Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2011/41 E. 2011/2227 K. 28.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/41
KARAR NO : 2011/2227
KARAR TARİHİ : 28.02.2011

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine vekili, davalı adına kayıtlı olan… Köyü 2055 parsel ile, Hazine adına kayıtlı … Köyü 774 parsel sayılı taşınmazların zeminde aynı yer olduğunu, mükerrer tapu kaydı oluştuğunu, Hazine adına kayıtlı taşınmazın kadastrosunun daha eski tarihli olup, davalı adına sonradan oluşan kaydın hükümsüz bulunduğunu ileri sürerek, mükerrer… Köyü 2055 parsel tapusunun iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazı ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan satış ile iyiniyetli olarak edindiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ikinci kadastronun hükümsüz olduğu ve iyiniyetin de korunamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-

Dava, mükerrer kadastro sebebiyle çekişme konusu 2055 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının 4721 Sayılı T.M.K.’nun 999.maddesi ve 3402 Sayılı Yasanın 22.maddesi hükmü uyarınca kütükten terkini isteğine ilişkin olup, mahkemece yapılan araştırma ve uygulama neticesinde, gerçekten de 2055 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 1960 tarihinde yapıldığı ve mükerrer kadastro olduğu saptanark Kadastro Yasasının 22.maddesi hükmü gözetilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). … Medeni Yasasının 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Bilindiği ve yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Ne varki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır.
Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Somut olayda, çekişme konusu 2055 parsel sayılı taşınmaz 5602 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca kişiler adına 17.5.1960 tarihinde tespit ve 29.11.1960 tarihinde de tescil edilmiş olup, izale-i şuyu davası neticesinde davalı taşınmazı edinmiştir.
Her nekadar, çekişmeli taşınmazla ilgili kayıt, mükerrer kadastro ile oluşmuş ise de, kaydın oluşmasına ilişkin işlemlerin Devletin, başka bir ifade ile sicillerin tutulmasından dolayı kusursuz sorumluluğu olan Hazine’nin bir rüknü olan kadastro ekibince gerçekleştirilmiş olup, buna göre sicil oluşmuştur. Kadastro işlemini yapan kurum Devletin bir organı olma durumundadır.
Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı tapu ile sağlanan mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Aksi düşünce, tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacaktır.
Kişinin mülkiyet hakkı sona erdirilirken karşılıklı hak dengesinin sağlanması için mülkiyet hakkı sahibine tazmini nitelikte bir bedelin ödeneceği de kuşkusuzdur. Bu düşünce, AİHM.’sinin bir kararında “…Ulusal hukuk ihlalin yol açtığı sonuçları tam olarak gidermeye imkan tanımıyorsa 41. madde AİHM.’ni uygun gördüğü adil bir tazminata hükmetmeye yetkili kılar…” şeklinde dile getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda somut olay incelendiğinde, davalının tapusunun iptal edilerek taşınmazın kayıt dışı bırakılmasında hukuka aykırı bir durum bulunmayıp, tapu sicillerinin tutulmasının kamu düzeni ile ilgili olması ve Devletin, tapu sicillerinin tutulmasından kusursuz sorumlu olduğu gözetilerek ve davalının tapu taydının iptalinden dolayı ancak, tazminat talebinde bulunabileceğinden usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı 2.80.-TL. bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 28.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.