiğini, müvekkilinin davalıdan muaccel olduğu hâlde ödenmemiş 314.636,15 TL tutarında alacağının bulunduğunun bilirkişilerce müvekkili şirketin defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde tespit edildiğini, dosya kapsamındaki beyanlarında ve 22.05.2018 tarihli üçüncü ek bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçelerinde de detaylıca açıklandığı üzere, müvekkil şirket’in davalı şirketten cari hesap alacağına dayanak oluşturan fatura tutarları, malları teslim alan kişilerin kimlikleri, davaya konu faturalar ve bunların tevsik eder belgelerin dosyada mevcut olduğunu, 314.636,15 TL alacağı oluşturan 75 adet belgenin 60 adetini irsaliyeli faturanın, 14 adetini faturaların ve 1 adetini dekontun oluşturduğunu, bu belgelerin 1 adeti kredi kartı tahsilatına ilişkin dekont olup kalan 74 adet fatura veya irsaliyeli faturanın ise tutarca %74’üne denk gelen 65 adetinin Ayku Bilişim ortağı veya çalışanı olan kişilerce imza karşılığı teslim alındığını, bilirkişi kök raporu haricinde tanzim edilen diğer bilirkişi raporlarının açıkça kanuna, dosya münderecatına ve içtihatlara aykırı olduğunu, hatta kök bilirkişi raporunda müvekkili şirketin davalıdan, muaccel olduğu halde ödenmemiş 314.636,15 TL tutarında alacağının bulunduğu şeklinde tespit ve değerlendirme yapılmasına karşın, müvekkil şirketin alacaklı sıfatı ile ikame ettiği davada, en son tanzim edilen üçüncü ek bilirkişi raporu ile müvekkili şirketin hukuka aykırı şekilde borçlu çıkartıldığını, ibraz edilen ve iki kişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan ikinci bilirkişi raporunda müvekkili şirketin alacaklı olduğuna kanaat getirilmesine rağmen, tek bilirkişi tarafından hazırlanan rapor ile aksine görüş verilmesinin ve hüküm kurmak için bu raporun esas alınmasının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, nitekim üçüncü raporu tanzim eden bilirkişinin daha önce sunulan iki raporda da imzası olmasına rağmen bu kez önceki raporların aksine görüş belirtmesinin sebebinin de rapordan anlaşılamadığını, davalı şirket tarafından, kendisine yapılan tüm ihtaratlara rağmen, ticari defter ve kayıtların ibraz edilmesinden bilinçli bir kaçınma olduğunu, bununla beraber davalı tarafın dosyaya sunduğu beyan dilekçesinde “davacı taraf müvekkil defterlerine delil olarak dayanamamıştır” ibaresini kullansa da hem dava dilekçelerinin deliller kısmında “ticari defterler” ibaresinin kullanılmış olduğunu hem de davalı tarafın da aynı şekilde cevap dilekçesinde sunduğu delil listesinde “defter kayıtları” ibaresini kullandığını, bu durumda her iki tarafın da ticari defterlerini ibraz etme zorunluğunun olduğunu, itirazın iptali yargılamasına konu alacağın tevsik edilmesi isteniyorsa da bunun da ancak takibe konu alacağın kaynaklandığı faturalar ve belgelerle sınırlandırılmasının gerektiğinin gerek kanunun amîr hükümleri gerekse Yargıtay ilamları ile sabit olduğunu, müvekkili şirket tarafından dosyaya ibraz edilen faturaların hiçbirine bugüne değin davalı şirket tarafından herhangi bir şekilde itiraz edilmediğini, alacağa dayanak oluşturan faturaları teslim alan davalı şirketin, bu faturalara herhangi bir itiraz ileri sürmemiş olması karşısında, faturaların davalı şirket tarafından hukuken kabul edildiğine dair herhangi bir şüphe olmadığını, bu itibarla faturaları kabul eden davalının malların kendisine teslim edildiğine dair ek olarak sevk irsaliyesi talep etmesinin manasız olduğunu, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında herhangi bir bayilik sözleşmesi bulunmayıp taraflar arasındaki ticari ilişkinin müvekkil şirket tarafından davalıya bedel karşılığı tedarik edilen malların dağıtımına dayandığını, kaldı ki bayilik ilişkisi olsa bile davacı, yaptığı mal/hizmet satışlarından ötürü, muaccel olmuş tüm alacağını her zaman talep etme hakkına sahip bulunduğunu, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 316.446,39 TL alacağın takibe konu edildiği, takip sebebi olarak 27.12.2014 tarihli 314.636,15 TL tutarında bir adet cari hesap kaydının, 19.12.2014 tarihli 23.12.2014 tebliğ tarihli bir adet temerrüt ihtarnamesinin gösterildiği, davaya esas icra takibinin dayanağının davacı tarafından keşide edilen toplamda 596 adet 3.704.015,91 TL bedelli faturaya dayandığı, davacının KDV dahil edildiğinde toplam 255.571,48 TL tutarında fatura içeriği malları davalıya teslim ettiğini kanıtladığı, ancak davalının bazı faturaları %8 bazılarını %18 üzerinden tahakkuk ettirdiği, toplamda 3.714,015,91 TL fatura bedelinin hangisinin %8, hangisinin %18 KDV oranı üzerinden hesaplandığının tespit edilemediği, tüm faturalar yargılama aşamasında bilirkişi incelemesine sunulmadığından davacının esasen hangi oranda KDV hesapladığı anlaşılamamakla, bu sebeple teslim edilen emtia tutarında da belirsizlik ortaya çıktığı, davalının ise bahsi geçen ticari ilişki kapsamında dönem dönem yaptığı ödemelerin toplamının 3.389.379,36 TL olduğu, her şekilde bu tutarın teslime esas 255.571,48 TL tutarının üzerinde kaldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 83 üncü maddesi uyarınca tacir olan tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verildiği, davalının ihtara rağmen ticari defterlerini ibraz etmediği, davacının ticari defterlerini incelendiği, davacı defterlerinin usulüne uygun tutulmuş olup sahibi lehine delil değeri taşımakta ise de kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olmasının alacağın varlığına delalet etmeyeceği gibi defter kayıtlarının da ancak dayanaklarıyla birlikte delil olarak değerlendirileceği, somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde delil olarak münhasıran davalı vekilinin ticari defterlerine dayanmadığından, davalının ticari defterlerini sunmamasının davacı lehine yorumlanmak suretiyle davanın ispatlandığını söz edilemeyeceği, aradaki cari hesap ilişkisi kapsamında keşide edilen faturalara ilişkin olarak fatura tutarında mal teslimi yapıldığının davacı tarafından davacı ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış olduğundan İlk Derece Mahkemesince isabetli şekilde karşı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatıldığı, ancak davacı vekilince süresinde yemin metni sunulmadığı, bu nedenlerle davacının alacağının varlığını kanıtlayamadığından İlk Derece Mahkemesince verilen ret kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ticari satım ilişkisi kapsamında bakiye cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılmış olan ilamsız icra takibine vaki itirazın istemine ilişkin olup, davacı şirketin bakiye alacağının olup olmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı yasanın 232 nci maddesinin birinci fıkrası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nu (2004 sayılı Kanun) 67’nci maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 83 üncü maddesi.

3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,